Yedek parça olmaya isyan eden sergi

Zırrr telefon çalar, İFSAK görevlisi telefonu açar; “Buyurun İfsak” der. Karşısındaki kişi; “Ben falanca sendikadan filanca diye kendini tanıtır ve Taksim’deki fotoğraf serginizi gezdim.


Zırrr telefon çalar, İFSAK görevlisi telefonu açar; “Buyurun İfsak” der. Karşısındaki kişi; “Ben falanca sendikadan filanca diye kendini tanıtır ve Taksim’deki fotoğraf serginizi gezdim. Özellikle Birgen Bentsen’in Vuslat sergisi ile Makine grubunun Yedek parça isimli sistemi ve insanın makinalaştırılmasını anlatan sergiler dikkatimi çekti. Acaba sergi süresi bitince sendikalarımızda gezici bir sergi haline getirebilir miyiz? Dahası kataloglarının basımını yaptırıp işçilerin yoğun olduğu uygun yerel kültür merkezlerinde sergilenmelerini sağlayabilir miyiz? Birlikte “İşçi nedir?” Konulu bir panel düzenlemeyi düşünüyoruz.” Der.
İFSAK görevlisi afallamış, şaşırmıştır. Kem küm eder. (Çünkü 50 yıldır sergiler açılır ve sessizce kapanırdı.) Heyecanlanmıştır. “ Sayın ... bey isteğinizi ilgili arkadaşlarla paylaşıp hemen size döneceğiz ben iletişim bilgilerini alayım “der.
Siz de inandınız değil mi böyle bir diyalog yaşandığına? Aslında olması gereken bu. Ama ben bu sergileri izlediklerini bile zannetmiyorum. Yukarıdaki yazılanlar ise benim uydurmam.
50 yılda 22. kez organize edilen İFSAK, İstanbul Fotoğraf Günleri’nin sergiler, gösteriler, söyleşiler ve atölyelerle İstanbul’un merkezinde konumlanmış, yerli ve yabancı katılımcılarla 12 Aralık tarihine kadar sürüyor. Taksim meydanında ‘Taksim Cumhuriyet Sergi Salonu, Taksim Metro İstasyonu Yürüyen Bantlar, Akbank Sanat Merkezi Çok Amaçlı Salon ve İFSAK Dernek Merkezinin Alt-Orta ve Üst Katlarındaki mekanlarda etkinliklere katılabilir veya sergileri izleyebiliyorsunuz. Özenle hazırlanmış içerikli sergiler, bu gün itibariyle bir danışıklı dövüş olan Halil Altındere’nin Yahşi Baraz’ın kafasına resim geçirmesi haberi kadar yer almadı. Popüler kültür böyle bir şey.
Bu yıl ki Tema ‘Buluşmalar’. Sergiler izleyicilerle, Nesneler ışıkla, içerik biçimle buluşuyor. Gönül bir başka buluşmayı da arzuluyor. “Makine”lere hayat veren, ister kafa ister kol emekçisi olsun yaşama hayat veren işçilerle, ‘Yedek Parça’ sergisinin buluşabilmesi… Danimarka’dan Birger Bentsen’in ‘Vuslat’ sergisi de ‘Yedek Parça’ gibi kaçırılmaması gereken, yukarıda esprisini yaptığım gibi kurumlarca da sahiplenilmesi gereken sergilerden…
MAKİNE’DEN GÜÇLÜ BİR KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİ
Makine rumuzlu sanat çevresinin “Yedek Parça”sı Fotoğraf Günleri’nin en dikkat çekici çalışmalarından biri.
Kendilerini İFSAK’ın program kitabında çok güzel dile getirmişler. “…Bu büyük makine içinde yedek parçalar birbirinden uzaktır. Makine onları kendi amacı için bir araya getirilen parçalar haline sokması nedeniyle, işçilerde birbirlerini belirli amaçlara yönelik araçlar olarak kullanabildikleri zaman ancak temas kurar duruma gelirler. Böylece yedek parçalar arasındaki bağlar çıkara dayalı beraberliklere dayalı hale gelir. Birbirlerine araç gözüyle baktırılan insanlar makinenin işlemesi için kullanılan bir yedek parça olmaktan kurtulamazlar. Yedek parçalar burada metadır ve ne yazık ki “metalar paraya aşıktır”.
