Benim de sesim var

El Salvador, Orta Amerika’nın ortasında güzel bir ülke. “El Salvador” denince artık akla ilk gelen adlardan biri, Honduras sınırına yakın bölgedeki El Mozote


El Salvador, Orta Amerika’nın ortasında güzel bir ülke. “El Salvador” denince artık akla ilk gelen adlardan biri, Honduras sınırına yakın bölgedeki El Mozote. Bunun nedeni, El Mozote’nin güzelliği, doğası veya kültürüyle olabilirdi ama El Mozote ve bölgedeki diğer yerleşim yerlerinin adalet ve barış içinde yaşama olanağı pek olmadı. El Salvador’da halklar, yeni dünya Amerika’daki birçok halk gibi çok zor günler gördü, çok acılar çekti. Ama El Mozote’nin dünya çapında tanınır olmasını sağlayan eşi benzeri pek görülmemiş bir kıyımdı.
El Mozote’de olanları anlatmak çok zor. Ama anlatmak gerekiyor. Aralık 1981’de El Salvador ordusu, Morozan bölgesine yönelik bir harekat düzenledi ve gerilla bölgesi olarak bilinen bölgedeki kimi yerleşim yerlerini yok etmeyi hedefledi. Harekatın iki temel amacı vardı. Ordunun en acımasız, en eğitimli Atlacatl Taburu’nun, bir yandan “balığı yakalayamıyorsan denizi kurut” mantığıyla bölgeyi gerillalar için yaşanmaz kılması; diğer yandan, bölgedeki halkı dehşete düşürmesi ve gözünü hiç görülmemiş bir şekilde korkutması isteniyordu.
LA MATANZA
El Mozote kasabası halkı Protestandı ve Katolik nüfus içinde yayılan kurtuluşçu inanç akımlarından uzaktılar. Kasabalıların gerillalarla ilişkisi yoktu. Atlacatl Taburu bölgeye yönelik harekata başladığı sırada, kasabaya dokunulmayacağı haberi gelmişti. Ancak tabur kasabaya ulaştığında hedefin hiç de söylendiği gibi olmadığı ortaya çıktı. Herkesin evine kapanması ve dışarı çıkmaması emri verildi. Çevre köylerde yaşayanların arasından kasabaya dokunulmayacağı haberine inanarak gelenlerle birlikte evler kalabalıktı. Kimse dışarı çıkamıyordu.
Sabah olunca askerler önce erkekleri topladı; sistematik bir şekilde hepsini küçük gruplara ayırdı ve her grubu korkunç bir acımasızlıkla öldürdü. Rufina Amaya, 29 yaşındaki eşi Domingo Claros’un başına gelecekleri bilmiyordu. Rufina ve oğlu Cristino, bir ara camdan dışarı baktılar. Tam o sırada Domingo ve yanındaki bir diğer kişi kaçmaya çalıştılar. Askerler buna izin vermedi. Açtıkları ateşle öldürdükleri iki erkeği maşetelerle doğradılar ve kafalarını kopardılar. Kasabadaki her erkek bu şekilde öldürülecekti.
Ardından kızlar ve kadınlar, askerler tarafından kasabanın dışındaki bir tepeye götürüldü. Onlar, yaşları ne kadar küçük olursa olsun, ölmeden önce cinsel şiddete maruz kalacaklardı. Erkeklere ve tepeye götürülenlere olanlar anlaşıldığında artık çok geçti. El Mozote yok ediliyordu.
Öğlen sıra kadınlara gelmişti. Onlar da küçük gruplar halinde öldürüldüler ve götürüldükleri ev ateşe verildi. Bu kıyımdan yalnızca Rufina Amaya kurtulabildi. Ama Rufina Amaya, belki de ölmekten kötüsünü yaşamak zorunda kaldı. Atlacatl Taburu komutanları, kasabadaki yetişkinlerin öldürülmesinin ardından çocukların öldürülmesi gerektiğini, öldürülmezlerse birer gerilla olacaklarını düşünüyordu. Rufina Amaya, çocuklarının öldürüldüğünü duydu ama onların yardım çığlıklarına yanıt veremedi.
Çocuklara yapılanların tek tanığı, bu kıyımdan -daha sonra “La Matanza” diye anılacak olan bu vahşetten- kaçarak kurtulan bir çocuktu. Chepe Mozote, Atlacatl Taburu’nun evde saklanırken bulduğu çocuklardan biriydi ve bulunan çocuklara uygulanan korkunç işkencelerin ve kıyımın tanığı olmuştu. Askerler, “Sizler gerillasınız ve bu da adalet” diye bağırarak çocukları teker teker öldürüyordu. Chepe, iki yaşındaki küçük kardeşinin asıldığını gördükten sonra koşarak kaçtı ve açılan ateşten kurtuldu.
