Shusha Guppy'nin masalı...

"Bir varmış, bir yokmuş" ya da Farsça söylersek "Yek bud yeki nabud"...

"Bir varmış, bir yokmuş" ya da Farsça söylersek "Yek bud yeki nabud"... İran'ın Kuzey bölgesindeki Hazar Denizi kıyısındaki Mazanderan'da küçük bir kız varmış. Bölgesinin tüm insanları gibi samimi, iyi huylu olan bu kızın adı Zehra imiş. Bu kızın anası babası kız 12 yaşındayken ölmüş. İran'ın başkentinde varlıklı bir aile bu anasız babasız kızı evlat edinmişler. Bir süre sonra Zehra'yı evlat edinen ailenin de bir kızı doğmuş. Bu kıza aile içinde Şuşa adını vermişler. Şuşa, önceleri evin işleriyle uğraşan Zehra'nın sırtına bağlanıyormuş. Sonraları peşinden ayrılmaz olmuş. Zehra, geceleri onu masallarla uyutuyormuş. Ve hep "Hadi yum gözlerini ki gözlerine uyku giremesin" diye başlıyormuş söze. Zehra ne olmuş bilemeyiz, çünkü hem İran'da hem Türkiye'de kim bilir ne kadar yoksul çocuk böyle dadılıkla geçirirler kendi çocukluklarını... Şuşa büyümüş.17 yaşına gelince iyi bir eğitim alsın diye Fransa'nın başkenti Paris'e , Sorbonne Üniversitesi'ne gönderilmiş. Şuşa bir süre sonra İngiltere'ye taşınmış. Takvimler 1960'lı yılların başlarındaymış. Bir Amerikan dergisi olan The Paris Review'in Londra editörlüğünü yapıyormuş, öyküler, şiirler yazıyormuş. Şiirlerini şarkılara çevirip söylüyormuş da. Ama ülkesini özlüyormuş boyna. Ülkesi ona kimi zaman düşlerinde Zehra gibi görünüyormuş. Farsça sesleniyormuş ona: "Yum gözlerini hadi, içine hasret girmesin." İşte o zaman Zehra'nın anlattığı masalları yeniden yazmaya karar vermiş. Çünkü Zehra'nın anlattıklarının da ne İran'ın başka şehirlerinde, ne dünyada benzeri varmış.Kitabını da Zehra'ya adayacakmış...

Büyük Bir Edebiyat Geleneği Susha Guppy, masalları öykülere dönüştürdüğü, masallardaki kimi ayrıntıları Batılıların da anlaması için açıklayarak anlattığı 'Gülüşün Gizi (The Secret Laughter)' adlı kitabının önsözünde masalları tanıyışını ve masalların kökenini anlatıyor: "Daha sonraları , bu hikâyelerden bir kısmının İran klasik edebiyatından geldiğini öğrendim, ama çoğu sözlü olarak aktarılmış, anlatanın mizaç ve yeteneğine göre ayrıntıları ve sonuçları değişen, kaynakları geçmişin sisleri arasında kaybolmuş hikâyeler ve masallardı. Bir kısmı Firdevsi'nin destanı olan Şehname'den -Krallar Kitabı'ndan- hikâye anlatanların hikâyenin doruk noktasında şiirinden alıntılar yaptığı o İran ulusal destanından geliyordu. Bazıları da (Feridun) Attar, (Mevlana Celalettin-i) Rumî ve diğer sufi şair ve düşünürlerin yapıtlarından alınma derviş ve aziz hikâyeleriydi. Asırlık bilgelikleri, ahlaki ve etik rehberliği aktarırlardı." Susha Guppy, İran'daki gezici öykü anlatıcılarını da tanımlayıp anlatıyor. İran destan ve halk öykülerini, masallarını Batı'daki kimi yapıtlarla, destanlarla karşılaştırıyor da. Bu kitap Türkiyeli okur için ortak bir kültürün yeniden yorumlanması. Hem genç okurları masalsız geçmiş çocukluklarına döndürecek hem de genç yazarlara bir kaynak gösterecek. Guppy'nin kitabını kendi de şair-öykücü olan Sabri Gürses çevirmiş. Yer yer takıldığım çeviri, "doğru ama yetersiz/eksik" aktarımların hatasını taşıyor. Örnekleyelim: "İranlıların Kuzeylilere yakıştırdıkları maskesiz ve iyi bir doğası vardı" – İranlıların Kuzeylilere yakıştırdıkları gibi samimi ve iyi huyluydu (?). İranlıların Kuzeyliler için dedikleri gibi patavatsız ama iyi huyluydu (?). İranlıların Kuzeylilere yakıştırdığı gibi gıllıgışsız, içten davranırdı (?)."derviş ve aziz hikâyeleriydi"- derviş ve ermiş öyküleriydi (kıssalarıydı) (?). Kuşkusuz böyle yanlışlarda kitabı belli tarihlere yetiştirmenin payı var. Yine de 'Gülüşün Gizi', komşu edebiyatları tanımanın önemli adımlarından biri.

www.evrensel.net