DURUM

  • AKP Hükümetinin içeride ve dışarıda izlediği gerici politikanın niteliğini anlama konusunda hâlâ tereddütte olanlar...


    AKP Hükümetinin içeride ve dışarıda izlediği gerici politikanın niteliğini anlama konusunda hâlâ tereddütte olanlar varsa, son Nato zirvesi ve alınan füze kalkanı kararı, tereddüt sahiplerinin uyanması için yeteri kadar uyarıcı olmalıdır. Hükümet içeride kendi halkına karşı yeni emperyalist üslerin oluşturulmasına onay verirken, komşu halklara karşı Batı emperyalizminin çıkarlarını savunan düşmanca bir politikayı yeniden güncelleştirmiştir.
    Ne hükümet sözcülerinin halkı kandırmaya yönelik demagojileri, ne de besleme basının hükümet politikalarını allayıp pullaması bu gerçeğin üzerini örtemez. Ama özeri örtülmek istenen sadece bu değildir: Hükümetin seçim sürecini “Demokratikleşme için daha fazla destek” politikası uygulayarak geçireceği, demokrasi mücadelesini engellemek için tüm gücünü harcayacağı da belli olmuştur. Zaten uygulamalar ve atılan adımlar bu durumu açıkça göstermektedir. Aşağıda kısaca sıralamaya çalıştığımız gelişmeler bu durumu yeterince ortaya koymaktadır.
    “Yeni bir anayasa” kılıfı altında anayasanın ve sistemin daha da gericileştirilmesi, Kürt Sorunu’nda oyalanma ve hareketin tasfiyesi için atılmak istenen adımlar, din ve vicdan özgürlüğüne dayalı bir laikliğin ününe barikat kurma, Alevilerin taleplerine sırt çevirme, ekonomide görülen kısmi toparlanmaya karşın halkın yoksullaşmaya devam etmesi, yüksek işsizlik, üniversitelerin polisle doldurulması, YÖK’ün savunulmasında ısrar, işçilerin sendikalaşma ve örgütlenme talepleri ve mücadelelerine karşı şiddetli saldırı, yaşam ve çalışma koşullarındaki kötüleşme, gençlerin geleceğinin daha fazla karartılması vb..
    Durum bu kadar açık ve net iken sisin dağılması ne anlama geliyor sorusu da elbette yanıtlanmalıdır. Bunun için AKP Hükümeti’nin kurulduğu günden bu yana olan gelişmeleri kalın çizgileri ile hatırlatmak gerekiyor. Önce “laikçiler-dinciler” bölünmesi topluma dayatıldı. Bu süreç Ergenekon, darbe tartışmaları ile devam etti. “Kürt açılımı”, “Alevi Kurultayları”, “12 Eylülle hesaplaşma” demagojisinin öne çıktığı anayasa referandumu ve dış politika da sahte, iki yüzlü bir Filistin savunusu, İsrail düşmanlığı, komşularla “Sıfır problem” vb. ile bu süreç devam etti. Bu arada ciddi bir ekonomik kriz yaşandı.
    Bütün bunların kesin bir sonucu oldu. Bütün bu süreçlerden ve süren mücadelelerden hükümet güç toplayarak çıktı. AKP’nin güç yitirdiği tek örnek, az çok olağan koşullarda yapılan yerel seçimler oldu. Hükümet demokrasi konusundaki demagojileri ile ciddi bir bulanıklık yaratmayı başardı. Bazı aydınlar hükümetin demagojilerine kanabildiler, sol liberaller hükümetin ardında hizaya girdiler. Emek ve demokrasi cephesi bütün bu saldırıları püskürtme, güçlü bir demokrasi ve bağımsızlık mücadelesi örebilmede zayıf kaldı.
    Ama bütün bunların sonucunda AKP Hükümeti bütün haşmeti ve çıplak yüzüyle halkın karşısına çıktı. AKP düzen içi muhaliflerini yenilgiye uğrattı, geriletti. Ardında devlet kurumları, büyük sermayenin sınıfsal desteği, dışarıda ABD’den NATO’ya, oradan uluslararası emperyalist sermayeye kadar uzanan bir destek, içeride Türk ve Kürt işçi ve emekçilerine karşı düşmanca politika, dışarıda bölge halklarına karşı saldırgan paktın yanında saf tutma ve böylece AKP Hükümeti içeride ve dışarıda oluşan bu “statükonun” yılmaz savunucusu ve korucusu oldu.
    İşte sisin dağılması bu anlama gelmektedir. Eğer demokrasi güçlerince gidişatın önü kesilemezse durumun buraya varacağını kestirilebiliyordu. Ama politika söz konusu olunca yığınların eğilimlerinden, durumlarından söz etmek gerekir. O açıdan durum şöyle gelişmektedir, demagojiler açığa çıkması kolaylaşmış, gerçekler daha bir görünür olmuş, devletin ve düzenin savunucusu durumundaki AKP Hükümeti işçi ve emekçi halkın tam karşısındaki yerini tüm çıplaklığı ile almıştır. Elbette hükümet ve yandaşlarının demagojisi ve yalanı bitmeyecektir. Ama başta “aydınlaşmış” kesimler olmak üzere, bu yalan ve demagojilerden etkilenen kesimler ve geniş halk yığınları önünde artık AKP, onun hükümetinin sığındığı, bahane gösterdiği gerekçeler yerle bir olmaktadır. AKP’nin gerçek güçsüzleşme süreci yeni başlamaktadır.
    Elbette hiç bir olumlu gelişme kendiliğinden olmayacaktır. Eğer emek güçleri mevcut durumu hakkıyla değerlendirebilirlerse, seçimden önceki süreç işçi ve emek güçlerinin, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinin ilerlediği güç kazandığı, buna karşın hükümet ve büyük sermaye cephesinin, gericiliğin güç kaybettiği bir süreç olacaktır. Bunun başarılması durumunda füzelerin ve kalkanların, AKP Hükümetini halkın tepkisinden ve öfkesinden koruyamayacağı açıkça görülecektir.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net