EKONOMİ VE POLİTİKA

  • Kitap fuarı, yerinin uzaklığına rağmen, çok önemli ve yararlı bir kültürel faaliyettir. Kitap fuarına gidenlerin, iddia edilenin aksine, o kalabalığa ve iç bunaltıcı ortama gösteriş için girdiğini hiçbir zaman düşünmedim. Umarım, ileride fuar bölgesine dek uzanan raylı sisteme kavuşuruz ve böylece belediyenin sağladığı otobüs servisinin sıkışıklığını yaşamayız ya da, aynı sıkışıklık raylı sistemde de oluşsa, hiç değilse, eziyeti daha kısa süre çekeriz.


    Kitap fuarı, yerinin uzaklığına rağmen, çok önemli ve yararlı bir kültürel faaliyettir. Kitap fuarına gidenlerin, iddia edilenin aksine, o kalabalığa ve iç bunaltıcı ortama gösteriş için girdiğini hiçbir zaman düşünmedim. Umarım, ileride fuar bölgesine dek uzanan raylı sisteme kavuşuruz ve böylece belediyenin sağladığı otobüs servisinin sıkışıklığını yaşamayız ya da, aynı sıkışıklık raylı sistemde de oluşsa, hiç değilse, eziyeti daha kısa süre çekeriz.
    ***
    Kitap aydınlanma aracıdır! “Aydınlanma, insanın kendini içine düştüğü toyluk durumundan kurtarmasıdır. ...Toyluk ya da olgunlaşmamışlıktan kastedilen, kişinin kendi aklını başkasının rehberliği olmadan kullanamamasıdır..Aydınlanmanın parolası şudur: Kendi aklını kullanma cesaretini göster!” Kant’ın fikirlerini, Yordam Yayınları’ından yayınlanmış olan Yıldız Silier’in Oburluk Çağı adlı eserinden okurken, günümüzde giderek yaygınlaşan ve toplumsal değeri kendinden menkul bazı meczuplar için kullanılan “kanaat önderi” safsatasını düşünmeden edemiyorum. Bu düşüncelerle Silier’in kitabını okumaya devam ederken, Nietzche’den yapmış olduğu şu alıntı ile sarsılıyorum: “Demokrasi, cahil halk kitlesinin, bağımsız ruhlu bireyleri, çoğunluğun gücü söylemiyle ezmesinin bir aracıdır ve çok zararlıdır.” Nitekim geçmişte, “Demokrasi amaç değil, araçtır!” diyen siyasiler, işbaşına geçince, “Tek söz hakın çoğunluk parlamentosundadır!” sloganı ile çoğunluk diktasına yönelenleri dehşetle izliyorum! Sanki Nietzche Bu dönemi ve bu coğrafyayı öngörmüş gibi!
    Silier, ileriki sayfalarında, bu kez de bizi Nazi Propaganda Bakanı Joseph Göbbels’le buluşturarak, “Eğer yeterince büyük bir yalan uydurur ve sürekli tekrarlarsan, sonunda insanlar buna inanacaklardır” ifadesi ile, günümüzü de yansıtarak, derinden sarsmaktadır.
    “Parlamentoda çoğunluk tek söz sahibidir!” ya da, hiçbir aklı başında anayasa hukuku hocasının söyleyemeyeceği, âdeta kendisini de ifna edecek “Demokratik toplumlarda anayasa’yı halk yapar!” ifadesi kadar, Başbakan’ın referandumda yüzde 42 dilimindeki vatandaşların ikna edilmeleri için verdiği örnek de bir o kadar dehşet verici idi: Çok sert bir madde olan mermeri dahi aynı noktaya damla damla su akıtarak delmek nasıl mümkün ise, insanlara da durmadan aynı şeyleri anlatarak ikna etmek aynı şekilde olasıdır! Ağızdan çıkan lafı kulak duymadığında, yankılanması çok ürkütücü oluyor!
    Silier soruyor: “Acaba içinde yaşadığımız çağı yanlış mı değerlendiriyoruz?” Bunun yanıtını, kitapta buluyoruz. Marx’a göre: ”Nasıl ki, bir kişi hakkında ki düşüncemiz, onun kendini nasıl gördüğüne bağlı değilse, bir tarihsel dönüşüm dönemi hakkında da, bu dönemin kendi kendini değerlendirmesini göz önünde tutarak bir hükme varamayız.” Günümüzde yükselen postmodernizmin nasıl ele alınması gerektiği konusunda Silier’in yaklaşımı şöyle: “Postmodernizmin nasıl bir bağlamda yükselişe geçtiğini anlamak için 1968 radikal hareketlerinin başarısızlığının ardından değişen entellektüel ortama bakmak yararlı olacaktır....Postmodern düşünürlerin, birçok noktada görüş ayrılığı olsa da, temel ortak noktalarının Aydınlanma eleştirisi olduğu söylenebilir.”
    Postmodernizm yandaşlarına göre, “faşizm modern uygarlıktan bir sapma değil, modern toplumun başka bir yüzü; modernitenin üzerinde barbarlığın geliştiği verimli bir zemin...”dir. Postmodern yandaşlarına göre suçlu; akıl yoluyla doğaya egemen olma arzusu, ne pahasına olursa olsun teknolojik gelişmeye yol açmış, bu gelişme savaş sanayiinde kullanılarak ve çevresel etkileri ile binlerce yaşama mal olmuştur. Silier, Bauman’ın şu çarpıcı ifadesini vererek, postmodernitenin durduğu yeri işaret etmektedir: “Kötülüğün akılcılığını, akılcılığın kötülüğünden ayırmak zorlaşmaktadır.” Akılcılık eleştirilerine katılan Derida’nın aydınlanmanın totaliter, akılcılığın ise ırkçı ve emperyalist olduğu görüşüne yer verilen kitapta, Foucault’un aklın kendini meşrulaştırmak için, öteki olarak yarattığı deliliği damgalayıp hapsettiği de ifade edilmektedir. Bu fikir karmaşasından bizi kurtaranın, toplumsal dönüşümün temel lokomotifinin ekonomide üretim ilişkisi ve sınıf çatışması olduğunu yine Silier de okuyoruz.
    ***
    Bir kitap okumak, hele de felsefe üzerine yazılmış bir kitabı okumak insanı başka dünyalara sürüklerken, aynı zamanda da ufkunu açmaktadır. Yıldız Silier’e ve tüm yazarlara, bize böylesi değerli eserleri kazandırdıkları için minnet duygularımı ifade ederken, yazar ile okuyucuyu birbirine kavuşturan Yordam Kitap’a ve tüm basımevlerine de teşekkür ederim. Fuar organizasyonuna da teşekkür ederken, trafik konusuna ileride daha uygun bir çözüm bulmalarını dilerim!
    İZZETTİN ÖNDER
    www.evrensel.net