ÇENGELLİ İĞNE: Tenisçi dirseği, zincir market, zamlar ve 8 Mart

ÇENGELLİ İĞNE: Tenisçi dirseği, zincir market, zamlar ve 8 Mart

Kolum kanadım kırık. Yağan yağmurlar, soğuk rüzgarlar İstanbul’la cilveleşirken bana da senin her yanın ağrısın diyorlar. Sabahları uyanır uyanmaz bir soğuk esinti penceremin eskimiş pervazının açığını bulup içeriye giriyor. Tepeme kadar çektiğim yorganımın kıvrımlarında dolaşıyor, açığımı arıyor. Aradığı gibi de bulup

Ayla Belek


Banyodaki sabun bitmiş. Sabun alırken bana da şampuan al, bitmek üzere.
Odamın ampulü patladı. Evde yedek ampul bitmiş, aslında bitmeden almalı.
Şöyle bol soslu makarna olsa da yesek... Aaa evde makarna bitmiş.
Pazara çıktığında bana çorap alır mısın? Giyecek siyah çorabım kalmamış, bitmiş.
İçimiz dışımız hamur oldu. Pazarda sebze mi bitti de eve almıyorsun!
Yine yoğurt almayı unutmuşsun. Biteli kaç gün oldu?
Tuzluktaki tuz, biberlikteki biber bitmiş.
Yağ bitmiş, şeker bitmiş, çay bitmiş...

İhtiyaçların bitmek tükenmek bilmediği bir evde yaşıyorum. Eve giren her maddenin benim onayımdan geçmesi gerekir diye kanun var. El kol sağlığımın doktor raporu bile bu kanun maddesini delemez. Anayasanın değiştirilemez ilk üç maddesi benzeri ama yazılı olmayan kadının görevleri isimli kanun kitabının, değiştirilemez maddeleri bizim evin de görevlisi olan benim yapmam gerekenleri yaptırıyor. Evimizin bitmeleri, kolumun kanadımın ağrılarını dinlemiyor.

Konumda komşumda, eş dost akraba tüm kadınlarda var. Kimi romatizma ağrısı sanıyor, kimi kulunç diye şikayet ediyor, kimi de doktora gitmiş, teşhis konmuş. Tenisçi dirseği olmuşuz da haberimiz yokmuş, diyorlar. Hayatımızda tenis maçı bile izlemedik ki diye itiraz edecek olmuşlar, doktor yük taşımaktan olur diye bilgilendirmiş. Kadın dediğin nedir ki yük taşıyacak elbette. Ya elinde kolunda ya omzunda sırtında ya da karnında… Aynı anda hepsini taşıdığımız olmadı mı sanki.

Sabah beni lanetleyen soğuk, ıslak havaya aldırmadan, bitenlerin yerini doldurmak üzere dışarıya çıkıyorum. Zincir marketlerden biri eve yakın. Bakkalları bitirdiklerinden, alışverişte onlara muhtaç bırakıldık. Veresiye defterini de bankalar üstlendi. Bakkal amcalar faiz nedir bilmezken, bankalar bir güne bile gözümüzün yaşına bakmadan faizi konduruyor.

Her neyse ayaklarım beynimin komut vermesini bile beklemeden markete yöneldi zaten. Tekerlekli market arabalarına baston muamelesi de yaparak rafların arasında dolaşıyorum. Ancak her zamankinden de öte beni rahatsız eden bir şey var. Her kalem mal yine zamlanmış. Az buz da değil. Toplamını almaya param yetmeyecek. Alacaklarımın yarısını bile almadan kasaya yöneliyorum.

Yüklerimin hafifliği beni sevindiremedi. İstanbul rüzgarının bana yolladığı esinti market kapısında beni karşıladı. Omuzlarımı dikleştirdim, ağrılarımı beynimin kapalı kutusuna sıkıştırdım, rüzgarı yanıma aldım. Elimdeki, beynimdeki yükleri rüzgara yükledim. 8 Mart mitingine gitmek üzere kadınların kapısını çalmaya gittim.    

www.evrensel.net