Zeynep’e gerçekten üzülüyorlar mı?

Hakkari’de geçtiğimiz günlerde yaşanan patlamanın ardından suçlunun PKK olarak ilan edilmesiyle, bugüne kadar benzeri bir çok olayda en ufak bir üzüntü belirtisi göstermeyen hükümet yetkilileri ard arda ‘hüzünlü bir yüz ifadesiyle’ televizyon ekranlarını, gazete sayfalarını doldurdu.


Hakkari’de geçtiğimiz günlerde yaşanan patlamanın ardından suçlunun PKK olarak ilan edilmesiyle, bugüne kadar benzeri bir çok olayda en ufak bir üzüntü belirtisi göstermeyen hükümet yetkilileri ard arda ‘hüzünlü bir yüz ifadesiyle’ televizyon ekranlarını, gazete sayfalarını doldurdu. PKK’nin yaptığı ilan edilen saldırının toplumda infial uyandıracak bir noktaya taşınması için dramatize edilmesi işinde ise çocuklar kullanıldı.
Patlamada ağır yaralanan 15 aylık Zeynep Kurt ekranlara getirildi sürekli. Bakanlar, Başbakan ve yetkililer, ‘Zeynep’in hesabını kim verecek’ diye sordular. Bugüne kadar yaşananlar ise Zeynep içn dökülen göz yaşlarının sahte olduğunu ve tamamen propaganda amaçlı olduğunu gösteriyor.
BU GÖZ YAŞLARI SAHTE
Hükümet yetkilileri bugüne kadar bölgede, askere ait bir patlayıcıya dokunduğu için ölen, ‘terörist sanılarak’ öldürülen hiçbir çocuk için bu denli üzüntü belirtmedi. Dahası 2006’da Diyarbakır’da yaşanan olaylarda 5 çocuk öldürülmeden hemen önce Başbakan Erdoğan’ın ‘Kadın da olsalar çocuk da olsalar güvenlik kuvvetlerimiz gerekeni yapacak’ sözleri hâlâ hafızalarda. Yetkililer bu güne kadar bölgede yaşamını yitiren çocukların katillerinin cezalandırılması için en ufak girişimde bulunmadı. Terisine bir çok kere faillerin yargılanması engellendi. 28 Mart olaylarında öldürülen 5 Kürt çocuğunu failleri ile ilgili soruşturma izni verilmiyor. 28 Mart olaylarında öldürülenler ile ilgili açılan tek dava ise Mahsum Mızrak davası. Valiliğin engellemesi nedeniyle ancak 3 yıl sonra dava açılabildi. Davanın önceki gün görülen son duruşmasında da sonuç çıkmazken sanık polisler tutuksuz yargılanıyor. Mahsum Mızrak’ın babası Hasan Mızrak kendilerine reva görülenlere tepki göstererek, “Zeynep için akıtılan gözyaşların sahte” dedi.
MAHSUN’UN KATİLLERİ CEZALANDIRILMIYOR
Mahsum Mızrak (17) 28 Mart 2006’da Diyarbakır’da yaşanan ve günlerce süren olaylarda, 30 Mart’ta polisin silahından çıkan gaz bombası mermisi ile öldürüldü. Otopsi raporunda gaz fişeğinin şakağına isabet etmesi sonucu öldüğü anlaşıldı. Gaz bombası mermisinin sadece poliste bulunduğu gerçeğinden hareketle Avukat Barış Yavuz’un ısrarlı başvuruları sonucunda ancak 2009 yılının Kasım ayında dava açılabildi. Şimdiye kadar 28 Mart olaylarında hayatını kaybeden 10 kişi ile ilgili açılan tek dava bu. Bu tür davalarda valilik polisler hakkında soruşturma izni vermiyor. Bu davada da aynısı oldu. Valiliğin soruşturma izni vermemesine rağmen ısrarlı başvurular ve idare mahkemesinin soruşturma izni verilmemesi yönündeki kararı kaldırması sonucu dava açılabildi. Mahsum Mızrak kafasına isabet eden gaz bombası mermisi ile 30 Mart 2006 da saat 17.15’te ölü olarak devlet hastanesine kaldırıldı. Yapılan başvurular ve istenen bilgiler ışığında Emniyet Müdürlüğü Mahsum Mızrak’ın kafasına isabet eden merminin N.Ö, H.A, B.Ö adlı polislerin üzerine zimmetli olduğunu bildirdi. Hangisinin silahından çıktığı henüz tespit edilemedi.
