Savaşa karşı barış, barış için Newroz

Savaşa karşı barış, barış için Newroz

Efsaneler günümüze kadar nasıl gelir? Zalim Dehak’la, ona kahramanca direnen Demirci Kawa’nın hikayesini mesela, üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen unutturmayan nedir? Yanıtını hepimiz biliyoruz ama tekrarlayalım. Unutmayız çünkü, Dehaklar, üzerinden geçen onca zamana rağmen varlıklarını sürdürürl

Serpil İlgün


Dehak kötülüğü, sevgisizliği, bireyciliği; Kawa ise iyiliği, cesareti, direnişi, onuru temsil eder.Newroz, Dehak’la Kawa’nın hikayesidir. Ve Newroz,  evet, kadın-erkek, genç-yaşlı bütün Kürtlerin bayramıdır ama en çok Kürt kadınıyla anlamlanır. Newroz alanları kadınlarla güzelleşir, coşar, güç kazanır. Yenilenip, tazelenir.

Bu yüzden işte, tarihler 21 Martı gösterdiğinde, yani doğa yeniden uyanıp, her yan çiçeğe böceğe kestiğinde, Newroz coşkusu ev içlerinden alanlara akar. En güzel giysiler, doğanın coşkusuna eşlik eder. Zılgıtlar, sadece günümüzün Dehakları değil, yüzyıllar öncesindekiler de işitsin ister gibi o biçim şiddetli çıkar ağızlardan. Kürt kadını her Newroz, “Baş eğmedim” der gururla. “Eğmeyeceğim de…”

Günümüz Dehakları

Günümüz Dehakları, Kürt sorunu dendiğinde meselenin içini öylesine boşaltıp, “Bir avuç kışkırtılmış insanın, hiç yoktan sorun çıkardığı bir durum”a indirgiyor, halkı meseleye öylesine yabancılaştırıyor ki, sanırısınız, bize çok uzak bir yerde, hiç yan yana gelmediğimiz insanlarla devlet arada bir karşı karşıya geliyor o kadar!

Bu savaş ve dipsiz şiddet, bir tek o karşı karşıya gelişlerde, dolayısıyla toplu cenazeler olduğunda hayatımıza değiyormuş gibi, aklımızı o uzak yerdeki Kürt’e karşı düşmanlık hisleriyle dolduruyor. Meseleyi böyle kavramamızı istiyorlar. Aklımızın almadığı trilyonların ayrıldığı savunma bütçesinin, işsizliğimiz ve yoksulluğumuzla ilgisini kurmayalım; belleksiz bırakılmamızın savaşla alakasını kurmayalım; her yandan toplu mezarlar, kemikler çıkmasını normal karşılayalım, bu zulümden Türk de payına düşeni alıyor diye düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapıyorlar.

Doğrusu, Türk halkının meselenin özünü kavrama, dolayısıyla Kürtlere daha çok destek sunma ve dayanışma gösterme konusundaki mevcut durumuna bakınca, günümüz Dehaklarının yarattıkları bu algı sayesinde, öyle büyük sorunlar yaşamadan şoven, militarist ve milliyetçi politikalarını sürdürdükleri görülüyor.

Komediden ‘açılıma’

Kart-kurt komedisinden, “Kürt de, Kürt sorunu da vardır”a gelmek nasıl oldu peki?

Seksen küsur yıl boyunca o “kart kurt” diye alay edenler, inkardan, imhadan başka bir şey bilmeyenler bir sabah uyandılar ve “Kürtlerin varlığını kabul ediyoruz” diyerek insafa mı geldiler? Öyle olmadığını biliyoruz.

Kürtler 8 yıldır iktidar olan AKP’yi, en azından “açılım yapma” noktasına getirmek için çok bedel ödediler. Akla hayale gelmedik işkencelerden geçirildiler (hâlâ geçiriliyorlar), insanlığın, vicdanın kabul edemeyeceği acıları çektiler, (hâlâ çekiyorlar) öldürüldüler (hâlâ öldürülüyorlar), kaybedildiler (hâlâ kaybediliyorlar), yurtlarından kovuldular (hâlâ kovuluyorlar), aşağılandılar (hâlâ aşağılanıyorlar)… Anneler Türkçe konuşamadığı için cezaevindeki çocuklarıyla konuşturulmuyorlar, çocuklar taş attı diye insan ömrü kadar cezalara çarptırılıyorlar…

Bugün AKP ile temsil edilen günümüz Dehakları için, söz konusu olan Kürt’se eğer, hayatı en ucuz,  kaybı en değersiz, kapı önünde vurulmaları en kolay, panzerin ezmesi en sıradan,  Kürtçe gazete yaptığı için 120 yıl ceza verilmesi en normal olandır.

Kadınlık bilincini geliştirdi

Tüm bu “Yok et, zulüm et” politikası ise, yaşamayanın hayal bile edemeyeceği acılar demektir. Ve acı dediğimiz şey, öyle “Parmağıma iğne battı” acısı değildir. Anlatıldığında “Düşmanımın başına vermesin” sınıfına girer ki, bunun ne anlama geldiğini yine en iyi kadınlar bilir. Kürt kadınları işte o “Düşmanımın başına vermesin” dileğine giren ne kadar acı, şiddet, taciz, tecavüz varsa yaşadılar. Yaşamaya da devam ediyorlar.

Ama bir yandan da, o okumaz yazmaz anneler, sokağa çıkmak, hak aramak nasıl bir şeydir bilmeyen o kız kardeşler, zulüm arttıkça daha çok sokağa çıkıp, mücadeleye katıldılar. Öfkeleri arttıkça  bilinçlendiler. Mücadele, yalnızca “Kürtlüğü”değil,  kadınlık bilincini de geliştirdi. Töre, namus gibi bütün gerici geleneklere de karşı durarak, toplumun o gerici yanlarını da ilerleterek. Aynı zamanda Türkiye kadın hareketine de öğreterek, ayağa kaldırarak.

Evet, savaş hepimizi eksiltmekte, hepimizin insanlığını test etmektedir. Kadınlar, acıyı da eksilmeyi de iyi bilirler. Sorun uzaklarda bir yerlerde yaşayanların değil, hepimizin ama (Savaştan direk etkilenenler olarak) en çok da bütün kadınların sorunudur.
Savaşın, şiddetin durması, barışın daha çabuk ve daha sağlam hayata geçebilmesi, sadece Kürt kadınlarının değil, hepimizin omuzlarındadır. Mesele iyi günde, kötü günde birlikte olmaktır. Sahici dostluklar bunu gerektirir.

Newroz bayramdır. Diriliştir, dirençtir, sevinçtir, coşkudur. Kürt kadınlarıyla bayramı birlikte kutlamak, coşkusunu paylaşmak, halayı büyütmek bu yüzden kıymetlidir.Dehakların efsanelerden silinmesi, unutulup gitmesi de ancak böyle mümkün olur.
Newroz bu yüzden hepimizindir.

Piroz be!

www.evrensel.net