Fotoğraf: AA

GÖZLEMEVİ

  • Oyun, burjuva toplum yaşamını daha çok mizah duygusuyla ele almış; Goldoni’nin yaşam gerçekliğinin her türlü entrikasını gösterme özelliği, “Tatil Üçlemesi”nde sanki perdelenmişti. İnsan ilişkileri açısından erdemin, kötü alışkanlıklar üstündeki yengisinin toplum sosyolojisi açısından eğitici bir işlev gözetilerek işlenmesi, “hasıraltı” edilmişti.


    Carlo Goldoni (1707–1793), 1754 yılında Modena kentinden Milano’ya, oradan da Venedik’e geçmiş. Goldoni, 1787 yılında yayımlanan “Memories- Anılar” başlıklı kitabında (II. kısım, XXIII. bölüm) bu gezisini şöyle anlatmakta: “Yolculuğum sırasında Brenta Irmağı’nın iki kıyısı boyunca sıralanan ve görkemleri oradaki zevk sefa düşkünlüğünü yansıtan birçok villa gözüme çarptı. Bir zamanlar dedelerimizin gelirlerini toplamaya gittikleri o yerlere, şimdi har vurup harman savurmaya gidiliyor. Yazlık yerlerinde yüksek kumar oynanıyor, zengin sofralar kuruluyor, balolar, eğlenceler düzenleniyor. İtalyanların düşkünlüğü özellikle yazlık yerlerinde hiçbir güçlükle karşılaşmayan büyük bir gelişme göstermekte.” Güldürülerinin konusunu gerçek yaşamdan çıkarmayı, yaşadığı dönemin sosyete yaşamının başlıca kusurlarını belirtmeyi ilke edinmiş ve bu ilkesinden asla uzaklaşmamış, taviz vermemiş bir yazar olan Goldoni, üç perdelik “La Villeggiatura-Yazlık” adlı güldürüsünü bu ortamda yazmış. Bu güldürüde, kendi deyimiyle “yazlık topluluklarındaki düşkünlük konusuna şöyle bir değinmiş”.
    Bana sorarsanız değinmemiş, deşmiş. Konuyu pek önemsemiş; aradan biraz zaman geçtikten sonra, aynı oyunun diğer perdeleri sayılabilecek, kibar ailelerin yazın yazlıkta sürdürdükleri yaşamı (hem de bütün dedikoduları, olayları, patırtılarıyla en küçük ayrıntısına kadar) inceleyen üç güldürü daha yazmış: “Yazlık Saplantıları-Smanie per la Villeggiatura”, “Yazlık Maceraları-Le Avventure della Villeggiatura” ve “Yazlıktan Dönüş-Il Ritorno dalla Villeggiatura”...
    “İtalya’da ve özellikle Venedik’te, bu yazlığa gitme merakı, serüvenleri ve bütün
    düşkünlüğüyle bir güldürüde ele almaya değer gülünç olaylarla dolu bir konudur.
    Belki bu tutkunluk derecesinde olan ve bir eğlenceden çok bir lüks sorununa dönüşen yazlık merakının ne kadar almış yürümüş olduğu konusunda Fransa’da hiç kimsenin bilgisi yoktur. Böyle olmakla birlikte ben Paris’te yerleştiğimden beri, toprak sahibi
    olmadıkları halde, büyük harcamalara katlanarak villalar dayayıp döşeyen ve bu yüzden kendilerini, tıpkı İtalya’da olduğu gibi tümüyle yok eden kimseler gördüm. İşte benim bu güldürüm, yurttaşlarımın deliliği konusunda bilgi verirken şunu da kanıtlayabilir ki, az bir paraya sahip oldukları halde kendilerini gerçek zenginlerle bir tutanlar, dünyanın neresinde olursa olsun yok olurlar. (‘Anılar’, II. kısım, XXVII. bölüm)”.