Mahsum Mızrak’ın ölümü ile ilgili 3 polis hakkında açılan “Olası kasten adam öldürme” suçu işledikleri gerekçesi ile Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde önceki gün görülen duruşmaya sanık polislerden N.Ö. ve H.A. ‘rahatsız oldukları’ gerekçesi ile katılmazken, diğer sanık polis B.Ö. ve avukatı Halis Çıtır ile Mızrak’ın babası Hasan Mızrak, annesi Fethiye Mızrak ve avukatları Baran Vural hazır bulundu. Müdafii avukatlarının sanıkların tutuklanması talebi yine reddedildi. 10 ay önceki ilk celsede istenen Adli Tıp raporu yine mahkemeye ulaşmadı.
BAŞBAKAN’IN SÖZLERİ VE ÖLÜM
Mahsum Mızrak’ın babası Hasan Mızrak, Hakkari’de mayın patlamasında yaralanan Zeynep için medya ve hükümetin timsah gözyaşları döktüklerini, sahte bir duyarlılık içinde olduklarından şikayet ederek “Bu coğrafyada yüzlerce çocuk vuruldu. Ne medyadan ne hükümetten Zeynep’e gösterilen ilgi bizim çocuklarımıza gösterilmedi. Aynı duyarlılığı bizim çocuklarımıza da gösterilmesini beklerdik. Bu duyarlılık gösterilmediği gibi devlet 3 yıl boyunca oğlumun katilleri hakkında soruşturma açılmasını engelledi” dedi. Şimdiye kadar ne hükümetin nede devletin oğluna sahip çıktığını, bir baş sağlığında bile bulunulmadığını söyleyen baba Mızrak, oğlunun ölümünün Başbakan’ın “Kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yapın” açıklamasının hemen ardından gerçekleştiğine dikkat çekti. Oğlu Mahsum Mızrak’ın 2006’da öldürülmesine rağmen Diyarbakır Valiliği’nin gaz bombası mermisinin zimmetli olduğu polisler hakkında soruşturma izni vermediğini söyleyen baba Mızrak “Sanıklar belli. 3 sanık var. Emniyet tarafından kullanılan seri numarası kod numarası belli gaz bombası mermisi oğlumun başına isabet etti. Avukatlarımız sanıklar hakkında tutuklama talep etti ama mahkeme hep reddetti. Genel gidişattan umutlu değiliz. Sonuç alınacağına inanmıyorum. Caza alacaklarına dönük bir kanaat yok bende. İç hukuk yolları tükendiğinde AİHM’e başvuracağız” dedi.
MAHKEME BASKI ALTINA ALINIYOR
Mahsum Mızrak davasının avukatlarından Baran Vural, “Yargılamanın ilk duruşmasında CMK 100. madde uyarınca sanıkların tutuklanmasını talep ettik. Ancak sanıklar tutuksuz yargılanıyorlar. Daha sonra ise sanıklar Bağdat büyükelçiliği ile Musul ve Basra konsolosluklarına dış göreve gönderiliyorlar. Her duruşmada tutuklama talep etmemize rağmen tutuksuz yargılama devam ediyor” dedi. Adalet Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliği her duruşmadan sonra ısrarla dava ile ilgili bilgi talep ettiklerini ancak sanıkların mahkeme bitene kadar açığa alınması için hiçbir çabada bulunmadıkları söyleyen Vural “Diyarbakır Valiliği 3 yıl boyunca soruşturma izni vermeyerek davanın 3 yıl geç açılmasına neden oldu. Sanıklar en azından açığa alınması gerekirken yurtdışı görevine gönderildiler. Tüm bunlar Adalet Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliği’nin mahkemeyi baskı altına almayı etkilemeyi amaçladığını düşündürtüyor” şeklinde konuştu.
ADLİ TIP RAPORU NİYE GÖNDERİLMİYOR?
Davanın esasının Mahsum’un hangi açıdan ve ne kadar mesafeden gaz bombası ile öldürücü yara alabileceğine dönük Adli Tıp raporunun hazırlanması olduğunu söyleyen Vural, “Bu rapor davanın esasının teşkil ediyor. Ama ilk celsede Adli Tıp’tan rapor istenmesine rağmen 10 aydır bu rapor hazırlanmadı. Rapor hazırlansa polislerin suçluluğu kanıtlanmış olacak. Bu da davanın sürüncemede bırakılmak istendiğini gösteriyor” dedi.
Mehmet Aslanoğlu
www.evrensel.net