EKONOMİK PERSPEKTİF

  • Tam da “nerede o eski bayramlar” diye başlayan sohbetlerle geçer bayram günleri derken imdada Angus’lar yetişti.


    Tam da “nerede o eski bayramlar” diye başlayan sohbetlerle geçer bayram günleri derken imdada Angus’lar yetişti. Onlar kaçtı biz kovaladık. Onlar denize girdi biz seyrettik. Adları ve koşu meziyetleri farklı olsa da geçen yılları aratmadı görüntüler: karagözün yerine Bulgar koyunu, sarıkızın yerine Angus. Netice de hayvan hayvandır. Kasaplığın doğal bir yetenek olduğu konusunda inanca sahip olan niceleri ellerini, kollarını kestiler. Bayram boyunca yüzbinlerce büyükbaş, milyonlarca küçükbaş hayvan “kurban” edildi. Yüzün üzerinde yurttaş duble yollarda can verdi. Yani kurban bayramı her şeyiyle gelenekseldi. Bu sebeple bizim “nerede o eski bayramlar” sohbetlerimiz başka bayrama kaldı.
    Tabii bayramların bir diğer önemli geleneği küçüklerin büyükleri ziyaret etmesi, büyüklerin de küçüklerin gönlünü almasıdır. Her ne kadar ziyaret olmasa da tebrik kartı; tebrik kartı olmasa da telefon; telefon olmasa da kısa mesaj ile bayramlaşıldı. Küçükler büyüklere tekerlemeli kısa mesaj attı, büyükler de cevap yazmasalar da içlerinden “ben de senin” dedi. Böylelikle bir gelenek daha sürdü gitti.
    ***
    Türkiye’de cumhurbaşkanı katılımıyla –en yüksek düzeyde- bayramlaştı NATO üyeleriyle. ABD’nin İran ve Rusya’ya karşı kendini savunmak için tasarladığı “füze kalkanı” projesi, başı kopuk tavuk gibi “ya biz şimdi niye varız” diye birkaç yıldır toplanıp da kendisine ‘potansiyel düşman’ bulamayan NATO tarafından sahiplenildi. Tabii Türkiye dışındaki üye ülkeler için kalkanın bir anlamı yok. Toplantıdan çıkan kararla, füze kalkanı -hiç şaşırtıcı olmayan bir biçimde- Türkiye’ye yerleştirilecek. Böylece kapitalist dünyanın en uç savunma noktası olarak Türkiye’ye “yürü be koçum” denilmiştir. Kurban bayramında yürüyen koçların kısa bir süre sonra ne hale geldiğini ayrıntılı biçimde yazmanın anlamı yok fakat Türkiye için bu bayramlaşmanın çok pahalıya mal olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çevre ülkelerin “bize hamilik yapmaya kalkıyorsun ama bu kalkan nedir?” sorusuna Türkiye’nin verebileceği tek yanıt: “o bizim değil” olabilir. Bu açıklama da pek tatminkâr olmayacaktır.
    ***
    Savunma sanayi çok önemli bir ekonomik gerçeklik. Savunma Sanayi Müsteşarlığı son beş yıllık bilanço, üretim ve satışa göre Türkiye’deki ilk 25 Savunma Sanayii firmasını açıkladı. 25 firmanın satışları 2 milyar 585 milyon doları bulmuş durumda. Türkiye için bu kadar önemli bir üretim ve rant alanı olan savunma endüstrisi, ABD, İngiltere ve Almanya gibi erken kapitalist ülkeler için kriz sonrası yapılanmada hayati öneme sahiptir. Söz konusu ülkelerin savunma endüstrilerinin devamı yeni savaş ve risk algılamalarıyla ve süre giden savaş ve çatışmaların dünya genelinde “sürdürülebilir” kılınmasına bağlıdır. Tam da bu noktada düşmanı belirsiz kılmak (herhangi bir ülke ismi zikretmemek) ama “tehdit” tanımını ve kapsamını genişletmek (siber savaş, lazer silahlar, iklim değişikliği, terörist gruplar gibi) ancak ve ancak ekonomik geleceğini silah üretimi ve satışına bağlayan ülkelerin çıkarına olabilir. Türkiye her ne kadar savunma endüstrisini güçlendirmeyi hedeflese de bahsi geçen 25 firmanın toplam gücü ABD’deki orta büyüklükteki bir firmanın ekonomik gücüne yetişmekten uzaktır. Hal böyle olunca da Türkiye gibi ülkeler, ancak silah sanayisi devlerinin pazarına dönüşen ülkeler konumuna mahkûm kalmaktadır.
    ***
    Sonuç olarak, NATO’yla bayramlaşma Türkiye’ye iyi gelmemiştir. Her ne kadar “sahibinin sesi” basın ve yayın organları durumu “zafer” olarak değerlendirse de bu zafer başkalarınındır.
    Başkasının Angus’uyla bayram olur mu? Olursa da işte bu kadar olur!
    SİNAN ALÇIN
    www.evrensel.net