ÖZGÜRLÜKLER

  • Yaşama merhaba demektir, silahı bırakıp memlekete gelmek. Ya da dağdan inmek ve memleketin ovalarında ve kentlerinde, köylerinde serbestçe dolaşmak, yaşama merhaba demektir…


    Yaşama merhaba demektir, silahı bırakıp memlekete gelmek. Ya da dağdan inmek ve memleketin ovalarında ve kentlerinde, köylerinde serbestçe dolaşmak, yaşama merhaba demektir…
    Mesajı anlayanlar, doğal ki şenlik yapacaktır. Yaşadığına sevinmek, şükretmek niye kötü olsun ki?.. Biz geldik ve artık kimse ölmesin demek niye kötülensin? Hassasiyet diyorlar. İnsaf edin beyler. Türkiye halkı savaş istemiyor. Beş bin güvenlik mensubunun cenazelerini batıda gördük, izledik televizyonlardan, kimi kez naklen. Binlerce insanı gördük acı ve üzüntü içinde… İyi de tek taraflı mıdır acılar? Bu savaşta ölen 35-40 bin Kürt için ne diyeceğiz? Ölmediler mi? Onların anneleri hiç acı ve üzüntü duymadı mı? Çığlıklarını, ağıtlarını kimse duymadı mı, duymayacak mı? Batıda kalkan bir cenazeye karşılık doğuda, bulunabilmişse, 5-6 cenaze kalkmış hesaba göre… Ne diyeceğiz şimdi? Kürt acı duymaz mı, üzülmez mi, Kürdün canı can değil mi? O zaman savaş sona erecek diye sevinmek gerekmez mi? Savaşı sona erdirmek için çaba göstermek gerekmez mi? Doğal olan bu değil mi?
    Ben Habur girişinin görüntülenmesini de sevinci de gayet doğal görüyorum ve zaten öyle olmalıydı. Millet sevinmeli ve sevincini göstermeliydi. Savaşı değil barışı kutsamak ve kutlamak lazımdı. Öyle de olmuştur. Savaşseverler üzülecek diye, barış geliyor diye yas tutacak değiliz. Savaşseverler milletin çocuklarını birbirine kırdırıyorlar, bunu da insan haklarını inkar, ihlal ederek yapıyorlar. Barış adımları, utanılacak değil gurur duyulacak ve sevinilecek girişimlerdir.
    Devlet ne yapmıştır peki?
    Devlet, Habur barışına olumlu yanıt vermiştir. Doğru bir yol izlemiştir. Güvenlik birimleri de yargı da, idari ve siyasi birimler de adil, hukuka uygun davranmıştır.
    Yasalar içeriği bakımından doğru yorumlanmış ve uygulanmıştır.
    Memleketin barışına hukuk yoluyla katkı böyle sağlanır. Memlekette hukuk böyle ilerler. İnsanlar memlekete gelme iradelerini ve silahsız gelme iradelerini göstermiş mi göstermemiş mi? Ona bakarım ben. Gelenler de ellerine silah almamışlar, Barış Meclisi’nde barış için ve barışçıl faaliyet içerisinde olmuşlardır. O zaman bu tutumu teşvik etmek lazım. Teşvik edici tutumlar takınmak lazım. Sonra da devamı için yasal düzenlemeler, kurumlaşmalar ve uygulamalara bakmak lazım. Sorun da bu noktada çıkmaktadır. Ne yazık ki kötü bir dönem geçirmekteyiz.
    İki hafta önce yazdığım “Kopuş” başlıklı yazıda değindiğim gönül kırıklığı, duygu kopuşları hızlandı. Bunu onarmak mümkün mü? Evet mümkün. Sosyologlar, sosyal psikologlar, siyaset bilimciler ne der bilmiyorum. Bu kopuşa ve onarımın gerekliliğine dikkat çekmek lazım. Bin yıllık beraberliği, dini ve kültürel ortaklığı, yakınlığı; ekonomik, ticari ve sosyal hayatın büyük ölçüde iç içe geçmişliğini ve iki halkın aralarındaki hukuku ihmal ettiğimiz sanılmasın. Ama kopuş realitesini ve tehlikesini de görmek lazım.
    Bugün barış için memleketlerine gelen Habur Barış Grubu’nun davası var Diyarbakır’da.
    Türkiye Barış Meclisi de orada olacak. Silahlı çatışmaların tekrar yoğunluk kazandığı bir dönemi yaşıyoruz. Sakin ve serinkanlı olmak lazım değerlendirmelerde. Doğru ve yerinde değerlendirmeyi ancak o koşullarda yapabiliriz.
    Barış savunucuları üzerinde yargı baskısı oluşturmak kabul edilemez bir uygulamadır. Habur’da barış selamı verilmiştir ve barışa giden yola çıkılmıştır. Devlet de bu noktada doğru politikalar üretmiş ve uygulamıştır. Kanınca herkes barış yolunda yürümede ısrarcı olmalıdır. Tutulan doğru yoldan sapılmamalıdır. Adalet bunu gerektirir. Ölmeye, öldürmeye değil yaşamaya ve yaşatmaya doğru adım atılmıştır. Ceza hukuku barışı niye cezalandırsın ki? İnsancıl hukukun en önemli belgeleri olan Cenevre Sözleşmelerine ek 2 nolu protokolün başlangıcında, aşağı yukarı şöyle der: “Onları (sivilleri, masum insanları) koruyacak hiçbir yasa olmasa da, onlar insanlık vicdanının koruması altındadırlar.”
    Biz yukarıda değindiğimiz gibi, hukukun koruma sağladığını düşünenlerdeniz. Aksi yöndeki eğilimler geçici bir süre hakim olabilir. Bu durumda da insanlık vicdanı barış için çalışanlara koruma sağlar. Umutsuz olmamak lazım.
    HÜSNÜ ÖNDÜL
    www.evrensel.net