Polis devleti ya da demokratik devletHÜSNÜ ÖNDÜL


  • Son bir haftada iki devlet suretine tanık olduk. İki devlet mi yoksa tek devletin iki sureti mi siz karar verin artık.
    2 Aralık Perşembe günü Diyarbakır’daydık . KCK soruşturma ve davaları ile ilgili bir rapor hazırlamayı planlıyor İnsan Hakları Ortak Platformu. O nedenle oradaydık.
    Diyarbakır havaalanından çıkıp da şehre yönelen yolcuları mavi zemin üzerine siyah harflerle bir büyük pankart selamlıyor. Kurban bayramını kutluyor. Kürtçe- Türkçe kutluyor. Pankartın sahibi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı. Kıyamet kopmuyor Kürtçe yazıldı diye. Demokratik devlet sureti beliriyor.
    Ancak bizim şehre geliş nedenimiz belli: Hiçbir şiddet eylemine katılmamış ve neredeyse tamamı legal alanda legal kimlikleriyle faaliyette bulunmuş insanların tutuklu olarak yargılanması sorununu araştırmak!
    Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, ailenin ve özel hayatın korunması, haberleşmenin gizliliği ihlal edilmiş mi edilmemiş mi? Sorunlar çok. Sadece bu davaya özgü olmayan-ama bu dava için de geçerli- 2005 yılında 55 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı nasıl oluyor da 121 binlere dayanıyor? Nasıl oluyor da yarıdan fazlası tutuklu oluyor mahpusların? Masumiyet karinesi Türkiye’de işliyor mu, işlemiyor mu? Araştıracağız.
    Pankart bir hoş karşılamaydı bizim için. Telefon ve ortam dinlemesine dayalı bir dava izlenimi ilk duruşmada doğmuştu. İstanbul Barosu 2009’da bir çalışma yapmıştı. O günlerde Ergenekon davasındaki hak ihlalleri güncel bir konuydu. Baro 50 hak ihlali saptamıştı. Tümüne katıldığımı yazmıştım bu köşede. Ama sadece Ergenekon’da değildi yaşanan hukuk dışı uygulamalar. Onlardan birisi de KCK davası diyebiliriz. Avukatlarla konuştukça polis devleti suretinin bu tür soruşturma ve davalarda belirginleştiği görülüyor.
    Hafta sonu Ankara’ya döndük.
    Başbakan İstanbul’da rektörlerle üniversite sorunlarını konuşuyor. Üniversite gençliği de demokratik haklarını kullanıyor. YÖK düzenini ve Başbakanı protesto eylemi yapıyor. İstanbul polisi Anadolu yakasında bir benzin istasyonunda çeviriyor gençleri. “İstanbul’a giremezsiniz” diyor.Öyle en kahraman ifadesiyle söylüyor ki…
    -G-i-r-e-m-e-z-s-i-n-i-z!
    Aman yarabbim! Sıkıyönetim mi var, OHAL mi? Ya da olağanüstü bir durum mu? Başbakan olağan görüşmelerinden birisini yapıyor. İstanbul her zamanki alımlı haliyle süzülüyor. Hava da iyi. Gençler de her demokratik ülkede olduğu gibi demokratik haklarını kullanacaklar. Fakat polis devleti pratiği sergileniyor. İzniniz yok!
    Yahu ne izni? Barışçıl toplantı ve gösteriyi izne bağlamak polis devletlerinde olur. Ama polis amiri de hem insan haklarından hem de terörle mücadeleden sorumlu Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de izinden, izin verilen yer ve zamanlardan bahsediyor. Halbuki 11 Haziran 2004 tarihli İçişleri Bakanlığı genelgesi de var. Açık yer toplantıları ve basın açıklamalarıyla ilgili talimattır bu. İzne falan gerek yok. Bildirime de tabi değil. İzin sistemi de kaldırıldı; bildirim sistemine geçildi. Ama medya da, mülki idare amirleri ve polisler de ve bakanlar da hâlâ izinden bahsediyor. Bir çırpıda unutuluyor tanınmış ve kazanılmış haklar. Ulusalüstü insan hakları belgelerinde ve anayasada yazılı “herkes önceden izin almadan” sözünün hiçbir anlamı yok artık. Gösterilen yerde o da izinle protesto yap! Bir de yumurtanın demokratik olanını seçmelisin öğrenci arkadaş! Gaz, cop yağmuru başlıyor. Güç kullanılmasının kuralları alt üst ediliyor. Gerekli mi, yeterli mi, orantılı mı? Neden? Ellerinde yumurtadan başka bir şey olmayan gençlere coplarla, kasklarla, tekmeler,yumruklar ve gazlarla saldırdı polis. Bir polis devletinde yaşadıklarını hatırlattı gençlere. Bizlere. Bir devlet sureti belirdi: Cop! Kask! Postal! Ankara’da 26 Kasım’da başlayan 15. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin son günü, 6 Aralık pazartesi günüydü. Devlet Tiyatroları Şinasi Sahnesinde Çirokek Zivistane (Bir Kış Öyküsü) adlı oyun sahnelenecekti. Oyun Haldun Dormen tarafından sahneye konmaktaydı. Oyuncular Diyarbakır Şehir Tiyatrosu oyuncularıydı. Festival program broşüründe karşısında “Kürtçe oyun” yazmaktaydı.
    BDP eş başkanları, Osman Baydemir, siyasiler ve demokratik kamuoyundan insanlar oradaydı.
    Ankara’da Devlet Tiyatrolarının bir sahnesinde Kürtçe oyun oynanacaktı. Herkes memnundu. Demokratik devlet sureti vardı etrafta ve sahnede…
    İçeride 44 gazeteci düşünceleri nedeniyle hapiste. Türkiye Devleti, bir de düşünenleri hapseden suretiyle karşımızda. Çeşitli suretleriyle karşımızda...
    www.evrensel.net