    Goldoni, güldürülerinde herhangi bir kişiden söz edildiği duygusunu uyandırmamak,
    kusurlarını Venedikli “hemşehrilerinin” yüzüne vuruyor görünmemek için sahneye koyduğu olayların Venedik’te değil Livorno’da ya da Montenero’da geçmesini yeğlemiş. Bu üç güldürünün ilkinde, bazı kimselerin yazlık harcamalarını karşılamak için yaptıkları delice özveriler anlatılmakta. İkinci güldürüde, birkaç aylık tatil ve eğlence için büyük özverilere katlanıldıktan sonra, genellikle istenilen sonuca varılmadığı ve yazlıktakilerin yaşamını zehir eden dolap çevirmeler, geçimsizlikler, dedikodular karşısında bu kimselerin kente dönme istekleri gözlemlenmekte. Üçüncü güldürü ise malum: Dönüş…
    17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde işte bu oyunu Teatri Uniti, Piccolo Teatro di Milano-Teatro d’Europa yapımı olarak izledik. Festival repertuvarına İtalyan gerçekçi komedisinin kurucusu Goldoni’den de bir örnek koyduğu için festivalin direktörü Prof. Dr. Dikmen Gürün’e teşekkür borçlu olduğumuzu burada açık yüreklilikle itiraf etmeliyim. “Tatil Üçlemesi” başlığı altında oynanan “Trilogia Della Villeggiatura”, burjuva komedyası oyunlarından biriydi ve Goldoni, halk tuluat (doğaçtan yaratım) tiyatrosundan yola çıkışla “Commedia dell’Arte”ye edebi karakter kazandırması; İtalya’da burjuva komedyasının, özellikle de duygulu komedyanın kurucusu olması, bu festivalde kendisine neredeyse iki yüz elli yıl sonra yer bulması açısından yeterli nedenlerdi.
    Goldoni karakterlerinin delice davranışlarından dolayı gelişen ahlaksal ve ekonomik sonuçlar, özellikle üçüncü güldürünün konusunu oluşturuyordu. Üç güldürünün en güzeli belki de bu sonuncusuydu. II. perdede Leonardo, Bernardino ve Fulgenzio arasında geçen sahne (VI. sahne), hiç kuşkum yok ki Goldoni’nin kaleminden çıkan en güzel parçalardan biriydi. Bernardino dışında, bütün kişiler ikinci güldürüde gördüğümüz kişilerdi.
    İnsanlık halleri üstüne zarif bir eleştiri niteliğindeki “Tatil Üçlemesi”ni, ben Milano’da geçen yıl izlemeye heveslenmiş, ancak günlerimi bir türlü oyun günlerine uyduramamıştım. Bu Goldoni kolajını derleyen, yeniden sahneye uyarlayan ve yöneten, özellikle sinemaseverlerin “Il Divo” ve “Gommora” gibi filmlerin yıldız oyuncusu olarak tanıdıkları İtalyan oyuncu ve yönetmen Toni Servillo’ydu (1959). Servillo, birbirini tamamlayan bu üç oyunun en parlak kısımlarını anlamlı bir bütün olarak bir araya getirmeyi; izleyiciye, temposu hiç düşmeyen, nefes nefese izlenen bir yorum izletmeyi amaçlamıştı. ama üzülerek ifade etmeliyim ki, bunu sadece ilk perdede başarabilmişti. İkinci perdede oyun çöktü ve üç saate yakın bir süreç içinde giderek sarktı. Diğer taraftan oyun, burjuva toplum yaşamı sorunlarının derinlemesine bir gözlemi olarak değil, daha çok mizah duygusuyla ele alınmıştı, Goldoni’nin yaşam gerçekliğinin her türlü entrikasını gösterme özelliği, “Tatil Üçlemesi”nde sanki perdelenmişti. İnsan ilişkileri açısından erdemin, kötü alışkanlıklar üstündeki yengisinin toplum sosyolojisi açısından eğitici bir işlev gözetilerek işlenmesi, tam anlamıyla “hasıraltı” edilmişti.