Neden fotoğrafçıların isimleri yerine Makine diyorlar? “…Sanat alanında ortaya konan eserler bir isme aittir ve bu isim daha sonra yapılan çalışmalarla belli bir üne kavuşur. Ve bir süre sonra da artık ismin markalaştığını görürüz. Bu aşamadan sonra yapılan eserden ziyade kimin yaptığı önemli olur. Çünkü o isim artık metadır, markadır ve ne yaparsa yapsın sanat adlı piyasada çok satar. … sanatçının kendisi artık bir meta haline gelmiştir. …Bu nedenle sergiyi hazırlayanlar olarak sanatçı sıfatını reddederek kendimize “Makine” adını uygun görüyoruz.”
Öncelikle serginin diğer sergilerle iç içeliğini gayet uyumlu buldum. Fikir olarak, konserve kutuları ile yedek parca kutularının kullanılışı hem üç boyutluluk katmış hem de izleyeni elleme, dokunma duygusuyla doldurarak serginin bir parçası haline getiriyor. O anda kendinizi makinenin bir parçası ve kutunun üstündeki fotoğrafın da nerdeyse kendiniz olduğunuzu düşünüyorsunuz. Hem özdeşleşirken hem de yabancılaşıyorsunuz. Bir de izleyicilere, dilerlerse kutulardan bir tane alabileceklerine dair bir duyuru olsaydı. Çünkü ayrılırken bir kutu alma isteği duydum, sergiyi gezen bir çiftte benim gibi düşünmüştü.
Büro işçiliği yada beyaz yakalı diyebileceğimiz çalışanların fotoğrafları yetersiz gibi geldi. Özellikle nano teknoloji zamanında kol işçiliğinin neredeyse yok olduğu ve bu anlamda proleteryanın ortadan kalkmakta olduğunu savlayanlara karşı düşünmenin ve bir bilgisayar tuşuna dokunmanın dahi işçilik olduğunu vurgulamak bakımından yararlı olacağını düşünüyorum.
‘MODERN ZAMANLAR’ GİBİ
Bu tip bir serginin özellikle işçilerin harala gürele çalıştıkları ortamlarda çevresel bütünlük içinde olacağını düşünüyorum. Ya da yedek parça satan bir dükkanda yada bir sanayi sitesinde bir açık hava sergisi olarak merak ediyorum. Merak etmekle kalmıyor ilgili kurumların bunu gerçekleştirme gibi bir sorumlulukları olduğunu söylüyorum. Mekana göre tabii ki gerekli düzenlemeleri yaparak.
Sergiyi görünce Charlie Chaplin’in ‘ Modern Zamanlar’ filmi aklıma geldi. İşçinin hayat verdiği makine ile özdeşleşmesi. Aynı zamanda yabancılaşmanın kaynağı olan kapitalizmin sanatın diliyle fotoğraf özelinde eleştirisi. Ben bu “makine”yi kutluyorum. Yedek parçaların bir kez olsun kendilerini sorgulamalarını istedikleri için. Aynı zamanda fotoğrafla hem de deneysel bir tarzda illa belgesel olması gerekmeden düşüncenin görüntüye aktarılmasıyla da yapılabileceğini gösterdikleri için.
