Yine toplandılar uzun saçlılar

Yine toplandılar uzun saçlılar

8 Mart Dünya Kadın Emekçiler Günü denildi mi benim aklıma ilk gelen dize Âşık Kul Halil’in: “Yine toplandılar uzun saçlılar.”Yüzyıllar öncesinin Bursa’sında bir kadın yürüyüşünü anlatan bu şiirin bu dizesi biraz farklı elbet “Yine neffiri âm oldu uzun saçlılar.” Pa

Sennur Sezer

8

Osmanlı’daki dokumacı kızlar

1870’ten 1908’e uzanan süreç, Türkiyeli toplumbilimciler tarafından “Osmanlı işçi kitlesinin, artık bir sınıf niteliği kazandığı ve ekonomik amaçlı sınıfsal davranışlara giriştiği dönem” olarak yorumlanır. Bu dönem “Osmanlı işçi hareketlerinin, gerçek bir grev niteliği kazandığı ve kamuoyunda yankı bulduğu” dönemdir. Gazete haberleri, gezi notları vb. değerlendiğinde, 1908 yılı başlarken yalnız İstanbul’da (tersaneler, fişekhaneler, savaş sanayii; demiryolu, karayolu, tramvay, gaz, su şirketleri; devlet fabrikaları, haberleşme, reji; özel iş yerleri vb.) 50 bini aşan, bütün İmparatorlukta 1 milyonu bulan bir işçi kitlesi saptanmaktadır. (Araştırmacı Stefan Velikov bu sayının 2 milyon olduğunu bildirir.) Kadınların çalıştığı dokuma endüstrisinin devlete bağlı kesiminde çalışanlar için yapılan benzer bir saptama 1891 yılında Yedikule kumaş fabrikasında 350, Zeytinburnu fabrikasında 800 işçinin çalıştığı sonucunu verir. Yabancı kaynaklara göre Selanik, Serez, Melenik, İstib, Edirne, Gelibolu, İstanbul ve Bursa’da basma fabrikaları; Rumeli’de Berkovça, Anadolu’da İzmir’de halı fabrikaları yaygındır. Balkanlar’da açılan ilk fabrikalardaki çalışanlar işçi statüsünde olup yılda 500 kuruş, halı atölyelerinde çömelerek halı dokuyan kızlarsa yılda en çok 400 kuruş kazanabilmektedirler. Bu fabrikalardan yalnız birinde yılda 84 bin 375 metre kare halı dokunmaktadır. 300 tezgah kullanılmakta, bu tezgahlarda sürekli olarak 3 bin kadın işçi çalışmaktadır. Birbirinden 75 santim uzağa oturtulan bu işçilerin onu birden bir tezgahta 750 santim eninde bir halının yapımında çalıştırılmaktadır. Yine bu fabrikalarda kadınların yanında kız çocukları bulunmaktadır.Evdeki tezgahlarda çalışan Bursalı Müslüman kadınların fabrikalarda çalışmaya başlaması ise 1860’lardadır.

İlk gazete haberi

4 Ocak 1867 tarihli The Levant Herald adlı İstanbul gazetesinde yer alan maliyeden 20-30 parayı geçmeyen alacakları için toplanan ve paralarını alamayınca gürültü çıkarıp dışardan müdahale ile susturulan kadın işçiler haberi basında yer alan ilk işçi hareketi haberidir: Bu kadınlar 1870’ten sonra sık sık rastlanacak birikmiş ücretlerini istemek için toplanma, devlet kapısında bağırıp çağırma, sesini basın yoluyla duyurma eylemlerinin saptanabilen ilk gerçekleştiricileridir. 1873 yılı ocak ayındaki tersane işçilerinin grevine işçilerin anaları, eşleri ve kızları da destek verecektir. Aynı destek tramvay grevlerinde de görülür, seferleri engellemek isteyen tramvaycıların eşleri rayların üzerine yatar. 1872-1907 tarihleri arasında gerçekleşen 50 grevden 9’u kadınların çalıştığı dokuma endüstrisindedir. Dönem, imparatorluğun iflasının etkilerinin çalışma ve yaşama koşullarını ağırlaştırdığı yıllardır. Devlet iş yerlerinde çalışanlar ücretlerini düzenli alamamakta, işçi alacakları birikmekte ayrıca para değeri sürekli düşmektedir. Balkanlar’daki savaşlardaki yenilgiler sonucu Rumeli’den Anadolu’ya, Anadolu’dan endüstri kesimlerine göç hızlanmış, ülkedeki işsiz sayısı artmıştır. Satılık emeğin artışı emeğin değerini düşürmüştür. Bu değer yabancı sermayenin fabrikalarında yerli işçiler için daha da düşmekte, zorunlu iş saati 11 saat olup, öğle yemeği ve benzeri zorunlu işlerde geçen zaman çalışma saati dışında tutulmaktadır.Uşak halı fabrikalarının kadın işçileri günde 33 para alırlar. Bu gündelik de yılda 300-350 kuruş tutar. 1890’da Kazlıçeşme İplik Fabrikası’nda kadınlar 4, çocuklar 2 kuruş ücret almaktadır.

