ÖZGÜRLÜK

  • Kürt sorunu, Alevi sorunu, yargı sorunu, terör sorunu, yasaklar sorunu, sivil-asker iktidar sorunu, kadın sorunu, taş atan çocuklar sorunu, laiklik sorunu, dil-bayrak-üniter devlet sorunu ...


    Kürt sorunu, Alevi sorunu, yargı sorunu, terör sorunu, yasaklar sorunu, sivil-asker iktidar sorunu, kadın sorunu, taş atan çocuklar sorunu, laiklik sorunu, dil-bayrak-üniter devlet sorunu, Tuzla Tersaneleri sorunu, maden ocakları sorunu…Türkiye’nin gündeminki, bir yerine ölümün yerleştiği, halkın giderek birbirine karşı kin ve nefretle kamplaştığı benzeri yığınla sorun. Ve bu sorunlardan her birinin çözümü için Anayasa’da yapılması gerekli değişiklik önerileri.
    Anayasada değişiklik ya da değişikler yaparak sorunlara çözüm bulmak!
    Önümüzde referandum var. Üç farklı görüş halk oylamasında nasıl davranmamız gerektiğini düşündürtüyor. Birinci görüş ‘Evet’ diyenlerinki. Kimileri değişiklikleri devrimci dönüşüm olarak görüyor ve evet diyor; kimileri değişiklikleri yetersiz görseler de var olan düzenlemelere oranla daha olumlu buldukları için evet diyor; kimileri en azından iki-üç değişikliğin yaşamımızda demokratik açıdan katkısı olacağı düşüncesiyle evet diyor. İkinci görüş ‘Hayır’ diyenlerinki. Kimileri değişikliklerin toplumsal uzlaşmayı göz ardı ederek hazırlandığı ve ana sorunların çözümünü öngörmediği için hayır diyor; kimileri değişiklerin aslında hiçbir şeyi değiştirmediğini ileri sürerek hayır diyor; kimileri olumlu etkisi bulunmayan değişikliklerin gerçek bir anayasa değişikliğinin önünü tıkadığı gerekçesiyle hayır diyor; kimileri değişikliklerin Ak Parti iktidarınca yargıyı ele geçirme amacıyla düzenlediği yargısından hareketle hayır diyor. Üçüncü görüş halk oylamasına katılmamayı tercih edenlerinki. Kimileri buna ‘boykot’ diyor, kimileri boykot sözcüğünü kullananlarla aynı siyasi zeminde görülmemek kaygısıyla olsa gerek, ‘evet ya da hayır dememek için’ oylamaya katılmama çağrısını benimsiyor.
    Ve bizler bu üç görüşün ışığında halk oylamasında evet ya da hayır diyeceğiz veya halk oylamasına katılmayacağız.
    Halk oylamasında sonuç ne olursa olsun, belli ki kamplaşma ortadan kalkmayacak, belki de daha da derinleşecek.
    Ben, anayasa değişikliklerine ilişkin sürecin fethedildiği sanılan siyasi kalelerin korunması içgüdüsü bir yana bırakılarak, yeni bir siyasi anlayışın filizlenmesi mücadelesine dönüştürülmesi gereği üzerinde duruyorum.
    Kısacası sorunlara çözüm getireceği umulan değişiklikler yerine, hiçbir toplumsal soruna yer vermeyecek bir anayasa tasarlanmalı.
    Anayasa bir toplum tasarımının rölövesidir.
    ‘Yeni anayasa’ hazırlayalım ya da biz hazırladık gelin bunu tartışalım, uzlaşarak kabul edelim diyenlere hep şunu sormuşumdur :
    Nasıl bir toplum tasarımı geliştirdiniz? Benim doğal varlık olma gerçekliğimle sosyal varlık olma gerçekliğim arasındaki ilişkiyi nasıl çözüyorsunuz? Yeni bir toplum kurgunuz var ise, benim doğal varlık olmamdan kaynaklanan biyolojik bütünlüğüm, bireysel özerkliğim, yaratıcılığım, kendi kaderimi bizzat tayin edebilme yetim, bireysel gücüm, giz alanım, egemenliğim ve özgürlüğüm toplumsallaştığım zaman ne oluyor? Toplumsallaşma benim doğallığımı bastırıyor, beni doğallığıma karşı yabancılaştırıyor, toplumsallığı benim dışımda, üstümde, benim müdahale edemeyeceğim biçimde sosyolojik bir yapı olarak öngörüyorsa, bu toplum kurgusunun siyasi örgütlenmesi ve işleyişi de beni dışlayacaktır. Böyle bir toplum tasarımı, insanlık tarihindeki bildiğimiz hangi devlet modelini fetişleştirerek ve ağızlarımızı sulandırarak anlatırsanız anlatın, yeni bir toplum tasarımı olamayacaktır.
    Bireyin doğal bir varlık olması gerçekliğiyle toplumsal bir varlık olma gerçekliği arasındaki diyalektik ilişkiyi, tarihsel ve toplumsal süreçte belirebilecek tüm sorunları hizalayabilecek ve çözebilecek şekilde değerlendirebilen bir toplum tasarımının rölövesi (anayasa) yeni bir siyasi mücadelenin fikriyatında başlangıç noktası olabilir.
    YÜCEL SAYMAN
    www.evrensel.net