UZUN MESAFE

  • Sağlık alanında yapılan her yeni düzenleme ile sağlıkçılar ve toplum arasına adeta her defasında yeniden sınır çiziliyor. Kimi zaman bu Sağlık Bakanlığının gayretleri ile daha da belirginleşse de özünde geçmişten gelen algılar belirleyici olmakta. Ama unutulan boyut hekimlerin elinde ölümsüzlük iksirinin olmaması. Yani herkes gibi hekimler, hemşireler, hastabakıcılar ve diğer sağlık çalışanları da hasta oluyor veya kaza geçirebiliyorlar.


    Sağlık alanında yapılan her yeni düzenleme ile sağlıkçılar ve toplum arasına adeta her defasında yeniden sınır çiziliyor. Kimi zaman bu Sağlık Bakanlığının gayretleri ile daha da belirginleşse de özünde geçmişten gelen algılar belirleyici olmakta. Ama unutulan boyut hekimlerin elinde ölümsüzlük iksirinin olmaması. Yani herkes gibi hekimler, hemşireler, hastabakıcılar ve diğer sağlık çalışanları da hasta oluyor veya kaza geçirebiliyorlar.
    Sağlıkta dönüşüm olarak adlandırılan piyasacı süreçte sağlık çalışanlarının örgütlü yapılarının itirazlarının kimi zaman toplumun bazı kesimlerince “kendine yontma” olarak algılandığı aşikar. Bu algıyı kırabilmek için belki de daha az yapılanı yapmak ve sağlık çalışanlarının bizzat kendilerinin veya en yakınlarının hastalık bağlamında mağduriyetlerini çözüm önerileri ile birlikte toplumla paylaşmak gerekiyor.
    Bu tespiti yapınca ister istemez çuvaldızı kendime yönelttim. Sağlık sisteminin mağduru olmuş muydum hiç bu güne kadar? Evet; tıp fakültesini okuduğu kentte yirmi yılı aşkın hekimlik pratiği olan birisi olarak sizleri şaşırtmak isterim: “Evet”
    Benimki neyse ama babam ve anneme dair iki anı can sıkıcıydı. Babam Cilavuz Köy Enstitüsünün ilk mezunlarındandı. Sağlık sorunları olduğunda ise benim çalıştığım hastaneye gelmeyi reddederdi: “Ben emekli sandığına bağlıyım, SSK hastanelerinde bakılma hakkım yok, usulsüzlük yapamam.” Bu sözlerinin hemen ardından bir üniversite hastanesi Kardiyoloji polikliniğine her hasta gibi başvurmuş ve ilgili hekim koroner anjio için yatışını yapmıştı. Aradan birkaç gün geçmesine rağmen sıra bir türlü gelmiyordu. Derken ‘yarın sabah alacağız dediler’ ben de iznimi ayarladım. Ertesi sabah yeşil kıyafetleri giydirip sedye ile anjio birimine götürdüler. Beyaz önlüğüm ile yanındaydım ve mesai bitimine kadar sekiz saat sedyede tutulan babama ne yazık ki sıra gelememişti. Hangi hastanede mi; mezun olduğum tıp fakültesinde. O gün akşam babamın şu sözleri hâlâ kulaklarımdadır. “Keşke muayenehanesine gitseydim.”
    Oysa bu sözlerin sahibi kendi oğlunun SSK hastanesine gitmeyecek kadar kuralcı birisiydi. Ona dair başka bir anıyı okulların açıldığı şu günlerde köy enstitülerine atfen paylaşmak isterim. Yetmişli yılların ortasında yine bir öğretmen olan kardeşinin oğlundan bir mektup almıştı. Mektupta emekli olduğunu ve daha fazla yol harcırahı almak için bizim evimizi adres gösterdiğini yazan yeğenine yanıtı sert olmuştu.Bununla da kalmamış Emekli Sandığı’na da ‘ilgili kişi adresimde oturmuyor’ diye bildirmişti. Ama yeğeni ona hiç küsmedi, sevgisi daha da arttı. İşte o kişi nihayetinde “keşke doktorun muayenehanesine gitseydim” noktasına gelmişti.
    Mevcut piyasacı sağlık ortamı sağlık çalışanları ve yakınları için de yakıcı sorunlar doğurabiliyor. Çözümü ise ortak mücadelede gizli. Burada ise sağlık çalışanlarının biraz daha sağlıkçı olmayan yanları ile müdahil olmaları anlamlı olabilir.
    Sağlıcakla kalın.

    Hipertansiyonu basite almak
    Hipertansiyonu basite alıyoruz. Kimler mi; hem hasta ve yakınları hem de sağlık çalışanları. Neredeyse her evde bir tansiyon ölçüm cihazı bulunması ve hatta giderek küçük ev aletleri arasında satılması durumu değiştirmiyor.
    Yakın zamanlarda katıldığım bilimsel bir toplantıda konuşmacılar arasında yer alan bir kardiyoloji hocası çalıştığı bölümde görevli asistanlar arasında yaptığı mini bir anketi paylaştı. Hoca hangi bilimsel başlıklı toplantılara katılmak istersiniz diye sormuş. Kalp pili, anjio, stent uygulamaları vb başlıklar öne geçmiş yanıtlar arasında. Hipertansiyon ise nerede ise hiç tercih edilmemiş.
    Hocanın yorumu ile kalbe takılan stentler ömrü uzatmıyor sadece konforu düzeltiyor, oysa iyi bir hipertansiyon tedevisi ile ömrü uzatmak mümkün. Peki neden böyle sorusunun yanıtı diğer yazımda gizli aslında. Piyasacı sağlık ortamında daha çok akçeli işlem demek diğer başlıklar.
    Oysa gerek kalp gerekse beyin ve damar hastalıklarında tansiyon yüksekliği süreci belirlemede son derece önemli. Halk arasında inme olarak anılan beyin kanamalarında hipertansiyona dair o geçmiş özensizliğin ne kadar da çok payı var! Yine böbrek yetmezliklerinde son derce kritik role sahip. Örneğin ABD’de yapılan bir araştırmada diyalize giren her dört hastadan birisinde yüksek tansiyon bulunmuş. Üstelik diyaliz öncesi dönemde mevcut yüksek tansiyon ne kadar iyi tedavi edilirse diyalize başlama yılı o kadar ötelenebiliyor.
    Hasta ve hasta yakınları ise takiplerini yeterince titiz yapmaya nedense uzak duruyorlar. Bu olumsuz yaklaşımın okumuş yazmış olmakla da pek ilgisi yok. Kendi hekimlik gözlemlerim hastaların yüzde doksanından fazlasının kontrollerine gelirken evdeki tansiyon izlemlerini getirmedikleri yönünde. Yani bir anlamda kendi kendilerinin hekimi olmaya çalışıyorlar. Oysa internet ne kadar gelişkin olursa olsun ham bilginin bir hekimin yerini tutması mümkün değil.
    DR.ZEKİGÜL
    www.evrensel.net