Çarpışa çarpışa iktidar ya da zalim bir mazlum portresi: AKP

Çarpışa çarpışa iktidar ya da zalim bir mazlum portresi: AKP

Nihayet bakla ağızdan çıktı. Sakıncalı şiirlerin unutulmaz yorumcusu, kasetiyle kulaklarımızın pasını silmiş Recep Tayyip Erdoğan en az kaseti denli etkili son eseriyle hepimizi ağlamalara gark ediyor. Meğer herkes ona karşıymış, kimse onu sevmiyormuş, oysa o bütün özgürlüklerimizin yılmaz savunucusu, o bir barış gönüllüs&uu

Sarphan Uzunoğlu

Dokuz yıldır Türkiye’de yaşayan aklı başında bir insanın Tayyip Erdoğan’a sempati duyması için gerekenleri düşünüyorum da tüm bunların başında temiz bir ifade özgürlüğü düşmanlığı olduğunu söylemek kesinlikle zor değil. Başbakan hiç sıkılmadan medyayla çarpışa çarpışa iktidara geldiğini söylüyor hepimize. Meğer herkes O’na karşıymış.

Aklım 2002 seçimlerinin öncesine gidiyor. Bir tarafta sarı saçlı, mavi gözlü herkesin sevdiceği Cem Uzan kendi kanalı Star’dan memleketin milliyetçi muhafazakar oylarıyla milliyetçi modern oylarına aynı anda talip olan bir garip reklam kampanyası eşliğinde politikacılık oynarken, o sırada medyada olan bütün gruplar için tek bir olay söz konusuydu: Amerikan modeli. Kimsenin ne ahı gitmiş vahı kalmış MHP ile ne de dönüşü hayal kırıklığı olmuş DSP ile bir hesabı yoktu nasılsa. Onlar iflas etmiş bir koalisyonun başarısız evlatlarıydılar; ama CHP ve AKP öyle miydi? Senaryo belliydi.

Her yayında 28 Şubatın mağduru, mahalle konfeksiyonundan alınan gömleklerini patronların butiklerinden alınanlarla değiştiren AKP’liler vardı. Onlar ne Erbakan gibi IMF’ye karşı söylem geliştirip “milliyetçi” takılıyorlardı ne de şeriat getireceklerdi. Aranan model onlardı. Şu aralar köşelerinden onlara saydıran yıllarca solda yer aldığı düşünüle gelmiş; ama solun bahçesinde sağcılık oynamış yazarlar da dahil olmak üzere neredeyse herkes bu ehven-i şer’i bize dayatıyordu. Bu hep böyle oldu.

Tıpkı o ünlü anlatıda olduğu üzere sistemin ahırının yeni atı basının gözdesiydi. Bir yanda 60-70 yaş arası vekilleriyle rejimin eskimiş yanını temsil eden CHP rejim bekçiliği rolüyle meclise sokulacakken diğer yanda değişimin ve farklılığın, farklıların birlikte yaşamasının dili AKP meclise giriyordu. Durum buydu. Bu toplumumuzun düğünüydü. Kız tarafı da erkek tarafı da bizdik. Artık bu toplumun iki yakası meclise girecek, kapitalizmi en çok seven en çok oyu alacak, işçi düşmanları meclise girerken sosyalistler, Sünni Müslüman olmayanlar ve Kürtler her zamanki gibi şarampolden aşağı itilecekti. Öyle de oldu. Erdoğan olmadan da olsa meclise giren AKP, Baykal’ın da unutulmaz eforlarıyla Başbakanı koltuğuna oturturken işlem tamamlanmıştı. Bugünlerde toplumun her kesiminde şu Amerikalı başkanınkine benzer bir slogan yankılanıyordu: Değişim.

Tayyip Erdoğan yanılıyor. Basınla çarpışa çarpışa geldik dediği yollardan kimlerin ellerinin üstünde geçtiğini unutuyor. Bu memleketin kendisiyle aynı tastan su içmeyi bile nefretle karşılayabilecek önemli aydınlarını bile sofrasında misafir etmiş olduğunu, yaptığı o kahvaltı toplantılarını unutuyor. Aslına bakarsanız, tam aksine bu bir unutma değil, tam da bunları hatırlamak da olabilir.

2007’nin ya da 2008’in Erdoğan’ının masasından geçenler bugün Erdoğan’a tüm güçleriyle saldırırken medya Erdoğan’ın elini bırakıyor. Bu öfke niye mi? Yalnız bırakılmışlığın, eskisi gibi “Ben öksüz, ben yetim” acıklı şarkısıyla oy toplayamayacağı kaygısı. Bu öfke iktidarın yalnızlığı. Yanaklarını sıkan her dönemin adamı Mehmet Barlas da, 12 Eylül Darbecilerinin yazılarıyla yancılığını yapmış Nazlı Ilıcak da hâlâ yanında; ama gazetecilik haysiyetini tüketmemiş isimler İsmail Beşikçi için, Ahmet Şık için, Nedim Şener için refleks gösterebilmekte. Başbakanın öfkesi kendine sözde açılımlarla açılıp saçılırken verdiği sözleri memleketin gazetecilerinin unutacağını sandı. İyi Kürt’ünü, iyi sosyalistini, iyi Alevi’sini yaratmıştı nasıl olsa. Bu iş çözülecekti. AKP ve diğerleri olarak ayrıldıktan hemen sonra durum iyice berraklaşacaktı. AKP muktedirliğin ve lacivert ordusunun gücüyle her gün büyüyecek, tüm akademisyenler, tüm gazeteciler sabah kapılarının çalınmasının tadını çıkaracaktı. Hatta, herkesin Hürriyet’te “cemaat ajanı mı bu ya” gözüyle baktığı ama sürpriz işler çıkaran Ahmet Hakan’ın bile kapısına dayanılacaktı. Olmadı. Meslek adına en umutlu olduğum günlerdeyim. Onca yıldır gazetecileri halkla ilişkiler bülteni gibi kullanan Başbakan hepimizi karşısına alıyor ve biz çarpıştık diyor.

Aslında Başbakan haklı. Hrant’ın ölümündeki ihmaller veya kasıtlar zincirini yaratan AKP değil miydi? İşte bu günümüze çarpışa çarpışa gelmektir. Çocuk mahkemelerinin döşü kıllı, ensesi kalın katili Ogün Samast’ın kimin tarafında, Hrant’ın kimin tarafında olduğunu zaten biliyoruz. Evet, AKP bizle çatışa çatışa geldi bugünlere. Ama nedense ölen hep bizdik. (MEDYA SERVİSİ)

www.evrensel.net