Hükümetin istikrarı Kavlak’ı sevindirdi

Hükümetin istikrarı Kavlak’ı sevindirdi

TÜRK-İŞ Genel Kurulunun ardından yaklaşık 3 yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre içinde çokça tartışıldI Türk-İş yönetiminin yaptıkları ya da yapamadıkları.Türk-İş özellikle son bir yılda emek dünyasının yeniden yeniden gündemine oturdu. Türk-İş tarihinde bir ilk oldu ve genel sekreter isti

Gökhan Durmuş

Türk-İş özellikle son bir yılda emek dünyasının yeniden yeniden gündemine oturdu. Türk-İş tarihinde bir ilk oldu ve genel sekreter istifa etti, Türk-İş’in yapmadıkları nedeniyle. Bir süre sonra eğitim sekreteri de istifa etti aynı gerekçelerle.

Bu istifaların ardından yedekler çağırıldı ve gidenlerin yeri dolduruldu. Türk Metal Sendikası Genel Sekreteri olarak Türk-İş Teşkilat Sekreterliğine seçilen Pevrul Kavlak, Mustafa Özbek’in Ergenekon kapsamında tutuklanmasıyla Türk Metal’in Genel Başkanı, Türk-İş Genel Sekreteri istifa edince de genel sekreter oldu.

İstifaların ardından Türk-İş’teki çatlak sesler de ortadan kalkınca, yazılı açıklamaların ötesine gitmeyen bir konfederasyon ortaya çıktı. Değişim sadece Türk-İş’te değil Türk Metal Sendikasında da oldu.
Metal patronlarıyla iş birliğini bir tarafa bırakırsak, Mustafa Özbek zamanında hükümetlerle çok sert kapışmalar yaşanmasa da eleştirilerin de yapıldığı bir dönem yaşadı Türk Metal Sendikası.

Türk Metal Sendikasında Kavlak döneminin başlamasıyla birlikte hükümete yönelik eleştiriler de rafa kalktı. Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun ardından, Kavlak da hükümetle uzlaşarak varlığını koruma dönemine girdi. Zira bunu yapmayanların karşısına Hak-İş çıkartılmaya başlanmıştı. Türk-İş gibi Türk Metal Sendikasında da bir AKP’leşme süreci başladı. Bunu en son üç gün önce yapılan Kadın İşçiler Büyük Kurultayı’nda açıkça gördük. AKP’nin işçilere yönelik saldırıları olmamış, işçiler yoksullaşmamış gibi Başbakan ayakta, alkışlar ve “Devlet ve millet sana emanet” sloganı ile salonda karşılandı.

KAVLAK, AKP’Yİ TAKDİRLE İZLİYOR

Türk-İş Genel Sekreti Pevrul Kavlak'ın kurultayda yaptığı istikrar açıklamaları akılları karıştırdı. Birçok işçi bu açıklamayı dinleyince “Ben başka bir ülkede mi yaşıyorum acaba?” sorusunu akıllarına getirdi. Tekrar bir hatırlayalım Kavlak neler söylemişti; “Geçen 8 sene zarfında, hükümetinizin şahsınızın liderliğinde yaptığı icraatları elbette ki takdirle izliyoruz. Özellikle istikrar konusunda ülkemizi yılardır içinde olduğu darboğazdan kurtarmanız, ekonomiye canlılık kazandırmanız, ayrıca AB’ye üyelik süreci başta olmak üzere dış politikada, Türkiye’yi yok saymaya çalışanlara karşı sergilediğiniz kararlı tavır, Türk halkının teveccühünü kazanmanızda önemli rol oynamıştır. İstikrar konusuna özellikle vurgu yapıyoruz.”

İstikrar konusuna özellikle vurgu yapıyor, Kavlak ve şöyle devam ediyor, “1960’lı yıllardan ‘80’li yıllara kadarki zamanı hatırlamaya çalışalım. Bu ülkede kardeş kavgaları vardı. Bu kavgalardan beslenen siyasetçiler kendi çıkarları uğruna Türkiye’yi toplumsal kaosa sürüklediler. İşçiler sermayeye düşman oldu, sermaye işçilerden ve sendikalardan korkar oldu... İstikrar bunun için önemli.”

Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonunun genel sekreteri Türkiye işçi sınıfının mücadelede tavan yaptığı, bugün kaybettiğimiz hakları kazandıkları dönemi böyle tarif ediyor. Kavlak’ın bu açıklamasından bile istikrarın kimin için sağlandığını çıkartmak zor değil.

Evet hükümet 8 yılda ciddi bir istikrar süreci yarattı ama bunu patronlar için yaptı. Başbakan da kürsüye çıksa ve 8 yılını anlatsa Kavlak gibi konuşurdu herhalde.