50 YILDIR AYAKKABI KUTUSUNDA SAKLANAN İSTANBUL
Birger Bentsen , Dönemin radyo fabrikasını Türkiye’de kuran (1958) ‘Baş mühendis’, Bir aydın, Bir fotoğrafçı. Fotoğrafı hem mesleğinde (bozuk çıkan radyo parçalarının belgelenmesi için) hem de hayatı belgelemekte kullanmış. Fabrikada çalışan işçileri, öğle paydosunda fabrika yaşamını ve çevresini, İstanbul’u, boğazı, sokakları, caddeleri, meydanları, plajları, Saka’larıyla, simitçi’leriyle, dönemin insanlarını belgelemiş. En son 1992 yılında fotoğrafladığı bu topraklara tatil amaçlı gelmiş. Yaklaşık 50 yıldır bir ayakkabı kutusunda sakladığı negatifleri ilk kez bu sergi ile izleyici karşısına çıkmış. Böyle bir kültürel mirasın gün yüzüne çıkıp sergilenmesini sağladığı için de İFSAK ve ilgili arkadaşları tebrik etmek gerekiyor. Genellikle İstanbul Belgeselleri denildiğinde ilk akla gelen usta Ara Güler olmaktaysa da böyle gizli kalmış kişilerin de olduğunu bilmek sevindirici. 87 yaşında olduğunu öğrendiğim sessiz ustanın daha nice ses getirecek çalışmalarının olabileceğini düşünüyorum. Bu Vuslat; ‘İnsanın sevdiği ile buluşması’ yada ‘bir şeye kavuşma’ olarak açıklanıyor sözlükte.
Sergi salonunda diğer sergilerle birlikte aykırılığı ile dikkat çekiyor. Bir yanda modern teknolojik yöntemlerle yapılmış fotoğraflar, bir yandan 50 yıl öncesinin görüntüleri. O yıllarda ne kentsel dönüşüm ne de trafik sorunu var. Vuslat sergisi bu hali ile diğer sergilerle bir yabancılaşma yaratarak birbirleri arasındaki anlatım dilini de güçlendiriyor.
ŞİMDİ İŞÇİLER YOKSUL BİNALAR LÜKS
Siyah Beyaz görüntülerde akan o nostalji havası fotoğraflara baktıkça dağılıyor ve dünle bu gün arasında sorgulama başlıyor.
Meydanı tamamlayan heybetli ve çevreyle uyumlu AKM’nin inşa fotoğrafı; “Yıkılsın!”” diyenlerin gözlerine sokulmayı bekliyor. Biraz ilerde Arnavut kaldırımlı bir sokakta eşek üstünde meyva sebze satıcısı. Demek ki taze meyve ve sebzeler dondurulmuş market raflarından alınmıyormuş. Diğer karede boynunda süt güğümleriyle süütçüüü diye bağıran amcayı görüyoruz.
Çocukların korunaklı sitelerde birbirlerine yabancı olarak büyütüldüğünü düşününce, ahşap bir binanın kapısından kıçını sallayan bebek, kapı aralığından gülen çocuk, insanlar arası güven ve paylaşımı hatırlatıyor.
Komşusunun düğününde bir masada oturuyormuş gibi giyinmiş bir kadın.dikkatimi çekiyor. Saçları kabartılmış olanca haşmetiyle dimdik durmuş bize doğru bakarken önünde dizili parçalarla bir radyo montajı yapan işçi olduğunu anlıyoruz. Arkasına doğru flulaşan kadınlı erkekli işçiler. Erkekler işçiler de saçları taralı, kendilerinden emin montajını yaptıkları radyonun insanlar tarafından kullanılmasındaki katkılarının hazını duyuyorlar besbelli. Bu günün fabrikalarıyla kıyaslandığında kapitalizmin gelişmesinin kat ettiği yolu daha net görmemizi sağlıyor. İşçiler daha mutsuz ve yoksul, binalar ise daha lüks ve akıllı. 50 yılda işçiler çarkın dişlisi olarak kalmışlar patronlar büyümüşler. Kapitalizmin insancıl (!) yanını gösteren belgesel görüntüler konuşuyor da konuşuyor.
Devamını kendiniz izleyip yorumlayın derim.
Bir çok fotoğraf yıllar öncesinden bizlere sessizce haykırıyor. Duyuyor musunuz? (İstanbul/EVRENSEL)
www.evrensel.net