ARTIK ARSIZ EGEMENLER? KOVMALIYDI

Kral Odisseus, katıldığı Troya savaşından tam yirmi yıl sonra dönebildi yurduna... Kendisini gizlemek için yaşlı bir dilenci kılığına büründü. Karısı kraliçe Penelopeya’yla evlenebilmek amacıyla kendi sarayına çöreklenmiş taliplerin yanına gitti.


Kral Odisseus, katıldığı Troya savaşından tam yirmi yıl sonra dönebildi yurduna... Kendisini gizlemek için yaşlı bir dilenci kılığına büründü. Karısı kraliçe Penelopeya’yla evlenebilmek amacıyla kendi sarayına çöreklenmiş taliplerin yanına gitti. Onların masalarını dolaşaraktan yiyecek birşeyler dilenmeye başladı...”
*******
Keraliçe Penelopeya’nın şımarık taliplerinden Antinoos, çıkarttığı bir tartışma sonunda, masa masa dolaşıp yiyecek dilenen Odiseus’a demir bir takoz fırlattı bütün hışmıyla. Takoz omuzuna zıpkın gibi saplanınca, birden havaya fırladı Odisseus! Ama acısını saklamaya çalıştı... Ve bu olay kraliçe Penelopeya’nın da kulağına gitti... Kraliçe çok üzüldü ve aslında kocası olan ama tanımadığı dilenciyle konuşup ondan özür dilemek istedi.
Bu arada kraliçe Penelopeya’nın azgın talipleri yer içerlerken, yediği takozun acısını geçiştirmeye çalışan Odisseus, avlunun bir köşesine çömelip oturdu. Yirmi yıl süren Troya savaşında gördüğü vahşet sahneleri geçmeye başladı gözlerinin önünden... Troya ordularının komutanı Hektor’u öldürdükten sonra ölüsünü arabaya bağlayıp surların çevresinde dolaştıran tanrı oğlu acımasız Ahilleus’un ürkünç öfkesini anımsadı birden. Ne var ki o sahneyi beyninden silmek için karısıyla evlenmek isteyen arsız taliplere çevirdi gözlerini... Sıkıştıklarında kendilerini tanrıların özel olarak yarattığını, diğer insanların da kendilerine kul-köle olmak için yaratıldıklarını söylüyorlardı...
Bu arada kral Odisseus’un ve ailesinin dostu olan tanrıça Atena, Odisseus’un isyan reflekslerini daha da bilemek için, Olimpos Tanrılar Ülkesi’nden sarayın avlusuna indi. Avluda eğlenen talipleri Odisseus’a karşı kışkırtmaya başladı. İstiyordu ki egemenler Odisseus’u öflekendirsin ve bu öfkenin acısı onun yüreğine iyice otursun. Bu durum haliyle hem ülkesini, hem de konağını arsızca sömüren egemenlere olan öfkesini iyice şahlandıracaktı Odisseus’un...
Masalarında habire tıkınan ve şarap taslarını döke saça ağızlarına diken egemenlerden Eurimahos, dilenci kılığındaki Odisseus’la alay etmeye başladı: “Çok ünlü kraliçe Penelopeya’nın talipleri, bakın şu kafası kel dilenciye birşeyler söyleyeceğim, siz de dinleyin “ diye haykırdı. Herkes ona kulak kesilince ihtiyar dilenciye dönüp; “Bana bak ihtiyar, sana iş versem yanımda çalışır mısın? Bu saraya yakın tarlalarım var; orada taş toplarsın, ağaç dikersin. Buna benzer birsürü iş var... Sana iyi de mangır veririm, ne dersin? “ Odisseus, alay ederekten konuşan Eurimahos’a dişlerini gıcırdataraktan, sessizce bakıyordu... “Tabii evet demezsin!” diye kükredi Eurimahos. “Sen böyle tembel tembel oturmaya, utanmadan masa masa dilenmeye alışmışsın. Tabii başkalarıının sofrasından yiyip içmek çok kolay!...”
Eumahos bu türden hakaretlerini daha da sürdürdü. Diğer talipler de arada kahkalar atarak onun küfürlerini destekliyorlar, Odisseus’u iyice öfkelendirmeye çalışıyorlardı. “Bana bak Eumahos, konuşmak istemezdim ya, korktuğumdan konuşmadım sanırsın,” diye sakin sakin söze başladı Odisseus... “Aslında sen ödleğin ta kendisisin! Başkalarının malına el koyan, ambarlarını boşaltan, beleşten yiyip içen, yan gelip yatan sensin ve seni destekleyen şu yandaşların... Sen tek başına olsan bu sözlerin birini bile söyleyemezsin. Zaten utanacak yüzün olsa böyle konuşmazdın!... Ben dileniyorsam, yalnızca karnımı doyurmak için dileniyorum. Bir lokma ekmek verirlerse yiyorum... Ama siz dilenmiyorsunuz... Siz aç-açık değilsiniz... Gene de zorla, arsızca halkın varını yoğunu sömürüyorsunuz... Aslında halk, ‘siz kim oluyorsunuz?’ diye şöyle bir başını kaldırsa, hepiniz çil yavrusu gibi kaçacak delik ararsınız!... Ama tasalanmayın, sizin ne menem şeyler olduğunuzu halkın anlayacağı ve sizlere meydan okuyacağı günler yakın. Hep birlikte göreceğiz... Belki halktan önce bu sarayın sahibi ve halkının çok sevdiği Odisseus gelecek buraya... O zaman kaçıp canınızı kurtarmak için şu avlunun kapısı bile size dar gelecek!...”
Odisseus birden sustu. Masalarda onu dinleyen ve hiç beklemedikleri sözler duyan taliplerin ağzı da öylece açık kaldı. Ne var ki Eumayos öfkeden kuduracak gibiydi. “Vay miskin dilenci vay!” diye yeniden kükredi. “ Nasıl da böyle utanmadan konuşabiliyorsun? Elbette tanrılar sizleri bizim kulumuz kölemiz olsun diye yarattı! Böyle bizlere başkaldırmak için değil!” Bu sözlerin ardından yerden aldığı tokmağı bütün hışmıyla fırattı Odisseus’un üstüne. Odisseus da eğilince, tokmak doğruca şarap dağıtıcısının koluna çarptı... Dağıtıcının elindeki tunçtan şarap testisi, büyük bir şangırtıyla havaya savruldu; kendisi de inleyerekten tozun toprağın içine serildi....
Avludaki gürültüleri duyan Odisseus’un delikanlı oğlu Telemahos, üst kattaki odasından çıkıp taliplerin yanına geldi hemen... Babası Odisseus’a bir zarar gelmemiş olmasına çok sevindi... Taliplerin artık eğlencelerine son vermelerini ve gidip yatmalarını söyledi...
Telemahos, dilenci kılığındaki babası Odisseus’la birlikte, bütün bu arsız egemenleri kovacakları o büyük günü düşünüp sevincinden ürperdi...
Yaşar Atan
www.evrensel.net