İstikrar dönemindeki krizde binlerce üyesini kaybeden Kavlak’ın neye sevindiğini anlamak zor. Hükümet patronların istikrarını korumak için de işçi ve emekçilerin haklarını budamaktan çekinmedi.

8 YILLIK İSTİKRARIN SONUCU

Türk-İş Genel sekreterinin överek bahsettiği AKP’nin 8 yıllık icraatları arasında neler vardı bir bakalım isterseniz; “İş Yasası’nın esnekleştirilmesi, iş güvencesinin askıya alınması, İşsizlik Fonu’nun sermayeye kaynak olarak aktarılması, SSK hastanelerinin tasfiyesi, ödünç işçilik, iş güvenliği tedbirleri alınma sayısını 30’a çıkartılması, ILO sözleşmelerine uyulmaması, sendikalaşmanın önündeki engellerin arttırılması, grev yasaklarının devam etmesi, Stajyer sömürüsünün yasallaşması, İşverene sigorta prim desteği süresinin uzatılması, memura sürgün yolu açılması,  6 yılda bir verilen kademe ilerlemesinin koşullarının değiştirilerek ‘olumlu sicil’ yerine ‘Disiplin cezası almamak’ koşulu ve 8 yıl şartı getirilmesi, kısmi süreyle çalışanların GSS primlerini cebinden tamamlamak zorunda bırakılması, kademeli de olsa emeklilik yaşının kadın ve erkekte 65’e yükseltilmesi, prim ödeme gün sayısının tam aylıkta 7 bin 200 kısmi aylıkta 5 bin 400 olması, malul aylığı alabilmek için çalışma süresinin 10 yıla, ödenmesi gereken prim gün sayısı 1800’e çıkarılması, güncelleme katsayısına, refah payının (gelişme hızının) yüzde 100’ü değil, yüzde 30 olarak yansıtılmasıyla emeklilerin büyümeden alacakları pay düşürülmesi, Sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için çeşitli kademelerde katkı payları getirilmesi, giderek bu rakamların yükseltilmesi, en az 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olan sigortalı ve hak sahibi durumundaki aile fertleri; sigortalı niteliğini yitirdiği tarihten itibaren 180 gün boyunca sağlık yardımlarından faydalanabiliyorken 5510 sayılı Yasa ile bu sürenin 90 güne düşürülmesi, 01.10.2008’den önce, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu yüzde 25 ve daha yukarı oranda meslekte kazanma gücünü kaybedenlere cari asgari ücrete göre 485 TL’nin altında gelir bağlanamayacağı öngörülürken, 01.10.2008’den itibaren alt sınır uygulamasının kaldırılması sonucu bağlanacak gelir tutarının 121 TL’ye kadar gerilemesi.  Gazetecilerin de içinde olduğu birçok meslek grubunda yıpranma hakları gasbedilmesi.”

Bunların yanında çokça tartışmalara neden olan 4-c, 4-b, 4-d gibi güvencesiz çalışma biçimleri hayatımıza girdi. Birçok kamu kuruluşunun özelleştirilmesini de bunların yanına eklemek gerekiyor.

NASIL BİR SENDİKAL ANLAYIŞ İSTİYORLAR

Mustafa Özbek döneminde “patronlarla uzlaşma” esas kabul edilirken, artık Türk Metal’de “hükümetle de uzlaşma” sürecine gidildi.

Sorunları “sosyal diyalog” ile çözme girişimleri ile tanıdığımız Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’ya yakışan bir genel sekreter de Türk-İş yönetiminde bulunmaya başladı. Türk-İş Genel Sekreteri Pevrul Kavlak için de sorunların çözümü hükümetle yapılacak diyaloğa bağlandı.   

Kavlak kurultayda yaptığı konuşmada, “Eleştirilerimizi de kırmadan, dökmeden, incitmeden, yol gösterici bir tarzda dile getireceğiz. Türkiye’de sosyal diyalog kültürünün kök salmasını istiyoruz” diyerek de bunu açıkça söylüyor.

Bu anlayışın iktidar olduğu Türk-İş’in de saldırılar karşısında ses çıkartmasını beklemek biraz yersiz olur herhalde. İşçiler için her ne kadar istikrarlı bir 8 yıl geçmiş olmasa da Türk-İş yönetimi için istikrarlı bir 4 yıl geçtiği kesin.
Türk-İş’te uzlaşmacı bir iktidar varken, muhalefetteki sendikaların ne yapacağı, nasıl bir sendikal anlayışı savunduklarını işçilere açıklamaları gerekiyor. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net