Fotoğraf: Evrensel

Vaaz ve sopa

Evrensel ve Günlük gazetelerinde aynı gün iki önemli haber yayınlandı. Günlük’ün manşetinde yer alan habere göre Hakkari’de KPSS’yi kazanamamış ancak vekil öğretmenlik ve imamlık yapmak isteyen memur adaylarına koruculuk yapmak şartıyla işe alınacakları vaat edilmiş


Evrensel ve Günlük gazetelerinde aynı gün iki önemli haber yayınlandı. Günlük’ün manşetinde yer alan habere göre Hakkari’de KPSS’yi kazanamamış ancak vekil öğretmenlik ve imamlık yapmak isteyen memur adaylarına koruculuk yapmak şartıyla işe alınacakları vaat edilmiş. Bunların bir kısmı bu “iş teklifini” kabul ederek mesaiye başlamışlar. Haberin başlığı: “Okulda Kalemli, Dışarıda Silahlı.”
Evrensel’in haberi de İstanbul’da, Zeytinburnu-Bağcılar tramvay hattında 3 öğrencinin hayatını yitirmesi ile sonuçlanan tramvay kazasından sonra eylem yapan öğrencileri engellemedikleri gerekçesiyle Eğitim Sen’li üç öğretmen hakkında soruşturma açılmasıyla ilgili.
‘90’lı yıllardan bu yana devletten maaşlı korucuların Güneydoğu’da estirdiği terör biliniyor. Yıllardır koruculuk kurumunun kaldırılması için sıkı bir mücadele de verildi. İpliği pazara çıkmış bu paramiliter kurum tamamen dağıtılacağına, imam ve öğretmenler kadroya dahil edilerek yeniden organize ediliyor şimdi demek ki. Öte yandan Zeytinburnu’ndaki olaya bakılırsa sorun sadece Güneydoğuyu ilgilendirmiyor. Öğretmenlerin, okullarında ve hatta çevrelerinde bir güvenlik görevlisi, muhbir, kolluk kuvveti -artık adına ne denirse- olarak çalıştırılmaları konusunda herkesin bilmediği, gizli bir yasa yürürlüğe girmiş gibi görünüyor. Diyanet İşleri Başkanlığının da “Din görevlimiz sadece camide namaz kıldıran bir memur değildir. Toplumun bütün sosyal hayatına müdahale eden kanaat önderi olmalıdır” diye bir fetva buyurmasına bakılırsa imamlar ve öğretmenlere hükümet yeni görevler biçmiş; vaaz ve sopayla topluma hükümetin istediği şekli verecekler.
Aslında imamların ve öğretmenlerin birer kanaat önderi olarak istihdam edilmeleri, onları cumhuriyet ideallerinin taşıyıcısı aydınlar olarak tanımlayan eski Kemalist projenin bir buluşu. Kamu görevlisi olarak atanan memurların merkeze uzak yerleşim bölgelerine muasır medeniyet, ilim-irfan ve yeni görenekleri taşımakla görevlendirilmeleri eski bir uygulama. Öğretmenden ve imamdan, böyle bir sosyal vazifeyi layıkıyla yerine getirecek bir idealizme sahip olmaları her zaman beklenmişti. Çalıkuşu Feride’nin, Aliye öğretmenin veya Şevket Süreyya Aydemirlerin çocukları “Eviniz evimiz, toprağınız toprağım” diye gittikleri Anadolu’da bu sosyal görevi adanmışlık duygusuyla yerine getirdiler.
Fakat şimdi “Koruculuğa da eyvallah” diyerek vekil öğretmenlik kadrosuna başvuran imam ve öğretmenlerin adanmışlıklarından değil de herhalde çaresizliğinden söz etmek daha akla uygun. Hükümetin de bu çaresizliği Doğu’da memurunun beline silah koyarak siyasi ve sosyal bir ranta çevirmek, Batı’da ise öğrenci eyleminin önüne geçip polislik yapmayan üç öğretmeni cezalandırmak suretiyle yeniden örgütlemek istediği açıkça görülüyor.
Bu bir yana; imamın camiden çıkarılıp sosyal yaşama silahlı kanaat belirleyici olarak dahil edilmesinin, öğretmenin okulda polisleştirilmesinin benzer bir kaynağının ve sonuçlarının olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu halk Susurluk’ta ve Ergenekon’da açığa çıkan gayrı hukuki müdahalelerden çok çekti. AKP, sözde, Ergenekon örgütünün üstüne gidiyor ama öğretmene ve imama yüklenen yeni rolün AKP’ye yeni bir Ergenekon, yeni bir derin devlet kazandırmayacağı, daha açık bir deyimle AKP’nin kendi derin devletine sosyal bir zemin hazırlamayacağı söylenebilir mi? Başbakan daha yenilerde, Marmara Üniversitesinin açılışında “Eskiden de böyleydik. Farklı inanç gruplarının gerekirse kendi yargılamasını yapmasının mirasçılarıyız. İnşallah gelecekte yine böyle öncü bir rol üsteleneceğiz” dedi. Bu söz nereye çeksen gidebilecek bir laf. AKP’nin gizli ajandası olduğunu düşünen kimileri bunu ‘kadılık’ kurumunun geri dönmesi isteği ile, kimisi ‘şeriat mahkemeleri’ne özlemle, kimisi de yeni liberal projenin AB prosedürüne içerilmiş, sermaye dolaşımını engelleyen hukuki ve bürokratik prosedürlerin ortadan kaldırıldığı yerelleşmeye kılıf bulmayla ilişkilendirebilir. Liberal-muhafazakar bir hükümet için bunların hepsinin belirli orandaki bir karışımı da olabilir. Ama sözün ima ettiği çok hukukluluk imamın ve öğretmenin koruculaştırılıp polisleştirildiği bir toplumsal ortamda kelimenin tam manasıyla hayata geçecek görünüyor. Öğretmen ve imam eğer o silahı hangi durumda kullanacağına kendisi karar verecekse, ‘yargı süreçleri’nin yerine onların kişisel kanaatleri ve inisiyatifleri geçecekse, ki başka türlü olması mümkün değil, zaten herkes için, her bölge ve yöre için geçerli bir hukuktan söz etmek mümkün olamaz. Daha doğrusu bağlayıcı bir hukukun varlığı bile tartışılır. Korucuların davranışlarını düzenleyen, keyfiyetin yasanın önüne geçmediği bir hukuk var mıydı ki zaten.
Böylece AKP’nin, askeri vesayet eleştirisi üzerine inşa ettiği sivilleşmenin aslında vesayet ilişkilerine toplumsal bir boyut katarak zenginleştirilmesi anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Sivilleri polisleştirip koruculaştırmak, olmadı üniversitelere sivil polis yerleştirmek böyle bir sivilleşmenin daha ilk ve tuhaf adımları.
Şimdilik vaaz ve sopa; sonra, kim bilir daha neler göreceğiz.
Nuray Sancar
www.evrensel.net