Grammy’si var ama karamsar

Grammy’si var ama karamsar

40 yıla yayılan çok yönlü kariyeri boyunca Dee Dee Bridgewater, caz klasiklerini alışılmış standartların dışında, kendine özgü yorumuyla seslendirerek günümüzün en üst düzey caz vokalistleri arasında yer aldı. Dee Dee, son albümü, Eleanora Fagan (1915-1959): To Billie With Love From Dee Dee (Dee Dee’den Billie

Sümeyra Gümrah


Son albümüzde Billie Holiday anısına şarkı söylüyorsunuz. Billie Holiday’in sizin yaşamınızda nasıl bir önemi var?
Beni Holiday’e çeken onun hayatıydı, Lady Day oyunuyla onun hayatının içine daha çok girmiş oldum, daha fazla araştırdım, araştırıp öğrendikçe onun bilinmeyen yönleriyle karşılaştım. Mesela o “Acı çeken kadın” olarak etiketlenmişti, oysa İngiliz tarzı espri duygusuna sahip gülmeyi seven bir insandı. Çok güzel bir kadındı fakat denizci misali, kendi gemisindeki erkek müzisyenlerle takılmayı tercih eder, onlarla sohbet etmekten keyif alırdı. Bir yandan anaç bir ruha sahipti, turnedeyken müzisyenlerine yemek yapmaktan keyif aldığını biliyoruz.

Bir noktada onun hayatıyla kendi hayatım arasında pek çok ortak nokta buldum. Güçlü, bağımsız, kararlı, azimli ve cesur o kadın bana ilham kaynağı oldu. Düşünün bir kere muhteşem bir kalabalığa şarkı söylüyor, çılgınca alkışlanıyorsunuz fakat çıkarken mekanı arka kapıdan terk etmek zorundasınız, sebep ise had safhadaki ırkçılık, oldukça aşağılayıcı. Bu sebeple Billie’yi ve müziğini pozitif yönleriyle ortaya koymak için bu albümü yaptım. Bir yeniden tanıtım albümü de diyebiliriz.

MÜZİK, ŞİRKETLERİN KALIPLARI İÇİNDEYSE POPÜLER OLABİLİYOR

Caz müziği nereye gidiyor?

Sadece caz müziğinin değil müziğin iyi bir yere gittiğini düşünmüyorum. Tabii arada umut verici şeyler de oluyor fakat genel tabloya bakıldığında durum çok vahim. Özellikle yaşanan ekonomik kriz sebebiyle Amerika’da pek çok festival yapılamıyor. Çünkü sponsor yok, yani para yok. Müzik eğitimi bile sonlandırılmak üzere bu gerçekten çok saçma ve korkutucu, öğrencilerin eylem yaptıklarını duyuyorum. Müzik çoktan sınıfta kaldı. Ulusal bir onur ödülü olarak gördüğüm caz ustalarına verilen onur ödülünün de artık verilmediğini duydum en son. Sanatçılar ulusal çapta bir sıkıntı çekiyor.
Kriz öncesinde de müziği plak şirketleri şekillendiriyordu. Birini alıyorlar şunu söyleyeceksin, böyle söyleyeceksin, şöyle giyinecek, böyle bakacaksın. Sonra laboratuvarın kapısını açıp oluşturduklarını hoş ama boş ürünü star diye sunuyorlar. Müzik, onların (şirketlerin) kalıpları içindeyse popüler oluyor. Onun dışındaysanız şansınız azalıyor. Bu konuda hâlâ karamsarım anlayacağınız. Tabii o kalıpların içinde yer almak istemeyen ve benim gibi kendi bildiğini yapanlar da yok değil. Her şeye rağmen bir umut ışığı görüyorum. Aldığım Grammy’de benim için yeniden bir umut ışığı oldu, gururlandım.

IRKÇILIK TÜM DÜNYADA DEVAM EDİYOR
 

Genel anlamda bir karamsarlık içindesiniz…
Nasıl iyimser olabilirim ki! Korkunç bir dünyadayız, yeryüzündeki tüm hükümetlerin berbat ve son derece yozlaşmış olduklarını düşünüyorum. Günümüzde sürekli olarak zenginler daha zengin, fakirler de daha fakir oluyor. Geçtiğimiz yıllarda Afrikalı müzisyenlerle çıktığım turnede ırkçılığın tüm dünyada hâlâ alenen devam ettiğini gördüm. Ben saf siyah ırktan olmadığım için bu ayrımı çok hissetmedim ama müzisyen arkadaşlarımın gördüğü muamele inanılır gibi değildi.
Geleceğimiz dediğimiz gençlerin durumu çok daha vahim. Biz her ne kadar ‘geleceğimiz’ diyerek onlara bir paye yüklesek de, onlar kendileri için hiçbir gelecek görmüyorlar ve kısa bir yaşamı tercih ediyorlar.

3 çocuğunuz var ve bu sizi korkutuyor olsa gerek…
Korku karşımızda olanı yok etmez. O sebeple çocuklarımı bu gerçeklerle yüz yüze getiriyorum, onları korunaklı bir hayat sunmuyorum. Hayatın gerçeklerini ne kadar iyi kavrarlarsa bu onlar için o kadar iyi olur. Hazırlıklı ve güçlü olurlar.

Siz bu iyimserlik sayesinde FAO bünyesinde çalışmalar yürütüyorsunuz…
Evet Birleşmiş Milletlerin FAO projesinde iyi niyet elçisi olarak çalışıyorum. Sömürülmüş ülkelerdeki projelere eş başkanlık yapıyorum. Köylerde yapılan bu projelerde, gidip gördüğüm yerler arasında hiç bu kadar cesur hissetmemiştim kendimi. Bu köyler FAO’nun desteğini almak gibi bir şansa sahiptiler. Organizasyondakiler insanlara yardım etmeyi gerçekten istiyorlardı.

Son olarak İstanbul’dan ve İstanbul konserinizden bahsedersek…
İstanbul’a pek çok kez geldim. Şehrinizi çok ama çok seviyorum. Bu kez beni İstanbul’a getiren Billie Holiday. Fakat bu Holiday acı çeken bir kadın değil. Evet albüm bir anma albümü, bir yandan da Holiday’in farklı yönleriyle yeniden tanıtımı yeniden doğuşu. Karnaval havasında bir konser olacak. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net