GENÇLİĞİN SESİ

  • Önceden televizyon ekranlarında vesikalık ya da arkadaşlarıyla çektirilmiş fotoğraflarını görürdük gençlerin


    Önceden televizyon ekranlarında vesikalık ya da arkadaşlarıyla çektirilmiş fotoğraflarını görürdük gençlerin. Altlarında isimleri yazardı. Sonra spiker ölüm tarihlerini okur, çatışmanın nasıl meydana geldiğini, nasıl kahramanca savaştığını anlatırdı. Eğer ölen devletin resmi üniformasını giymiyorsa spikerin sesi sertleşirdi. İğrenerek ama gizli bir sevinçle ‘Kanlı terör örgütüne’ bağlı kaç kişinin öldürüldüğünü anlatırdı.
    Şimdilerde ekranlarda gene gençler ama hareketli görüntüleriyle; sivil kıyafetleriyle var. Arkada arşivden yayımlanan dağların görüntüleri değil cehenneme dönen sokakların görüntüleri var. Oradan oraya koşturan gençlerin ağzında sloganlar anlaşılmazca tekrarlanıyor, binalar yakılıyor, camlar kırılıyor. Takviye ekiplerinin arasında sağduyu çağrıları yapılıyor. Ancak sokaklar her an yeniden ve yeniden patlamaya hazır.
    O sokaklarda yılın bu vakitlerinde tercihleriyle uğraşan ÖSS öğrencileri kaldırım taşlarını sayarak dolaşırdı. Hele bu yıl değiştirilen sınav sistemiyle çözülemeyen matematik problemlerinin ağırlığı daha da artacaktı. Ya da iş aramaya çıkan gençlerin voltaları ile dolacak; çoğunlukla arabesk ve pop müzik sesleriyle hayalleri birbirine girecekti. Ama olmadı, olamadı.
    Bir türlü çözülemeyen; özellikle çözülmeyen Kürt sorunu artık sokaklarda devam ettirilen çatışmalarla devam ettirilecekti. Gençler en önde durup, barikatlar kurarak vatanı kurtarmaya çalışıyor. Onlara geleceksizlikten başka bir şey sunmayan vatanı kurtarmaya bu kadar çok gönüllü olmak şaşırtıcı şey doğrusu. Henüz askere gitmeden Hatay Dörtyol’u ve İnegöl’ü aslında öncesiyle birlikte Mersin’i, Muğla’yı, Manisa’yı linçlerin merkezine çevirdiler. Bu gençlerin her biri Kürt esnafların işyerlerini, BDP ilçe örgütlerini taşlarken beslendikleri milliyetçi-şoven propaganda giderek daha çok yok etme kültürü üretiyor. Bu yok etme önce kendini inkarla başladı. Gençlere kendi durumları, geleceksizlikleri, işsizlikleri, hayalsizlikleri unutturuldu.
    Memleketin batısında Kürtlere karşı başlatılan savaşta tüm sosyolojik, politik ve ekonomik etkenlerin arasında gençler en önde kullanılmaya devam ettiriledursun, memleketin doğusunda çocuk yaşta ellerine en çok taşları yakıştıran çocuklar serbest bırakıldı. Şimdi asıl sorun şurada. Serbest bırakılan TMK mağduru çocuklar yarın ülkenin her tarafında arttırılan takviye kuvvetleri ile mi büyüyecek? Yoksa şimdiden büyümüş yüreklerini Türk çocuklarının yürekleri ile birleştirebilecek bir dünya mı yaratacağız? Eğer bu dünyayı yaratmak istiyorsak cehenneme çevrilmeye çalışılan sokaklarda daha çok barış sesini yükseltmek gerekiyor.
    Burcu Yılmaz*
    www.evrensel.net