    Yoksa Carlo Goldoni’yi günümüzde sıkıcı bulmak ya da onu çağdışı saymak mümkün mü? Değil elbette! 1700’lü yılların büyük bir entelektüeli o! Bunu sadece bir örnekle açacak olursak, tiyatro alanında bütün İtalyan edebiyatının en doyurucu “dişi sözlüğü” onun tiyatrografisinde yatmakta. Üçlemenin başrolündeki Giacinta karakteri, üç metin boyunca işleniliş biçimiyle gerçekten olağanüstü. Bunun da ötesinde, Goldoni diğerlerinden önce burjuva olmanın tüm kamusal ve özel erdemlerini çekip çıkarmayı başarabilmiş. Goldoni’nin resmettiği burjuva, halı altındaki tozu saklayan, kendi bahçe duvarından ötesini göremeyen, gördüğünde görmezden gelen burjuvanın içine acı katılmış hali. Toni Servillo, Goldoni’nin bu erdemlerinden yararlanacağına üçlemenin bir anında tiyatroyu sanki tiyatro olmaktan çekip çıkarıp romana dönüştürmüş, daha sonra korkuyla bin pişman geri getirmiş… Aslında bu romana geçiş duyumsaması, bu üç metindeki karakterlerin (özellikle Giacinta karakterinin) Goldoni’nin istediği biçim içinde sunulamamasıyla ilintili. Başka nedeni yok!
    Yönetmen Toni Servillo’yu 1999 yılında Venedik Fenice tiyatrosu’nda izlediğim Martin y Soler’in “La Cosa Rara” adlı eserinden tanıyorum. Servillo’yu, yönettikçe kendini ve oyunu kişisellikten uzaklaştırması, oyunu sürekli canlı tutması, devinim kazandırmasıyla bellemişim. Gel gelelim “Tatil Üçlemesi”nde oyun, üzümün mayalanıp şaraba dönüşmesi ya da hamurun kabarması gibi dakika dakika oluşmuyor, Servillo oyuna bir gıdım sürükleyici güç katamıyor. Goldoni’nin oyun yapısı açısından bence biraz çürük olan “Tatil Üçlemesi”ne hem alegorik, hem de gerçekçi yönden yaklaşmıyor. Zamanın değiştiğini, eski sınıf ayrıcalıklarıyla yeni toplumda güçlü bir mevki sağlayamayacaklarını anlamak istemeyen ya da anlamaktan aciz 1700’lerin düşüşteki aristokrasisinden karakterleri çok sert çizgilerle çizerek yapıyı toparlayamıyor, tempoyu yüksek tutamıyor, dolayısıyla izlenmeye süreklilik kazandıramıyor.
    Carlo Sala’nın sahne tasarımı 18. yüzyılın atmosferini yaratması açısından pek güzel, Ortensia De Francesco’nun kostümleri kusursuz mükemmellikte. Pasquale Mari’nin ışıkları ikinci perdede berbat. Oyunculardan Anna della Rosa, Giacinta’da fazla durgun, Brigida’da Chiara Baffi yeterli ölçüde “seksi” değil. Andrea Renzi, temel kurallara uygun bir yorumla Leonardo’yu ileride tutuyor. Cecco’da Rocco Giordano “Commedia dell’Arte’nin soytarı uşak tipi “zanni”lere özenen bir karakter çiziyor olsa da başarılı. Paolino’da Francesco Paglino bir iki yerde azıcık abartılı, ama kötü değil. Eva Cambiale, tam dozunda bir Vittoria çiziyor. Ferdinando’da Toni Servillo bilinçli ses kullanımı, diyalogları doğru ve akıcı kullanışı ve birinci perdedeki temponun düzeyine olumlu katkısıyla gerçekten kutlanası bir oyun vermekte. Paolo Graziosi, Filippo’ya gayet nesnel yaklaşırken, Tommaso Ragno, Guglielmo’da başarılı bir tip yaratıyor, tonlamasıyla dikkat çekiyor. Hala’da Betti Pedrazzi, Fulgenzio’da Gigio Morra, Berto’da Fiorenzo Madonna, Costanza’da Mariella Lo Sardo, Rosina’da Giuli Pica görevlerini “bihakkın” yapmaktalar. Marco D’Amore zeka özürlü Tognino karakterinin farklı özellikler göstermesini önlüyor, önlüyor önlemesine de, anlatımında gerekli netliği sağlayamıyor.
    Kısacası, Toni Sevillo’nun Goldoni uyarlaması İstanbulluların belleğinde beklenen tadı bırakamıyor.
    ÜSTÜN AKMEN
    www.evrensel.net