Pahalı ve kötü ekmeğe protesto

1908’de emekle sermaye arasındaki mücadele patlamalarla sonuçlanmıştı. Sivaslı kadın işçiler günde 16 saat çalışıp 40 para yani 1-2 kuruş arasında ücret alıyorlardı. Ekmeğin fiyatıysa 5 kuruştu. 25 Haziran 1908’de elli kadın bir ayaklanmaya öncülük ettiler. “1908 Haziranında Sivas’ta bir isyan patlak verir. 23 Haziran sabahı civardan gelen elli kadar kadın, vilayet konağı önünde toplanarak pahalı ve kötü ekmeği protesto ederler. Kadınların önayak olduğu isyan hızla yayılır, 500 kişilik bir kalabalık vilayet konağının camlarını indirir, un depolarını yağma eder. Un vurguncularıyla hareket eden belediye başkanı, kaçarak linç edilmekten kurtulur.” (Z.H. Kars’ın Belgelerle 1908 Öncesinde Anadolu) İzmir’de de benzer olaylar meydana gelmektedir. 1910-11 yılları özellikle kadınların çalıştığı dokuma ve tütün iş kolunda greve gittikleri yıllardır. 29 Ağustos 1910 tarihli Sabah Gazetesi’ndeyse “Bursa’da uzun süreden beri iş koşullarının düzeltilmesini bekleyen ipek işçilerinin greve gittiği” haberi yayımlanacaktır. Bu şehirde 7 ile 70 yaş arasındaki kadın ve genç kızlar, düşük ücretlerle günde 15-16 saat çalışmaktaydı. Sabah 9’da başlayıp gece 1’e kadar iş başında kalıyorlardı. Bunun karşılığı 1910’da 1 ila 5 kuruş arasındaydı.

İlk kadın örgütlenmeleri

Akla gelecek ilk soru kadın örgütlenmelerinin durumudur: İmparatorluktaki ilk kadın örgütlenmelerinin işçi örgütlenmeleriyle yakın tarihlerde olduğunu savunan araştırmacılara göre ilk kadın örgütü 1896’da kurulan Muhadenat-ı İslam (Kadınların Dayanışması) adlı kuruluştur. 1908’de yasal olarak başlayan kadın örgütlenmesinin oldukça yoğun olduğu görülecektir. Ne var ki imparatorluğun içinde bulunduğu zor durum ve ucuca eklenen savaşlar, kadın örgütlenmelerini dönemin etkin iktidar partisi İttihat ve Terakki’nin güdümündeki kuruluşlar ya da orduya ve asker ailelerine yardım amaçlı kurumlar durumunda biçimlendirmiştir. Amaç ve çalışmaları bakımından bu örgütlerden ayrı tutulması gereken tek örgüt Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan’dır (Kadın Haklarını Savunma). Nezihe Muhiddin Hanım’ın başkanı olduğu bu örgüt, kadını eğiterek ve iş yaşamına sokarak geliştirmeyi amaçlamaktadır. Yayın organı Kadın Dünyası adlı bir dergidir. Bu örgütün emek açısından en önemli başarısı Türk kadınını işe almayan yabancı telefon şirketine karşı açtığı mücadele; hem telefon şirketiyle hem de Posta Telgraf Ve Telefon Nezareti’yle ilişki kurarak yedi İslam kadının işe alınmasını sağlamasıdır. 1916 yılında İstanbul’da İstihlak-ı Milli Cemiyeti, savaştakilere asker çamaşırı yetiştirmek üzere yeniden faaliyete geçerek terzi sayısını 15’ten 200’e yükseltti. Aynı yıl Kadınları Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi de kuruldu. Kuruluş amacı “Kadınları namuslu bir şekilde hayatlarını kazanmaya alıştırmak” olan derneğin bütün kurucuları erkektir. İlk genel kurul toplantısını 1917’de yapan dernek, çalışmak için başvuran kadın sayısını “1.5 ay içinde 14 binden fazla” olarak açıklamıştır. Özellikle yoksul halkın bulunduğu Fatih ve Üsküdar’da şube açan derneğin merkezi Çapa’daydı. Burada kimsesiz kadın ve çocuklarının barınması için bir de misafirhane bulunur. Daha çok dikiş nakış örgü işleri yapılan şubeler yanında bu dernekle iş birliği yapan Milli Mensucat Şirketi, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Reji, Ahırkapı Elbise ve Çadır İmalathanesi vb. iş yerleri de vardır. Yemek yapım yerlerindeki işçilerin, çeşitli müesseselerde temizlik işlerine bakanların ve memurların bir bölümü de bu kurum tarafından gönderilmiştir. (Kaynak: T. Sümer, Türkiye’de İlk Defa Kurulan Kadınları Çalıştırma Derneği, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 10, Temmuz 1968, s.60)

Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’ndan yenilerek çıkışı, Anadolu’nun işgali, ülke halkının hukuk örgütlenmelerine ve Kurtuluş Savaşı’nı hazırlayacak örgütlenmelere yol açmıştır. Bu örgütlenmelerde kadınlar yine etkindirler.

Yine ve daima

8 Mart Türkiyeli emekçi kadınlar için geçmişleriyle de bu günleriyle de başları dik kutlayacakları bir tarihtir. Özellikle de son yıllarda verdikleri mücadelelerle. En karanlık darbe dönemleri de dahil olmak üzere bütün dönemlerde bu toprakların kadınları seslerini duyurmanın bir yolunu bulmuşlar, işçi hareketinin ilk yeniden kıpırdanışlarında da mevzi tutmuşlardır. ‘89 Bahar Eylemleri’nde, ‘91’deki Büyük Madenci Yürüyüşü’nde kadın işçilerin ve işçi eşlerinin kararlı duruşları görülür. Paşabahçe’de, Sümerbank’ta, SEKA’da; daha birkaç yıl önce Novamed’de, Desa’da, geçen yıl TEKEL direnişinde kadınlarımız bugünlerini ve yarınlarını savunmak için mücadele bayrağını yükselttiler. Ve her 8 Martta tarihlerinden aldıkları deneyim ve birikimle alanlarda el ele veriyorlar.

Siyasette kadın sesleri

Kadınlarımızın ilk kez oy kullanması 1935 yılında, TBMM’nin 5. dönem seçimlerindedir. Ancak Türkiyeli kadın yasal olarak siyasal hakları olmasa da siyasanın içindedir. Özellikle emek temelindeki siyasanın. 1920 yılında Bakü’de toplanan Birinci Doğu Halkları Kongresi’nde Türkiye adına Naciye Hanım konuşur. “Kadının kurtuluşunu toplumun kurtuluşundan ayırmayan” bir görüşün temsilcisi olduğunu belirtir. Çok eşliliği koruyan aile hukukunun 1923 Meclisi tarafından da korunması, 1924 yılında Nezihe Muhiddin Hanım’ın başını çektiği bir tür kadın meclisi toplanmasına yol açar. Bu toplantının yankıları ve basına yansıyışı batı örnekli bir medeni yasanın 17.2.1925 tarihinde Meclisten geçmesini sağladı. Kadına çalışma yaşamıyla ilgili söz verilmesi, biçimsel de olsa, 1. İzmir İktisat Kongresi’ndedir. 17 Şubat-4 Mart arasında yapılan kongreye 1135 delege katılmıştır. Kadınlar açısından baktığımızda 400’den fazla çiftçi delegesinden yalnızca 1’i, 120-130 işçi delegenin ise İzmir’de çeşitli müesseselerde çalışan kadın işçilerce belirlenmiş 6’sı kadındır. Ayrıca ilk günkü oturumu 500 kadın izlemiştir. Bu kadın delegeler, kongreye “Emzikli çocuğu olanlar için emzikhane (emzirme odası) açılması için önlemler”, “Kadınların madenlerde çalıştırılmaması”, “Üç aydır çalışan kadınlara doğum öncesinde ve sonrasında toplam 8 hafta ve her ay 3 gün izin verilmesi, gündelikleriyle aylıklarının tamam ödenmesi” maddelerini aldırmışlardır. Ne var ki bu kararlar, kongrenin kararlarının büyük çoğunluğu gibi tüzel kimlik kazanamamış yani uygulanamamıştır.

www.evrensel.net