İşçiler hâl⠑Harranlı’!

Kemal Sunal’ın ‘Kibar Feyzo’sunu bilmeyen yoktur! Filmin işçilere ücretlerinin verildiği sahnesinde diğer işçilere neden kendisinden daha çok ücret verildiğini soran Kibar Feyzo, “Onlar sendikalı” cevabını alır


Kemal Sunal’ın ‘Kibar Feyzo’sunu bilmeyen yoktur! Filmin işçilere ücretlerinin verildiği sahnesinde diğer işçilere neden kendisinden daha çok ücret verildiğini soran Kibar Feyzo, “Onlar sendikalı” cevabını alır. Sendikanın ne olduğunu bilmeyen Feyzo, “Ben de Harranlıyım” diyerek hakkını ister. Bu filmden sonra Şanlıurfa’nın bir ilçesi olan Harran (Harranlı olmak) örgütsüz işçiler için adeta bir deyim haline geldi. Asgari ücretin altında bir ücret alan, çalışma saatleri patronun keyfiyetine bağlı olan Şanlıurfa Organize Sanayi Bölge (OSB) işçileri, Kibar Feyzo filminden 40 yıl sonra bile “Harranlı olmak”tan kurtulmuş değiller!
ASGARİ ÜCRET ÇOKTAN BELİRLENMİŞ
Asgari ücret tespit komisyonunun 2011 asgari ücretini belirleme çalışmalarını yaptığı bu günlerde sabah 6.30’da Balıklıgöl Devlet Hastanesi önünden servislerle çalışacakları fabrikalara gitmek için bekleyen organize sanayi işçilerine önce asgari ücreti sorduk. Çoğu adını bile vermekten çekinen işçilerden aldığımız yanıtlar, büyük çoğunluğunun asgari ücretin altında bir ücretle çalıştırıldığını gösteriyordu. Günde 11-12 saat çalıştırılan OSB işçilerinin çalışma koşulları ise, adeta toplama kamplarını hatırlatıyor. Baroksan Çırçır Fabrikasında çalışan Mehmet Coşkun, asgari ücretin ne kadar olması gerektiğiyle ilgili sorumuza, “Bize asgari ücret vermiyorlar ki asgari ücretin ne kadar olması gerektiğiyle ilgilenelim. Sigorta desen, zaten o da yok. Toz içinde günde 11 saat çalışıyoruz. Önce bunları görsünler” diyerek yanıt veriyor. Akabe Trafo’da çalışan Ali Sayın da aynı sorunu dile getiriyor: “Ayda 400 TL alıyorum. Bir buçuk yıldır çalışıyorum ama halen bir günlük sigortam bile yok. Biz asgari ücreti ne yapalım, bizim asgari ücretimiz çoktan belirlenmiş” sözleriyle durumunu anlatıyor. Tekstil işçisi Yusuf da ayda 420 TL alıyor. “Patron aylardır bizi sigortalı yapacağını söyleyerek oyalıyor” diyen Yusuf, ardından da ekliyor: “Hakkımızı isteyince patron,’hesabına gelmiyorsa, çalışma’ diyor. Birlik olamadığımız için kaderimize razı oluyoruz.”
İŞÇİYE KATMERLİ SÖMÜRÜ
Mobilya işçisi Mehmet Emin’in anlattıkları, Bölge’de çalışan işçilerin ağır çalışma koşullarını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: “Devleti hep bizim Güneydoğu’ya yatırımdan bahsediyor. Ama devlet patronlara destek verdikçe bizim çalışma koşullarımız kötüleşiyor. Her Bölgeye geldiklerinde patronlarla toplantı yapan hükümet yetkilileri, bir de gelip bizim halimize baksınlar. Biz günde 12 saat kölelik altında çalışıyoruz. Burada patronlar sigortayı, sendikayı bilen işçiyi istemiyor. ‘800 TL’ye sigortalı bir işçi çalıştıracağıma 400 TL’den sigortasız iki işçi çalıştırırım’, diyor. İşçi de ‘ben bu paraya muhtacım’ dediği için bu devran böyle dönmeye devam ediyor.” (ŞanlıurfaEVRENSEL)

ALBAYRAKLAR KRİTERLERİ!
Şanlıurfa Belediyesi’nin temizlik işlerini Albayraklar’a bağlı bir taşeron şirket yapıyor. 600’e yakın taşeron temizlik işçisinin çalışma koşullarını anlatan adını vermek istemeyen bir işçi, Başbakan Erdoğan’a yakınlıkları ile bilinen Albayraklar’ın işçi ve emek düşmanı yüzünü bütün açıklığıyla ortaya koyuyor: “Asgari ücretle sabah 6, akşam 5 günde 11 saat mesai yapıyoruz. Ancak iki haftada bir gün tatil iznimiz var. Yemeklerimiz bizlere ait. Kağıt üstünde bütün haklarımız var. Yıllık iznimiz var ama kullanamıyoruz. Haftalık çalışma saati 45 saat olarak gösteriliyor ama biz 77 saat çalışıyoruz. Korkudan hiç kimse sesini çıkaramıyor. ‘nerede bize kağıt üzerinde tanıdığınız haklar’ desen, anında kendini kapı önünde bulursun.”

ASGARİ ÜCRET ‘NİMET’ GİBİ
Halil Usta, 14 yıllık tekstil işçisi. “Her hakkımızı aradığımızda patronlar bizi kapı önüne koydu. Yedi Kocalı Hürmüz gibi fabrika fabrika dolaştık” diyen Halil Usta, son yıllarda üzerlerinde baskının arttığını ve çalışma koşullarının her geçen gün daha kötüye gittiğini şöyle anlatıyor: “On yıl önce asgari ücretli iş önümüze çıktığında dönüp bakmazdık. Şimdi asgari ücreti alan işçi kendini nimet bulmuş gibi görüyor.” Patronların krizden sonra hem devletten teşvik aldıklarını, hem de “kriz var” bahanesiyle işçileri istedikleri gibi çalıştırıp işten attıklarını söyleyen Halil Usta, üç yıl önce Şanlı İplik Fabrikasında çalışırken 1 Mayıs’a katıldıkları için işçileri toplu olarak işten attıklarını hatırlatarak patronların en çok korktukları şeyin işçilerin örgütlenmesi olduğunu anlatıyor.
Yusuf Karataş / Ramazan Bağış / Cemalettin Özden
www.evrensel.net