Şapka, baston meselesi

Jöntürkler Avrupai kültürle İstanbul’a döndüklerinde, batılı olma heveslerini uygulamaya kalkarlar. İlk iş olarak galeriler açıp sergiler yapmak isterler. Batılılaşmanın bir yolu da sanat ve kültür hayatına el atmaktır, derler.


Jöntürkler Avrupai kültürle İstanbul’a döndüklerinde, batılı olma heveslerini uygulamaya kalkarlar. İlk iş olarak galeriler açıp sergiler yapmak isterler. Batılılaşmanın bir yolu da sanat ve kültür hayatına el atmaktır, derler. Beyoğlu’nda lüks bir mekanı galeri haline getirirler. Dönemin ünlü ressamlarından resimleri toplayıp Avrupa’da gördükleri biçimde sergilerler. İstanbul’un kalburüstü kişileri ve devlet erkanı açılış günü hıncahınç doldurur galeriyi. Gece olup herkes gidince organizasyon ekibi durumu değerlendirir. Sonuç; her şey iyi güzel de, bir çok resim hasar görmüştür. Düşünür taşınırlar incelerler hasarlar bastonlardan kaynaklanıyor derler. Sergiyi gezenler “ Aha bu güzel” deyip resmin üstüne bastonlarla bastırmışlar. Çare olarak, kapıya bir görevli dikip içeri gireceklerden şapka ve bastonları toplamanın bu sorunu çözeceğini düşünüp, uygulamaya koyarlar. Görevliye iş tanımını yaparlar: Herkesten kibarca şapka ve bastonları toplayacaksın, çıkarlarken vereceksin. Yani bir nevi vestiyerlik. O dönemlerde beyefendiler baston taşır ve şapka takarlar…
Sabah olur görevli kapıdan her girene : Şapka-baston der alır, çıkarlarken verir. Akşama doğru bir adam gelir içeri girmeye kalkar, görevli şapka baston der. Adam şaşırır “yok” der. Görevli sinirlenir “Şapka yok, baston yok, o zaman sergi mergi de yok” der.
Kıssadan hisse; Devletten çok devletçi olan, vatan millet deyip “Burada Allah biziz” diyenlerin durumlarını anlatan bir hikaye. Belki de son günlerin popüler işkencecisi Hanefi Avcı’nın durumunu ortaya koyan bir örnektir de.
Ülkeyi Avrupalı yapma derdi Osmanlı’da başladı hâlâ sürüyor. Kapıdaki görevliler değiştiriliyor. Her yeni gelen kendi yöntemini uygulamaya kalkıyor. Bir dönem vahşi işkenceci oluyorlar, bir dönem demokrat, humanist. Başımızda bir de okyanus ötesi var. Ülkenin iktidarı bir yandan, Meclisteki muhalefeti bir yandan, methiye düzüp duruyorlar, okyanus ötesine. Kendi okyanus ötesinde, yetiştirmeleri hükümetiyle, muhalefetiyle devletin mekanizmalarında dinle-kapitalizmin sentezinin cemaat yapısıyla iş başında. Yeşil’iyle-meşili, Avcı’sıyla-mavcısıyla, Ağar’ıyla-Mağarıyla, Çiller’iyle-Çiller’sizi ve benzerleri, kapılarda nice görevler icra edip bazen diktatör, işkenceci, bazen demokrat ve humanist olarak Avrupa’yla birlikleşiyorlar.
Günün son bombası, üniversitelere sivil polis merkezleri açılması. Varolan sivil polislerin de bir arada rahatça hasbıhal etmelerinin hakları olduğu düşünülüyor herhalde(!) Zaten bu ülkede sosyal gelişmeler ne zaman ilerleme katetse, ilk iş üniversitelerdeki antidemokratik uygulamaların yasalaşmasının önü açılır. Ve “fişlemeye son” diyerek propaganda yapan Bay Tayyip fişlenen yüzlerce öğrencinin durumunu nasıl açıklar?
Ne zaman ki bu ülkede şapka ve bastonsuzların da yaşadığı kabul edilir, belki bir şeyler o zaman değişir.
Herkes eğitimin öneminden bahseder. Fotoğraf için de eğitim önemlidir. Galata Fotoğrafhanesinden Belgesel Fotoğraf eğitimi alarak sergi açan öğrencilerin çalışmaları bu anlamda önemli. Toplumsal sorunları projeli bir çalışmayla anlatan öğrenciler eğitimin önemini göstermektedirler. Değişik bakış açılarıyla, farklı yaklaşımlarıyla çalışmalarını bize sunuyorlar. Yolu düşenler 17 Ekime kadar izleyebilirler.
Özcan Yaman
www.evrensel.net