ROJEV

  • Bir özel ordu/özel birlik tartışmasıdır almış gidiyor. Başbakan, Erdoğan’ın DSP lideri Masum Türker’le görüşmesinde, sınırda özel eğitilmiş askerlerin görevlendirileceğini söylemesiyle özel ordu tartışması yeniden gündeme oturdu.


    Bir özel ordu/özel birlik tartışmasıdır almış gidiyor. Başbakan, Erdoğan’ın DSP lideri Masum Türker’le görüşmesinde, sınırda özel eğitilmiş askerlerin görevlendirileceğini söylemesiyle özel ordu tartışması yeniden gündeme oturdu. O günden bugüne siyasetçisinden “uzman”ına ve köşe yazarlarına kadar çeşitli çevreler, özel ordu/özel birliğin nasıl olması gerektiği üzerine yorumlar yapıyor. Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesinden bu paralı askerlerin sınırda görevlendirilmesi konusunun, asker cenazeleri sonrasında yaşanan infiali ortadan kaldırmak amacıyla gündeme getirildiğini öğrendik. Sınıra 150 yeni karakol yapılacak ve paralı askerler sınır boylarında gezerek güvenliği sağlayacak. Başbakan’ın bu açıklamaları üzerinden “Yararlı mı, zararlı mı olur?”, “Bu birlikler kime bağlı olacak?”, “Bu birliklerin çeteleşmemesi için neler yapmak gerekir?” vb. üzerinden medyada konuyla ilgili tartışma sürüyor.
    Başbakan Erdoğan’ın sihirli bir formül gibi öne sürdüğü bu öneri ve yürütülen tartışmalar, egemenler cephesinin Kürt sorununda bulundukları/geldikleri yeri göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Bu gelişmelerin Kürt sorununun çözümü ve ülkenin demokratikleşmesi bakımından ne ifade ettiğini özetlemek gerekirse:
    1. Bu tartışmalar, öncelikle hükümetin ‘askeri çözüm’e endeksli bir noktaya savrulduğunu; Başbakan Erdoğan’ın, BDP ile görüşmeyi reddederek sorunun, muhataplarıyla konuşularak çözümüne kapıları kapattığını göstermektedir. Üstelik sadece AKP Hükümeti değil, konuyla ilgili görüş bildiren bütün egemen güç odakları tartışmayı “terör ve güvenlik” ekseni üzerinden sürdürmektedirler.
    2. Ana muhalefet partisi “sosyal demokrat” CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu, Başbakan’la görüşmesinde de sorunun çözümü konusunda “ekonomik tedbirler alınması” önerilerini tekrarlayarak, sorunu doğru tarif etmekten uzak olduğunu göstermiş ve demokratik çözüme mesafesini bir kez daha ortaya koymuştur.
    3. “Sınır birliği” ve “sınır güvenliği” üzerinden yürütülen tartışma, çözümü askere havale etmenin ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Çünkü Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başbakanı Barzani’yi tehdit ettiği açıklamada da somutlanan bu yaklaşım, sorunu “sınır dışından sızan terör sorunu” olarak sunmaktadır. Barzani, Kandil’e karşı gerekli yaptırımlar uygularsa ve sınır özel ordu tarafından korunursa sorun da ortadan kalkmış olacaktır! Kürt sorununu “kökü dışarıda bir sorun” olarak göstermenin, geleneksel inkar biçimlerinden biri olmanın yanı sıra egemenlerin “dış tehdide karşı” şovenizmi kışkırtma ve kendi zafiyetlerinin üstünü örterek ülkeyi yönetme biçimlerinden biri olduğunu da burada hatırlatmak gerekmektedir.
    4. Oluşturulacak özel ordu/özel birliklerin sarkık bıyıklı mı, yoksa badem bıyıklı mı olacağı bir tarafa, koruculuk, Özel Tim gibi oluşumların Kürt halkına dizginsiz terör uygulayan birer suç makinesi olduğu gerçeği ortadayken, böylesi oluşumların ‘90’ları aratmayacak uygulamalarla gündeme geleceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.
    5. Özel ordu/özel birlik çözümünün ekonomiyi düzeltmek iddiasıyla yapılan özelleştirmeler gibi Kürt sorununu derinleştirecek sonuçlara yol açacağı açıktır. Üstelik bu çözüm, daha düne kadar “terörle mücadele” adına 400 milyar dolar harcanmasını eleştiren AKP’nin, bu milyar dolarlara yenilerini eklemesi; halkın ekmeğinden çaldığını savaşa, bombaya harcaması anlamına da gelmektedir.
    Özetle özel ordu/özel birlik önerisi, AKP Hükümeti’nin bir ‘savaş hükümeti’ olduğunun; dizginsiz bir terör ve saldırganlık politikasının ilanıdır. Bu öneri, aynı zamanda emekçilerin bilincini şovenizm zehriyle bulandırma; halklar arasında kardeşlik duygularının yerine düşmanlık tohumlarını ekme arayışının ifadesidir. Türk ve Kürt halklarına, her milliyetten emekçilere daha fazla ölüm, her türlü demokratik hakkın budanması, açlık ve yoksulluktan başka bir getirisi olmayacaktır. Her milliyetten halk güçleri, bu ‘özel’ çözümün hepimizi hedefe koyduğunu bilerek tartışmalara taraf olmalıdır.
    ÇETİN DİYAR
    www.evrensel.net