YENİGÜN

  • 87. yılı resmi törenlerle kutlanan Cumhuriyette, halk iradesine ilişkin söylenenlerin tümü yalandan ve safsatadan ibaret.Ortada gerçek anlamda bir halk cumhuriyeti falan yok.


    87. yılı resmi törenlerle kutlanan Cumhuriyette, halk iradesine ilişkin söylenenlerin tümü yalandan ve safsatadan ibaret.
    Ortada gerçek anlamda bir halk cumhuriyeti falan yok.
    Ne gerçek anlamda laik, ne demokratik ne halkçı bir cumhuriyet var.
    Sömürü ve baskının egemen olduğu, dolar milyarderlerinin her gün biraz daha arttığı, açlığın ve sefaletin üst boyuta vardığı sermaye diktatörlüğünü, halkın yönetimi diye halka yedirme durumudur yaşadığımız;sendikalaşmak istedikleri için işçilerin kapı dışarı edildiği, sınıfın polis, asker kuşatması altın modern köleler olarak patronlara peşkeş çekildiği bir sermaye diktatörlüğü...
    Kuruluşunun ilk yıllarından itibaren halk katılımının kıskançlıkla esirgendiği yönetim, tefecilerin, giderek sermayenin hegemonyası kurularak bu güne getirildi. Halkın her demokratik kalkışması, her ekonomi ve siyasette halk egemenliği girişimi ordu ve sermaye işbirliğinde bertaraf edildi. İşçilerin ve halkın her örgütlenme çabası balyozla ezildi.
    Kendisini sağda, solda, milliyetçi, muhafazakar, dindar ya da laik olarak lanse eden tüm partiler, işçi ve emekçilerin uğradığı sömürü ve baskının sağladığı ortamdan, hep birlikte nemalandılar. 87 yıllık Cumhuriyet öyküsü, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki hegemonyasının öyküsüdür.
    Bu gün farklı klikler arasında süren hegemonya kavgasının nedeni de bunun devam etmesidir. Resepsiyon savaşlarının aslı astarı da budur. AKP gibi emek ve halk egemenliği karşıtı parti ve onun eksenindeki devlet erkanı ilk defa isabetli bir resepsiyonla kutlama yaptıklarını iddia ederken, CHP başkanı Kılıçdaroğlu ise resepsiyona katılmayıp, halkla kutlayacağını söylüyor. Yani birkaç resepsiyonlu bir Cumhuriyet kutlaması yaşıyoruz.
    Türban meselesi bir kez daha emek ve demokrasi sorunlarının üzerini örten, emek ve demokrasi düşmanı olan güçlerinin oyununa sahne oluyor. Halk egemenliği, halk iradesi lafları hikaye.
    Her şeyden önce halk egemenliğinin temel koşulu, halkın katılımının önünde hiçbir engelin bulunmamasıdır. Örgütlenme, düşünce ve sınırsız bir basın özgürlüğü halk egemenliği için temel koşuldur.
    Nerede halk iradesi? Örgütlenemeyen halk, bu koşullarda iradesini nasıl egemen kılacak.
    Hangi kurumu halk seçip yönetebiliyor...
    Kaymakamları kim seçiyor.
    Peki valileri...
    Emniyet müdürlerini...
    Sonra savcıları, hakimleri, mahkeme başkanlarını kim seçiyor.
    HSYK, YÖK, AYM, RTÜK, MGK, YAŞ, Yargıtay, Danıştay... ve diğer askeri ve sivil tüm kurumlar hangi halk iradesiyle seçiliyor. Görevlerini yapamadıklarında görevden almayı hangi halk iradesi ve inisiyatifi belirliyor.
    Böyle bir şey var mı?
    Kim seçiyor bu “astığım astık, kestiğim kestik” havalarındaki devlet adamlarını, kim belirliyor bu kurumları. Hangi halkın bu atanmışlara söz söyleme ve görevden alma yetkisi var.
    Ordu kimin ordusu? Yargı, yürütme, yasama nasıl oluşuyor nasıl yürüyor?
    Gerçek bir halk iktidarında bu işler böyle mi döner!
    Ordu desen halkla değil ABD ile içli dışlı... Darbelerden başını kaldıramıyor.
    Polis teşkilatı, diğer tüm açık ve gizli örgütlenmeler, örtülü ödenekler halk için mi kurulup, kullanılıyor?
    Ordu, halk ordusu değil. Polis halkın polisi değil. Sermayenin hizmetinde ve uluslar arası güçlerin dümen suyunda yüzüyorlar.
    ENDER İMREK
    www.evrensel.net