MERCEK

  • Türkiye’yi yöneten sermaye temsilcilerinin, İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü işgal, kıyım ve yıkım politikasını kınama ...


    Türkiye’yi yöneten sermaye temsilcilerinin, İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü işgal, kıyım ve yıkım politikasını kınama ve fakat iki devletin ABD koordinasyonu altında, ve onun stratejisine bağlanan ‘iş birliği’nin esasına dokunmama “taktiği”, halk kitlelerinin artık daha geniş kesimlerince de bilinir duruma gelmiştir. Buna karşın, Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’ye yardım malzemesi götürenlere yönelik vahşice saldırısı ve cinayetlerine yönelik başlattığı ve hükümet sözcülerinin bir süre devam ettirdikleri ‘keskin protesto’nun, çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi ve emekçilerinin zulme öfkelerini yükseltici ve Filistin halkına dostluk/kardeşlik duygularını okşayıcı bir rol oynadığı bir gerçektir.
    İKİLİ DURUM
    Ortada ikili bir durum vardır ve bu yeni bir olgu da değildir. İsrail devleti, tüm uluslararası burjuva devlet ilişkilerini ve ‘uluslararası sular’ hukukunu çiğnemeyi “göze alır”(!)ken, en büyük güvencesinin Pentagon-Beyaz Saray karargahı olduğunu bilerek hareket etmiştir ve etmektedir. Obama’nın Yardımcısı Joe Biden bunu teyit ederek, bu korsanlığın ardındaki esas güç olduklarını bir kez daha göstermiştir. Petrol başta gelmek üzere enerji kaynaklarını denetimlerine alma ve silah ticaretinden büyük vurgunlar sağlama politikasını izleyen tekeller ve politik-askeri temsilcileri Ortadoğu’nun petrol ve gaz alevi üzerinde tutulmasını daim kılmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İsrail, bu politikanın ABD ve suç ortakları tarafından “vaz geçilmez”(!) ilan edilmiş taşeronu ve aracıdır. Joe Biden bundandır ki, İsrail’in gemiye baskın yapma hakkını teslim etmekte ve “İsrail’in güvenlik çıkarları konusunda mutlak bir hakkı var” diyebilmektedir.
    Diger yandan ise, bu yayılmacı-yağmacı politika ve onun aracı olarak İsrail’in eylemleri giderek daha yoğun tepkilere neden olmaktadır. Batı’nın büyük emperyalist güçleri İsrail işgal ve yayılmacılığının korumasını uzun on yıllar boyunca yaparlarken, bugün neredeyse ilk kez “ortak ses” ile İsrail yönetimini kınamak zorunda kaldılar. Siyonist çeteyi, onlarca yıldır Arap ve Pers halkları başta olmak üzere bölge halklarına karşı emperyalist-siyonist yayılmanın aracı olarak “geliştiren” ABD dahi, bu son korsanlık karşısında, deyiş yerindeyse köşeye sıkışmış/sıkıştırılmıştır!
    ERDOĞAN’IN VE GÜLEN’İN AÇIKLAMALARI
    Bölgenin Arap, Türk ya da Kürt işbirlikçi burjuva kesimleri ve onların ikiyüzlülüğü bir yana bırakıldığında, halkların çok büyük kesimlerinin istemleri de duyguları da, Siyonist barbarlığın yıkım, işgal ve savaş politikalarının son bulması, İsrail gericiliği ve ardındaki emperyalist burjuva güçlerin bölgeden püskürtülmeleri yönündedir ve bu istem daha da belirginleşmiştir. Türkiye emekçilerinin küçümsenemez bir kesiminin, hükümet sözcüleri ve özellikle de Erdoğan’ın “sert”(!) açıklamalarını olumlu karşılamalarının ardında bu vardır. Kitleler, bu sert açıklamalarla yetinilmemesini, İsrail ve ardındaki emperyalist güçlerin geriletilmesi için ikili ve askeri anlaşmaların iptal edilmesini, stratejik işbirliği anlaşmalarının geçersiz sayılmasını, Türkiye topraklarının İsrail savaş uçaklarına kullandırılmamasını istemekte, bu konuda hükümet ve liberal ya da sahte antiemperyalist muhaliflerini bir tür sınavdan geçirmektedirler. Hükümet politikasındaki “patinaj”ın, onun ABD’deki ve ABD