O gün El Mozote kasabasında 1000 kadar insan öldürüldü. Olanların tanıkları, yalnızca Rufina ve Chepe idi. Öldürülenlerin arasında 150 kadar çocuk vardı. Seneler sonra yapılan araştırmalarda, 112’si çocuk kafatası olmak üzere 700’ün üzerinde teşhis edilebilen ceset bulundu.
SORUMLULAR
El Mozote ve çevresindeki köy ve kasabalardaki kıyımın baş sorumlusu, hiç kuşkusuz Atlacatl Taburu ve komutanı Albay Domingo Monterrosa idi. Atlacatl Taburu, ABD yönetimi tarafından sağlanan “askeri danışmanlar” ve silahlarla güçlendirilmiş ve Albay Domingo Monterrosa tarafından bir ölüm makinasına dönüştürülmüştü. Albay, askerlerin kendilerini acımasız birer savaşçı olarak görebilmesini sağlamak için daha önce denenmemiş yolları kullanıyordu. Askerlerin buldukları hayvanları öldürmeleri, kanlarını yüzlerine sürmeleri ve iç organlarını çıkararak akan kanı içmelerini sağlıyor; bu gibi yöntemlerle onları insanlıktan çıkarıyordu. El Mozote’de kıyım sırasında sıra çocukları öldürmeye geldiğinde duraksayan askerlere, Monterrosa’nın subayları örnek olmuştu. Çocuklar geleceğin gerillaları demekti ve onları acımasızca öldürmek gerekiyordu. Atlacatl Taburu adaletin kılıcıydı.
ABD YARDIMI
Kıyımın üzerinden iki ay geçmeden, gerillalar bölgeye New York Times ve Washington Post gazetelerinin muhabirlerinin gelmesini sağladılar. Gazeteciler, Rufina Amaya’nın anlattıklarını dünyaya aktardılar. ABD Başkanı Reagan, El Salvador’a yapılan yardımın kesilmesini istemiyordu. New York Times ve Washington Post gazetelerinde yer alan haberler, ABD Kongresi’nin yardımı tartıştığı döneme denk gelmişti. Reagan yönetimi, ABD’nin El Salvador Büyükelçiliği’nden gelen raporlara dayanarak haberleri yalanladı. Ancak Kongre’nin ikna olması için başka bir yol izlenmesi gerekiyordu. Bu yol, yardımın El Salvador hükümetinin uyarılması ve uyarılara uyması koşuluyla verilmesiydi. Bu şekilde Kongre temize çıkarıldı ve yardım akmaya devam etti.
HAKİKAT
El Mozote Kıyımı’nın tümüyle açığa çıkması için uzun zaman geçti. Ocak 1992’de başlayan barış sürecinin ardından kurulan Birleşmiş Milletler “Hakikat Komisyonu”, hazırladığı raporda El Mozote Kıyımı’na geniş yer ayırdı. Bu rapordan ve kendi araştırmalarından yararlanan Yazar Mark Danner, Aralık 1993’te New Yorker dergisinde El Mozote’de olanları ayrıntılarıyla yazdı. Danner’in çalışması, ertesi yıl bir kitap olarak yayımlandı: “The Massacre at El Mozote...” Kitap, kıyımın nasıl gerçekleştiğini ve Reagan yönetiminin kıyımı nasıl inkar ettiğini anlamak açısından büyük önem taşıyor.
UNUTMAMAK
El Mozote artık sakin. Geçmişte olanlar, kıyımın unutulmaması için yapılan bir anıta kazınmış. Anıt, bir aile silueti ve adlar listesi olarak tasarlanmış. İnsanlığa “Bir daha asla” (Nunca mas) mesajını veriyor. El Mozote’de olanları unutmak, El Mozote’de yaşanan korkunç şeylerin yeniden yaşanması anlamına gelecektir.
Aralık 1981’de El Mozote’de olanları anlatmak da, anlamak da çok zor. Ama anlamak ve anlatmak gerekiyor. El Mozote’de olanlar, Guatemala’da Maya halklarına yönelik olarak gerçekleştirilecek kıyımların habercisiydi. “Denizi kurutmak”, halkı dehşete düşürerek sindirmek, vahşet uygulanması ve çocukların vahşice öldürülmesi, Türkiye’de artık bizlerin de bildiği, tanıdığı bir senaryo.
Rufina Amaya, öldürülen eşi Domingo ve çocukları -Cristino, Maria Dolores, Marta Liliàn ve Maria Isabel- bize çok yakınlar. 1981’de öldürülen El Mozoteliler ve çocukları da... Hakikat, adalet ve barış El Salvador’da ne kadar önemliyse, bizler için de o kadar önemli.

El Mozote’de öldürülenler ve 2007’de ölen Rufina’nın anısına…
Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net