Franz Kafka’ya Mektup

Sayın Bay Franz Kafka,


Sayın Bay Franz Kafka,
Bu mektubu sizin doğduğunuz ülkeden çok uzak olmayan bir şehirden, ama döneminizden çok uzak bir tarihten yazıyorum. Öylesine öykülerinizde, romanlarınızda yaşar gibiyiz ki, bu mektubun elinize bir şekilde ulaşacağına inanıyorum. Yıllardır bir Ceza Kolonisi’nde yaşıyoruz zaten. Henüz “değişim”e uğramadık yani uyandığımızda kendimizi bir hamam böceği olarak bulmadık ama sanırım o gün de çok uzak değil.
Milena’ya yazdığınız mektupları okurken size yazmayı düşündüm. İnsanlarımızın bir dönem darbelerin travması diye adlandırdığımız sarsıntıdan kalan durumu hangi şartlardan devraldığınızı düşündüm acı acı: “…O kadar çekingen ve ürkeğiz ki, hemen her mektup farklı, hemen her mektup bir öncekinden korkuyor; gelecek cevaptansa daha fazla korkuyor. Siz doğuştan böyle değilsiniz, insan bunu kolayca görebiliyor. Bana gelince; belki ben bile doğuştan böyle değilim, ama artık neredeyse böyleymişim gibi bir hale geldi, yalnızca ümitsizlik ve olsa olsa kızgınlık anlarında geçiyor, tabii bir de şunu unutmayalım: korkunca”.
Sayın Franz Kafka,
Size “Sevgili Franz” diye seslenebilmek isterdim, ya da “Sevgili Kafka” diye. Ne yazık çevrenizden duyduğunuz sakınmaya saygı duymalıyım. Bizim zamanımız, mektuplarınızdan doksan yıl sonra, öykü ve romanlardaki kurgularınızı doğrular durumda. Dava romanınız, aklanma kararı ağır bir ceza alması için durmadan bozulan Pınar Selek’in davasının yanında epey akla yakın. Roman mı gerçek mi daha dramatik ve incitici karar veremedim.
Sayın Franz Kafka,
Prag benim görmeyi istediğim bir şehir. Ama her seferinde çok yakınından geçmemize karşın uğramaya korktum. Viyana ile ilgili satırlarınız geldi aklıma. Şehrin gözlerini üstüne dikip bakan evlerinizi anlatmışınız ya Milena’ya. Bütün yabancı şehirlerde yaşarım ben bu duyguyu. Bir kez Afyon yolunda otobüsümüzün çevresinde motosikletler fır dönerken, düşmanca işaretler yapılır, sloganlar atılırken benzer bir duyguyla sarsılmıştım. Metin Göktepe’nin mahkemesine gidiyorduk. Yanımda Metin’in yaşıtım annesi. Onun bakışından kaçıp, boşlukta kalmayı istemiştim. her şeyden ben suçluymuşum gibi. Çokça bildiğim baş dönmesi çeşidi bu. Bir başkaldırı belki de. Uyanınca kendimi neden hâlâ hamamböceği olarak bulmadığıma şaşılabilir.
Bay Franz Kafka,
Yazdıklarınız, Türkiye’de bir kuşağı iyice etkiledi. Bu etkileyiş bugün yazarlığa başlayışları yarım yüzyılı aşmış bir kuşağın öncüsü sayılmanıza yol açtı. Oysa dedim ya, aslında koşullarımız benziyor belki de. Din, bürokrasi ve cümle feodal ilişkiler… Ortaçağ biçim olarak mimaride örnekse yalnızca yapıların pencerelerinde kalsa ne kadar kolay alt edilirdi.
Sevgili Franz Kafka,
Sizin döneminizin yalnız tanığı değil savcısı da olduğunuza inanıyorum. O yüzden sizi saygıyla selamlıyor, ama bir anne gibi şefkatle kucaklıyorum. Dünyamızdan ayrıldığınızda oğlum olabilecek yaştaydınız. (Koşulların mahkumu olmanız ise içimi acıtıyor).
Bu mektubu anınıza bir saygı demeti olarak algılayın. Yanınızda olduğuna inandığım Milena’nın gözlerinden öperim. Ona bir kucak gül yollamak isterdim. Ama aramıza güllerin bile dikenlerinin girmesini istemiyorum. İncinmeniz ve incitilmemiz yetmeli artık.
Sevgiyle.
Sennur Sezer
www.evrensel.net