Gurban olam size...

Gurban olam size...

Bilica’nın çukurunda hakemlerin durumunu irdelerken okuduğum “Hayat Sorar Türk İnsanına” adlı kitabında Cihan Demirci, “Başarısız hakemleri haftalarca dinlendiriyoruz…Başarısız başbakanlar için de bu uygulamaya geçilse iyi olmaz mı?..” diye soruyordu. Oysa başbakanlar da kimi zaman dinlenmeye alınıyordu


Bilica’nın çukurunda hakemlerin durumunu irdelerken okuduğum “Hayat Sorar Türk İnsanına” adlı kitabında Cihan Demirci, “Başarısız hakemleri haftalarca dinlendiriyoruz…Başarısız başbakanlar için de bu uygulamaya geçilse iyi olmaz mı?..” diye soruyordu. Oysa başbakanlar da kimi zaman dinlenmeye alınıyordu. Öyle ya, 1960 öncesinin son başbakanı sonsuz bir dinlenmeye alınmıştı. ‘70’li yılların başbakanlarından biri de yapılan uyarılar üzerine şapkasını alıp dinlenmeye giderdi ikide bir. ‘80’li yıllarda dinlenmeye alınan başbakanlar bir süre sonra yine başbakan olmuşlardı. Üstelik içlerinden biri daha sonra 864 rakımlı tepeye bile çıkmıştı. Yorulan başbakanların cumhurbaşkanlığına dikey geçiş yapması gibi bir eğilim de başlamıştı o zamanlar. Şimdinin başbakanı ise, başkanlık düşünüyor; ama niye düşünüyor bilinemiyor. Artık kendilerini mi dinlendirmeyi düşünüyorlar, halkı dinlendirmek mi istiyorlar, yoksa cumhurbaşkanlığı koltuğunu dinlenme yeri olmaktan çıkarmayı mı amaçlıyorlar, anlaşılamıyor bir türlü. Yani, kendiliğinden dinlenmeye çekilen bir başbakan görülemese de bugüne değin dinlenenler olmuştur.
Aslında, Demirci’nin sözü hakemlerle başlayınca başkanlara uzayacağını düşünmüştüm ben. Hani, spor kulübü olup da daha çok ayaktopu üzerine yoğunlaşmış etkinlik uğraşındaki kulüp başkanlarına. Onların da dinlendirilmesi gerektiğini düşünürüm ben. Hele de, başkanlığı sürdürebilmek için kulübü kendine bağımlı duruma getirenler. Adamların sağlığı; kulüplerin de varlığı gitti gidiyor; ama hâlâ ben derdindeler. Gazetecileri döveceğini söylemekle kalmayıp bir güzel tokatlayan, valiye kafa tutan, başka kulüplerin yöneticilerine “Kapa çeneni”, “Otur yerine” diyerek azarlayan; okuyanlarca çeşitli anlamlara çekilen kısa ileti yazarı olan başkanların bir süre de olsa dinlendirmeleri gerekmez mi?..
Televizyon izleyicilerini yerinden oynatan evlilik, evcilik gibi izlenceleri izlemekle görevlendirilebilirler örneğin. Daha iyisi oralarda yorumcu yapılabilirler. Kafaları ayaktopundan uzaklaşır, ilgileri başka konulara kayar. İzleyenlerin de yaşamları kayar; ama onların yaşamları öyle de böyle de kayıyor nasıl olsa. Önemli olan başkanların dinlendirilmesi. Böylece bozuk ağızları, çarpık dilleri başka bir alanda da değerlendirilmiş olur.
Spor kaygısıyla kavgaya tutuşanlar ile evlendirme çabasıyla ortaya çıkanların yaptıkları arasında çok büyük bir ayrıcalık olmasa gerek. Üstelik evlendirme işine soyunmuşların ruhbilimcileri de var. Sunucunun ruhbilimsel çözümlemelerini(!) başıyla onaylasa da; “… Hocamız beni doğrulayacak” sözüyle konuşabilse de; sunucunun yedi yaşındaki bir çocuğun yüreğinde mi, usunda mı yer etmiş olmasını ruhbilimsel bir yalakalıkla güzellik(!) olarak değerlendirse de. Sunucunun dışında ve onunla birlikte tüm adayların kendilerinin değil de birbirlerinin ruhsal değerlendirmelerini yaparken başta ruhbilimci olmak üzere herkes aşağılanmış olsa da bir ruhbilimci var hiç değilse. Belki başkanların ruhlarındaki saldırganlığı da biraz olsun alır bu durum.
Evlenmeye kalkıp da anlaşamayanların, sunucunun önce önderliğinde, sonra kışkırtıcılığında, içlerinde yedi yaş altı çocukların da olduğu onca insanın önünde sergilenen ağız dalaşında kullanılan sözler, sözcükler karşısında tüm başkanlar “Biz neymişiz meğer” diyerek kendilerinin ayırdına varırlar hiç değilse.
Kimi adayları doğal ve natürel bulan sunucunun onların ikametgah etmelerine ses çıkarmayıp modern giyimli isteyenlere karşı çıkması; iki durup, sanki kendi emanetçisiymiş gibi herkesi Allah’a emanet etmesi; sanki izlencenin olmazsa olmaz koşuluymuş gibi evlenmeye kalkan herkesin içki içmeyen eş araması karşısında kendilerine yeni bir yol çizer belki başkanlar.
Abi, abla, amca, teyze, dede, gız, bacım gibi ancak ve ancak çok yakınlar arasında görülebilecek seslenişleri ilk kez karşılaştıkları insanlara kullanmaları halklaşma, halkın düzeyine inme olarak algılayan bayağılığı gözleriyle görmüş olurlar da, kendi inceliklerine(!) bayılırlar belki de.
Düşünüyorum da başkanların tutumları TFF’nin ilgisini çekerken abla, abi, ana, baba, dede, nine konumundaki insanların günün ortasında yaptığı evlilik savaşının, çocukların gece şarkı söylemelerine karşı çıkan RTÜK’ün ilgisizliğini çekmesini anlayamıyorum. Bu sessizliğin altında bir şey olmalı.
Eskilerden kalma bir şarkının “Gurban olam size ey komutanlar, kızları da alın artık askere...” sözleriyle bitirmeye kalksam yazıyı, darbe çağrısı yaptığım düşünülecektir. Oysa sadece başkanlara gönderme yapmaya çalışıyorum. Gurban olam size, kendinizi çekin yedeğe…
Üstün Yıldırım
www.evrensel.net