HAYAT YAZILARI

  • Din dersi konusunda büyükler için çıkarılacak çok ders var. Hem de gerçekten çıkarılması zorunlu dersler.


    Din dersi konusunda büyükler için çıkarılacak çok ders var. Hem de gerçekten çıkarılması zorunlu dersler. Önce işin adını koyma tartışmasından başlayalım. Çocuklarımıza zorunlu olarak okutulan “Din” dersi değil, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi diyenlere sorulacak bir tek soru var: O halde bu müfredatı, sanki Allah’ın emri imiş gibi savunmanın, arkasına sığınmanın nasıl bir izahı olabilir ?
    Besmelesi sayılabilecek ilk üniteleri, “Atatürk ilkeleri” üzerine inşa edilmiş bir ders programını dindarlık adına savunmaya kalkmanın ne anlamı vardır ?
    Elbette bir bütün olarak, tarihten, milli güvenliğe çocuklarımızın beynini yalan yanlış bilgi ve yaklaşımlarla kirletmeye ne kadar hakkımız olup olmadığını tartışmalıyız. Okulların açıldığı ilk hafta kimi okullarda, çocuklara istiklal marşının on kıtasının yazılması ödevi, her derste ayrı ayrı verildi. 12 Eylül Diyarbakır Cezaevi uygulamalarının yumuşatılıp yaygınlaştırılmasından başka ne anlam ifade edebilir bu tablo ?
    Bu tutum bir sempati mi oluşturur yoksa tam tersine öfke ve nefret mi ?
    Yeniden “din” konusuna dönelim. Mevcut müfredata ilk karşı gelmesi gerekenler en az Aleviler kadar, dindar Müslümanlar olmalıdır. Hele bu konunun devlet tarafından bir zorunluluğa dayandırılması, büyük bir utanç vesikasıdır.
    Bir toplumun kendisini yönetenler tarafından “zorunlu” bir eğitime tabi tutulması, bu eğitimin de “din” kisvesi altında yapılmasının kendisi bir ahlak problemidir. Bu ders zaten “din değil ahlak dersi” diyenlere hatırlatmak isterim. Böyle bir “ahlak” anlayışı ve eğitiminden ancak böyle bir tablo çıkabilir.
    Bu konuda girişimde bulunan Alevi örgütlerini kutlamak ve bir gerçeği de bu vesile ile masaya yatırmak zorundayız. Türkiye yönetim yapısı ve anayasal düzeninde “din devlet ilişkisi” tümüyle çarpıktır. Bu çarpıklığın tüm sonuçları ile hesaplaşmak zorundayız. Mevcut laiklik anlayışının bir boyutuna alkış tutup, bir başka boyutuna karşı çıkmak tutarlı olmayacağı gibi inandırıcı da olmayacaktır.
    Bu alanda yaşanan mağduriyetlerin tümüne birden ve bütüncül biçimde yaklaşacak bir toplumsal siyaset, Türkiye’nin en sancılı sorun alanlarından birine ilaç olma kapasitesi taşıyor olabilir. Bir tarafı toplumsal eşitsizlik ve dışlama, diğer tarafı devlet gücünü kullanarak özgürlükleri bastırma ve ayrımcılık olan bir sorun alanından bahsediyoruz. Sadece laiklik konusundaki tutumumuza bakarak kendimize yeniden soralım: Biz gerçekten özgürlükçü bir anayasa istiyor muyuz ?
    Ayhan Bilgen
    www.evrensel.net