Auroville (Tankent) Üstüne...  (2)

Auroville (Tankent) Üstüne... (2)

Tankentlilerin günlük yaşamında doğaüstü öğelerin büyük bir önemi var. Zaten Tankentlileri birarada tutan, dinsel/ruhani/doğaüstü inançlar. Kentliler, dinsel/ruhani/doğaüstü etkinliklere büyük zaman ayırıyor


Tankentlilerin günlük yaşamında doğaüstü öğelerin büyük bir önemi var. Zaten Tankentlileri birarada tutan, dinsel/ruhani/doğaüstü inançlar. Kentliler, dinsel/ruhani/doğaüstü etkinliklere büyük zaman ayırıyor. Boşinançlar yaygın. (Tankent’teki kimi çeşmelerdeki su, suya Bach ve Mozart dinletilerek daha sağlıklı duruma getirilmişmiş!..) Kuruluşundan başlayarak, kavramsal bir sorun, bir yandan, Tankent’in tüm dinlerden insanlara açık olduğunun söylenmesi ama öte yandan, Aurobindo’cu olmayanların kente kabul edilmemesi. Yani Tankent, “gel, gel, ne olursan ol gel” demiyor. Ayrıca, Tankent, tembellerin kenti değil; yalnızca, kente katkı yapacak çalışkan insanlar kabul ediliyor. ‘Kumsal’ (the Beach, 2000) izitindeki gibi uyuşturucu cenneti uman AB(D)liler, Tankent’te düş kırıklığına uğruyor. Zaten Tankent’te içki bile yasak. İçki içmek isteyenler, yerleşimin dışındaki yarı-gizli içkievine gidiyor.
Tankent, başlangıçta kafa emeği ve kol emeğinin ayrışmadığı, herkesin imeceyle her işi yaptığı bir yerken, ilerleyen yıllarda, kol işleri için çevredeki Tamil köylerinden köylüler çalıştırılmaya başlandı. Tankent, böylece, tüm yüce ülkülerden uzaklaşmış oldu. Şimdi Tankent, kölelere dayalı eskil Yunan elerki (demokrasi) gibi. Durum, İsrail’de eşitlikçi ülkülerle çıkıp sonra ağır işlerde Araplar’ı ve Afrikalılar’ı çalıştıran kibbutz denemelerine benziyor. Buna bağlı olarak kentte sıklıkla konuşulan bir konu, çevredeki köylerden başvuru yapan Tamil köylülerin kente kabul edilip edilmeyeceği. Köylüler, tutumbilimsel (ekonomik) nedenlerle Tankent’te yaşamak istiyor. Ancak, yönetim, kendine bakamayacak durumda olanların gelişiyle Tankent’in çökmesinden korkuyor ve ayrıca, onları, Tankent’e kabul edilecek kadar ‘ruhani’ bulmuyor. Zaten, yönetim, bu konuda yumuşak olsaydı, 1.13 milyar nüfuslu Hindistan’da, Tankent’e kısa sürede on binlerce insan doluşurdu. Ancak, kuruluştaki sayısal hedef (50 bin) karşılanacaksa, dışarıdan gelenlere açık olmak, bir zorunluluk oluyor.
Tankentlilerin evleri, yerleşimciler arasındaki eşitsizliği yansıtıyor: Lüks villaların hemen yanında, ortaklaşa kullanılan toplukonutlar var. Birçok yapı, geleneksel Tamil öğeleri kullanırken, diğerleri, tüm Hindistan’ın en gelecekçi (fütüristik) yapılarından. Kuruluşta, Ana, Tankent’te özel mülklüğün olmasını istememişti. Herşey herkesin olacaktı. Ancak onun ölümünden sonra, mülklük gelişiyor; Tankent evleri alınır satılır oluyor. Bugün yerleşimde yaşayanların bir bölümü, kendi evlerinin sahibi değil. Dahası, kentte, Avrupalılar ve Kuzey Hindistanlılar üst konumda; Tamiller, alt konumda. Tankentliler, genel olarak Hint dinlerine ilgi duyuyor ama bölgenin yerel ekini olan Tamil ekiniyle bir ilgileri yok.
Ana’nın dileği, Tankent’te para kullanılmamasıydı. Ancak, uygulayımsal (pratik) nedenlerle, bu, gerçekleşemedi. Ama para kalksa bile, ondan da beteri var: Kentin göbeğindeki Matrimandir’in dış yüzeyi altın. Yapının altın yüzeyli oluşu, kentin ülküleriyle ters düşüyor. Durum, malı mülkü reddeden Buda’nın yüzyıllar sonraki izleyicilerinin, onun için altın heykeller ve tapınaklar dikmelerine benziyor. Başından beri altını göbeğe koyan bir kentin alsatçı (ticari) olması değil olmaması şaşırtıcı olurdu. Thomas More’un iyidüşünde (ütopya), bunun tam tersine, altın, değersiz. Düşadada, altın, kolaylıkla bulunduğundan, köleleri ve suçluları bağlamak için altın zincirler kullanılıyor; altın, ağır işçiliğin ve suçun simgesi sayılıyor. Tankent’in Thomas More’dan öğrenecekleri var.
Tankent’te çokça sorun var. Gerçekler, kurucu ülkülerle uyuşmuyor. Ancak, yine de, kentte güzel çalışmalar da yapılıyor: Kentin çevresindeki Yeşil Kuşak’ta, yıllar süren ağaçlandırma çalışmalarının bir ürünü olarak 3 milyon ağaç var. Tankent, Hindistan’ın en yeşil yerleşimlerinden biri. Yerleşik ve konuk araştırmacılar, birçok çevre dostu ürün ve seçenek enerji araçları geliştiriyor. Kentin ana aşevi, güneş enerjisiyle çalışıyor.
Öte yandan, Tankent’in geleceği parlak görünmüyor: Kentin genişlemesi çok zor, çünkü çevresindeki topraklar, geçen yıllarda çok pahalılandı. Diğer bir sorun, Tankent’in 7-8 kilometre yakınında olan Bengal Koyu’ndan gelen tuzlu suyun tarıma verdiği zarar. Herşeye karşın, sıfırdan ikibin kişilik bir yerleşim kurmak kolay değil; kentin 1968’den bu yana varkalması bile tek başına büyük bir olay.
Tankent’te doğup büyüyen ikinci kuşak, kentle ilgili birçok olumsuz düşünceye sahip. Avrupalı yüksek gelirli yetişkinler, Tankent’e ülkelerindeki hızlı yaşamdan kaçarak gelmişken, ikinci kuşak için kent, bir tür hapishane. Gençler, eğitim yıllarını Tankent’te geçirdiklerinden, dış dünyayla bağları kopuk; dışarıda iş bulmaları zor.
Toplumbilimin babalarından Durkheim’a göre, toplumsal kuralların sayısı, nüfus yoğunluğuyla doğru orantılı: Çok sayıda insan, dar bir alanda yaşadığında, daha çok sorun ortaya çıkıyor. Tankent, gelecekte büyürse, sorunları da büyüyecek. Küçük olsun Tankent olsun o zaman... (bitti)

İlgilisine Kaynak
Pillai, S. (2005). Auroville: Philosophy, performance and power in a transnational utopian community in South India. Doktora savı. New York Üniversitesi.
Dr. Ulaş Başar Gezgin
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.