yönetiminin korumasındaki en önemli destekçisi Fethullah Gülen ve “cemaati”nin İsrail korsanlığına verdiği desteğin, “Hocaefendi”nin Gazze’ye izinsiz gitmeye çalışmayı “Çok çirkin şey” olarak nitelemesi ve “Otoriteye karşı gelme”yi suç sayan açıklamalarının bu kesimler içinde yarattığı sarsıntı, iz bırakmadan geçip gidemeyecektir. The Sunday Times adlı İngiliz gazetesinin İran’ı gözetleyen bir İsrail istihbarat istasyonunun Türkiye’de bulunduğu yönündeki haberi, hükümet ve Amerikancı destekçilerinin, ikiyüzlülüklerini sürdürmede giderek daha fazla zorlanacakları gelişmelerin artacağının bir diğer göstergesidir. Erdoğan ve bakanlarının “yumuşak geçiş”i başladı bile! Hükümet ve partisiyle devlet yönetmede iplerin kinin elinde olacağı üzerine kavgaya tutuşanların kimi sözcüleri ise, İsrail’in organize misyonerleri gibi hareket etmekte sakınca görmüyorlar. Erdoğan’ın açıklamalarında “Çok fazla ileri gittiğini” ileri sürerek, bir an önce geriye çark etmesini istemektedirler. Holding gazetelerinde yazanların önemli bir kesimi ile CHP’nin kimi yönetici ve sözcüleri bu kesim içinde yer alıyorlar.
    İç ve dış politikanın çok yönlü ve çeşitli iç içeliği ve birbirini besleyip etkilemesinin yansımaları bu olay bağlamında bir kez daha görüldü. Egemen sınıfların çeşitli temsilcileri olayları ve gelişmeleri sermaye çıkarları, uluslararası kapitalist/emperyalist rekabet ve “bölgeye şekil verme”(!) iddiasıyla ele almaktadırlar. Bu çıkar çatışmalarının Türkiye, İsrail, ABD, İran, Rusya başta olmak üzere bölgenin “denetimi ve düzenlenmesi”(!)nde şöyle ya da böyle güç ve iddia sahibi olan devletler arasındaki ilişkilerin gelişme yönüne göre şekillendiği, üzerindeki örtünün delik-deşik olması nedeniyle artık gizlenememektedir.
    Ancak bu politikalar kitleleri ne denli yanıltıcı olursa olsun, bölge halkları ve Türkiye emekçileri arasında, bölgenin yıkım ve istilalardan kurtulmasıyla ABD-İngiliz ve Batılı öteki emperyalistler ile İsrail yayılmacı politikalarının yenilgiye uğratılması; bu güçlerin Balkanlar-Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya’daki etkisinin son bulması arasındaki ilişki giderek daha net şekilde açıklık kazanmaktadır.
    İSRAİL İŞGALİ
    SON BULMALI
    İşçi sınıfı ve onun uyanmış ileri kesimleri başta olmak üzere emekçiler, ilerici aydınlar ve gençlik kesimleri emperyalistlerin bölgeye müdahalesinin son bulmasını, bölgedeki tüm güçlerini çekmelerini, İsrail’in Golan tepeleri dahil işgal ettiği tüm yerlerden çekilmesi ve kendi devlet sınırları içinde, bölge halklarıyla eşit ve barışçıl ilişkiler temelinde yaşamayı kabul etmesini istemektedirler. Bunun için öncelikli olarak İsrail’in Filistin halkının bağımsızlığını tanıması, Filistin içindeki kolonici yerleşimini ve ördüğü duvarları dağıtması gerekmektedir. İsrail, Nükleer tehdit olma durumuna son vermeli, Türk devleti İsrail ile askeri işbirliği anlaşmalarını derhal iptal etmeli, ona askeri tatbikat olanağı tanımaktan vazgeçmelidir. Türkiye, İsrail ve İran “Bölge gücü olma” iddialarıyla bölgede çatışma koşullarını olgunlaştırıcı politikalardan vazgeçmeli, Arap gerici hakim güçlerinin emperyalizmin payandası olmalarına son verilmelidir.
    Bu yönde sağlanacak bir gelişme ancak işçi sınıfı ve emekçi diğer tüm kesimlerin devletler ve hükümetleri baskı alarak onları geri adım atmaya zorlayacak kendi bağımsız devrimci mücadeleleriyle mümkündür. Bugünkü koşullarda böylesi bir çalışma hem daha fazla zorunlu hale gelmiştir hem de daha fazla dayanağa sahiptir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net