HAYATIN İÇİNDEN

  • Üniversitelerimizde tehlike çanları çalıyor. Özellikle yeni açılan Anadolu üniversitelerinin acil...


    Üniversitelerimizde tehlike çanları çalıyor. Özellikle yeni açılan Anadolu üniversitelerinin acil olarak öğretim üyesi bulması gerekiyor ancak bu öğretim üyesi denen şey öyle üç, beş senede yetişmiyor. Gerçi “2 yıl yüksek lisans, 3 yıl doktora. Al sana 5 yılda yardımcı doçent” hesabı yapanlar da var ama, bu hesabın tutması için asgari şart olan araştırma görevliliği kadrosunun çoğaltılması ve süresizleştirilmesi gibi olmazsa olmazlara kimse yanaşmıyor.
    Daha yeni açıklandı. Avrupa birliğine uyum(?) sağlayabilmemiz için acilen 10 bin güvenlik görevlisi (polis) almamız gerekiyormuş ve İçişleri Bakanlığı’da gereğini yapacakmış. Yani şimdi insan sormadan edemiyor.
    Asgari ücretimiz Almanya’dakinin dörtte biri. Uyuma buradan başlasak olmaz mı?
    Avrupa Birliği ülkelerinde bilimsel araştırmaya ayrılan pay ortalama yüzde 2. Bizde bunun yaklaşık üçte biri. Uyuma buradan başlasak olmaz mı?
    Avrupa Birliği ülkelerinde araştırma yapan bilim insanı sayısı bizdekinin 2 katı. Uyuma buradan başlasak olmaz mı?
    Avrupa Birliği’nde sınırları çizgiler belirliyor ve kimse bu çizgiyi geçmiyor. Bizde sınırları duvarlar ve üzerine çekilmiş dikenli teller belirliyor ve herkes kestirme olsun diye bu tellerin üzerinden atlıyor. Uyuma, dikenli telleri kaldırarak başlasak olmaz mı?
    Olmaz...
    Çünkü buralardan başlamak zor. Araştırma, geliştirme, sorgulama kabiliyeti yükselmiş insanların oluşturduğu toplumları yönetmek zor. Yönetmek için araştırmacıdan çok polise ihtiyaç olduğu ortada.
    Geçenlerde bana ceza yazan trafik polisi gencin edebiyat fakültesi mezunu olduğunu öğrenince cezaya itiraz bile edemedim doğrusu. Plansız, programsız, günü kurtarmaya (?) dönük acil önlemlerle işte ancak bu kadar oluyor. Gençlere uzmanlıkları ile ilgili iş yaratamayınca matematik bölümü mezunundan gümrük kontrol memuru, istatistik bölümü mezunundan infaz memuru yapıyorsun. Hem “Ben okuttuğum gençlere iş bulmak zorunda değilim” dememiş miydi baştaki biri.
    İşte üniversitelerde tehlike çanlarının en önemli nedeni bu. Bölümünü bitiren öğrenci konusuyla ilgili iş bulamayacağını bildiğinden ipin ucunu bırakmış. Genel başarı düşüyor ama bütün sınıfı sınıfta bırakamayan hoca mecburen çıtasını düşürüyor. Kalite düşüyor. Umutlar azalıyor. Üniversite giriş sınavı gibi bir sırat köprüsünü geçip üniversiteyi bitirmeyi başarmış bir yığın genç KPSS kapılarında sürünüyor. Hem de edebiyatçı polis, matematikçi gardiyan, fizikçi tapu memuru olmak için.
    Çoğunun hayali bir an önce ya polis olmak, ya yurtdışına kaçmak.
    ARİF NACAROĞLU
    www.evrensel.net