Naomi Klein: Bu demokrasiye karşı açık bir saldırıdır

Naomi Klein: Bu demokrasiye karşı açık bir saldırıdır

‘Şok doktrini’ adlı kitabın yazarı Naomi Klein dün muhalif çizgisiyle bilinen televizyon kanalı Democracy Now!’da gazeteci Amy Goodman’ın konuğu oldu ve çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ülkede kabul ettirilmeye çalışılan sendika karşıtı  yasa tasarılarının demokrasiye karşı bir saldırı olduğunu dile getiren

ABD’de kamu emekçilerinin sendikal haklarına yönelen saldırılara karşı başlayan direniş devam ediyor. Wisconsin’in Cumhuriyetçi Valisi Scott Walker’la başlayan sendika karşıtı yasa tasarıları ülkenin birçok eyaletinde gündemde ve ABD’nin her tarafında emekçiler bu pervasız saldırıya karşı mücadele ediyor. Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman geçtiğimiz hafta New York Times’taki köşesinde, ülkedeki sendika karşıtı saldırıları Naomi Klein’ın “Şok doktrini” teziyle açıklamış ve Cumhuriyetçi, sağ kanat ideologların “ekonomik krizi” kullanarak anti demokratik politikaları yerleştirmeye çalıştığını dile getirmişti.

SON KALEYİ YIKMA GİRİŞİMİ

ABD’de işçi sendikalarının 50 yıldır büyük bir saldırı altında olduğunu dile getiren Klein, elde kalan son kalenin kamu emekçilerine ait sendikalar olduğunu belirtiyor ve Cumhuriyetçilerin son saldırısını da bu sığınağı yıkma girişimi olarak tanımlıyor.

“Şok doktrini kitabımın ana fikri ve tezi aslında tam da buydu. Dolayısıyla sağ kanat ideologların ekonomik krizi; otoriteyi merkezileştiren, demokrasiyi güçsüzleştiren ve karar alma süreçlerinde kamusal tartışmadan kaçınan bir stratejiyi yürürlüğe koymak adına kullandıklarını görmek hiç de şaşırtıcı değil. ‘Demokrasi için vaktimiz yok, sizin ne dediğiniz önemli değil, kanunları hemen yürürlüğe sokmalıyız’ diyorlar ve Wisconsin’de başlayan bu saldırılar artık her yere yayılmış durumda” diyen Klein, yasa tasarılarının 16 eyalette birden gündemde olduğunu aktarıyor.

Saldırılar karşısında en mağdur kesimin öğretmenler sendikası olduğunu vurgulayan Klein, 8 Mart’ın Kadınlar Günü olduğunu hatırlatıyor ve tehdit altındaki mesleklerin çoğunlukla kadınların istihdam edildiği meslekler olduğunun altını çiziyor: “Sadece emekçiler değil, emekçilerin sağladığı hizmetler de tehdit altında; sağlık, eğitim yani devletin vermesi gereken temel hizmetler…”

2008’de “Sizin krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz” şiarıyla Yunanistan’da başlayan ve Avrupa’ya yayılan protestolar sonrası krizin başladığı ülke olarak ABD’li emekçilerin esasında “krizin bedelini ödemeyi kabullendiğini” iddia eden Klein, bu tavrın değişmesinde sermayenin pervasızlığının büyük payı olduğunu belirtiyor. “İnsanlar, krizin yükünün eşit bir şekilde paylaşılmadığının farkına vardı. Herkes krizin, Wall Street yüzünden çıktığını biliyor fakat krize sebep olan bankaları kurtarmak adına kamusal refahın feda edildiğini de görüyorlar ve bu sadece adaletsiz değil aynı zamanda gayrı ahlaki de” diyen Klein, insanların artık televizyonu açıp yükü ortak paylaşmaktan bahseden programları izleyecek kadar salak olmadığını belirtiyor.

TAMAMEN ÖZELLEŞTİRİLMİŞ EYALETLER…

Naomi Klein, Michigan eyaletindeki tasarıya dikkat çekiyor zira bu tasarı sermayenin ne kadar ileri gidebileceğinin bir göstergesi: “Michigan’da senatodan geçmenin eşiğinde olan tasarıda bir madde diyor ki: ‘Bir ekonomik kriz durumunda Vali, var olan mukaveleleri ve toplusözleşmeleri iptal etme yetkisi olan bir olağanüstü hal yöneticisi atayabilir. Bu yönetici isterse tüm bir eyalet yönetimini lağvedebilir. Dikkat edin, bir kasaba ya da şehir yöneticisinden değil tüm bir eyaletin yöneticisinden bahsediyorum ve bu adama halk tarafından seçilmiş organları feshetme yetkisi veriliyor. “

New Orleans’ta yaşanan Katrina Kasırgası sonrası afetin yarattığı ekonomik çöküntü bahane gösterilerek öğretmenlerin toplu olarak işten çıkartıldığını hatırlatan Klein, o dönem New Orleans’lıların kendilerini “Bizim başımıza gelen sizin de başınıza gelecek” şeklinde uyardığına dikkat çekiyor.

“O dönem doğal bir afeti bahane olarak kullananlar şimdi de ekonomik krizi kullanıyor” diyen Klein, bu tasarının asıl can alıcı maddesinin “Olağanüstü hal yöneticisi” olarak adlandırılan otoritenin bir birey olabileceği gibi bir şirket de olabilmesi olarak gösteriyor. Klein, iyi yönetilmediği iddia edilen bir kasabanın, şehrin ya da eyaletin tamamen özel şirketler tarafından devralınabileceğini söylüyor.

“Bütün bir şehrin özelleştirilebilmesinin önünü açıyorlar. Georgia’da Sandy Springs’de bunun örneğini görüyoruz ve bu neredeyse bir trende dönüştü. Tabii onlar için gayet kazançlı, suyu, elektriği özelleştirebiliyorsan tüm bir şehri neden özelleştiremeyesin…”

BÜYÜK ŞİRKETLERİN DARBESİ

“Bu demokrasiye karşı açık bir cephe saldırısıdır” diyen Klein son süreci büyük şirketlerin, kurumsal sermayenin bir çeşit darbesi olarak tanımlıyor.

Bu süreçte Demokratların ve Obama’nın kamu emekçilerini destekler gibi görünmesine rağmen aslında Obama’nın da birçok işçi karşıtı politikaya imza attığını hatırlatan Klein, Obama’nın tipik bir merkezci olduğunu belirtiyor ve Devlet Başkanı’nın kendisini baskı altına alacak ilerici bir örgütlü hareket görürse buna karşı koyacağını iddia ediyor. Kendisini Reagan’la özdeşleştiren açık bir Cumhuriyetçi’ye karşı solu örgütlemenin kolay olduğunu belirten Klein, buna karşılık gerçek kazanımlar elde edebilmek için “şok doktrinel” taktikleri uygulayan her kimse-Obama’ysa Obama, Walker’sa Walker-ona karşı particilik yapmadan mücadele etmenin şart olduğunu dile getiriyor. (evrensel.net)

www.evrensel.net