Doktor bu ne? Doktor Pardon!

SES Manisa Şube Üyesi Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Doktorlarından Dr. Özcan Sakıncı altı ay tutukluluktan sonra serbest bırakıldı. Önce evini bastı, evinde bulunan bir kaç dergi, bir iki kitaba dayanarak, ‘Doktor bu ne?’ dedi. Altı ay sonra serbest bıraktı. Yani devlet bir bakıma “Doktor Pardon” dedi.


SES Manisa Şube Üyesi Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Doktorlarından Dr. Özcan Sakıncı altı ay tutukluluktan sonra serbest bırakıldı.
Önce evini bastı, evinde bulunan bir kaç dergi, bir iki kitaba dayanarak, ‘Doktor bu ne?’ dedi. Altı ay sonra serbest bıraktı. Yani devlet bir bakıma “Doktor Pardon” dedi.
Altı ay önce ‘Silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçlaması ile sabaha karşı saat beşte evinden alınan ve altı ay cezaevinde tutulan üyemiz, geçen cuma günü yani, 26.11.2010’da görülen duruşmasında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Peki, ne oldu da gözaltına alınan ve altı ay tutuklu kalan arkadaşımız serbest bırakıldı?
Mahkeme heyetinin dediğine göre; sanıkların delilleri karartma ihtimalleri kalmadığından tutuksuz yargılanmalarına…
Delillerden kasıt birkaç dergi, bir iki kitap, kendi aralarında telefon görüşmeleri ve bir de fotokopi bir belge…
Başka delil?
Yok…
Hakim tahliye kararını okuduğunda salondaki sevinci görmeliydiniz.
Bense yaşanan sevincin aksine üzüldüm.
Sanki biri yüreğimi ellerinin arasına almış, sıkıyordu, sıkıyordu...
Sevinenlere, böyle bir duruma sevinmek zorunda kalacak kadar çaresiz kalan dostlarıma üzüldüm...
Düşünün; Bir mahkeme, birkaç dergi ve bir iki kitap, bir de fotokopi bir belge...
Sabaha karşı saat beşte polis evinizi basıyor hem de öyle böyle değil birkaç panzerle ve onlarca polis... Ve sizi, eşinizi, dergi ve çoğu tıpla ilgili kitaplarınızı tutuklayıp götürüyor...
Sendika olarak emniyete gittiğimizde; gizlilik kararı var avukatlar bile görüşemez deniyor.
Sonra tutuklanıyorsunuz ve cezaevine konuyorsunuz.
Aradan altı ay geçiyor ve sendikamızın avukatı ”Efendim bu dava skandal bir davadır. Artık bu tür davaların açılması bile üzücüdür. Müvekkilim çocuk doktorudur. Toplumda saygın bir kişidir. Kaçma ihtimali yoktur. Birkaç dergi ve bir iki kitap, bir de nereden nasıl elde edildiği, sahte mi gerçek mi olduğu belli olmayan bir belgeye dayanarak altı aydır içerde tutuluyor. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum” diyor. Ve mahkeme, 15 dakikalık bir aradan sonra, karar veriyor; “Bütün delillerin toplandığı görülmüş olup sanıkların delilleri karartma ihtimali olmadığından, söz konusu belgenin mahiyeti hakkında içişleri bakanlığına yazı yazılmasına ve sanıkların tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine…” Dedim ya salonda büyük bir sevinç. Bizim doktoru göreceksiniz nasıl mutlu, sanki tıp fakültesini yeniden kazanmış. Kendi deyimiyle mordoğan bir çocuğun ağlama sesini duyduğunda hissettiği mutluluk var üzerinde, etrafa öpücükler gönderiyor. Bir de babasına sakin ol işareti yapıyor. Bunca heyecana yüreği dayanmaz diye korkulan babasına...
Düşünün çocuğunuz üniversite sınavında ilk bine girmiş, tıp fakültesini hem de ülkenin en iyi tıp fakültelerinden birini kazanmış. Yetmemiş ‘Dünyanın en zor sınavı’ diye tabir edilen Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda (TUS) yüzüncü olmuş. Daha yeni çocuk doktoru çıkmış...
Bir duyuyorsunuz ki çocuğunuz evi basılarak tutuklanmış…
Niye?
Herhangi bir gazete bayisinde bulunabilecek yasal bir derginin birkaç sayısı, bir iki kitap ve nereden geldiği, nasıl elde edildiği dahi bilinmeyen, fotokopi bir belge yüzünden.
Sonra altı ay süren ceza evi, hücre, tecrit…
En sonunda mutlu(!) ara karar; tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.
Dava sırasında iki, üç defa Özcan’ın babasına baktım; yıkılmıştı, sakin olmaya çalışmaktan başka sıkıntısı yok gibiydi. Yüzüne baksanız, içinde kopan fırtınaya kalbi dayanmayacak zannedersiniz.
Kim bilir ne kadar zordur bir baba için oğluyla ilgili verilecek kararı beklerken geçirilen 15 dakika...
Tutuksuz yargılanan biri adres tespiti sırasında; “Adresim değişti efendim” diyor ve ekliyor “Gözaltı sonrası değiştirmek zorunda kaldım.”
İçim cız etti...
Büyük bir şamata ile sabaha karşı saat beşte eviniz basılıyor ve gözaltına alınıyorsunuz. Emniyete çağrılsanız gidebilecekken, illa sabaha karşı saat beşte gelen ve çok önemli bir suçluyu göz altına almış gibi davranan bir kaç araba polis... Ve o mahallenin en büyük gündemi olan siz... Şimdi barınabilirsen barın o mahallede…
Adamcağız da taşınmış. Taşınmak zorunda kalmış. Verilen kararların, göz altıların arka planları ne kadar da trajik…
“Şu işte” diyecekler, “Geçen gün sabaha karşı saat beşte evi basıldı. Yargılanıyormuş.”
* SES Manisa Şube Başkanı
ZEYNEL ABİDİN KAPLAN*
www.evrensel.net