8 Mart’tan sonra da

8 Mart’tan sonra da

Emekçi kadınların yaşamın her alanında harcadıkları emeğin, bütün insan yaşamını iyiye ve güzele götüren olmazsa olmaz bir tamamlayan olduğu bu gün daha açık hale gelmiş ve ayrıca bu aklı başında herkes tarafından da kabul görmüş bir gerçeklik olarak, tartışılmaz bir olgu olarak önümüzde durmaktad

M. Tepeli

Emekçi kadınların yaşamın her alanında harcadıkları emeğin, bütün insan yaşamını iyiye ve güzele götüren olmazsa olmaz bir tamamlayan olduğu bu gün daha açık hale gelmiş ve ayrıca bu aklı başında herkes tarafından da kabul görmüş bir gerçeklik olarak, tartışılmaz bir olgu olarak önümüzde durmaktadır. Fakat bu emek, en başta üreticisi olan emekçi kadınlar olmak üzere ve onların içinde olduğu dernek, örgüt, sendika, parti tarafından sahiplenilmez ve genel insani taleplerinin karşılanması ve gerçek insanın özgürleşmesi amacına yönlendirilmediği takdirde, asalak burjuva sınıf ve sermaye tarafından kendi menfaatleri için kullanılacağı da tartışmasız bir gerçeklik olarak ortada durmaktadır.

Genel olarak kadın emeğinin, üretim sürecinde sermeyenin karını artırmak için değerlendiriyor olması, ucuz işgücü olarak teşvik edilip yaygınlaştırılması hemen hemen bütün meslek gurupları açısından bir mücadele konusu olarak görülüyorsa ve sorun olarak algılanıp mücadelesi veriliyor olsa da çeşitli türden dernek, örgüt, sendika ve parti olarak belirli bir örgütsel formda bir araya getiriliyor olsa da özellikle ev veya ailede kadının harcadığı emek  ne yazık ki kadınlar da dahil bir bu kesimler tarafından yeterince saheplenilmemektedir. Ne yazık ki kadın emeğinin sadece belli bir meslek gurubunun ihtiyaç duyduğu uzmanlığın cok ötesinde, üstünde veya daha doğru bir ifadeyle bütün meslek guruplarının toplamının asgari kapasitesine yakın bir oranda emek harcadığı ev emeği, çoğu kez görmezden gelinmektedir.Üstelik bu emek, kutsanmış “aile” ve “analık” gibi kavramların arkasına gizlenmiş ve asalak sınıfın yükünü ev kadınlarına yükleyen bir sahtekarlığı da kamufle ederek, kadını köleliğİ ve ikinci sınıf olmayı kabule zorlayan bir tazda yürütülmektedir. Öyleki ev kadınları bazen bir hemşire bazen bir marangoz, çoğu kez temizlikçi, her gün hizmetçi, çocuk bakıcısı, terzi, yatıştırıcı, karşılık beklemeden sevici  ve daha bir çok meşakkatli işin yürütücüsüdür. Bu kadar işi yapmasına rağmen, toplum ona, karşılık olarak kuru bir sevginin -o da çoğu kadın açısından yok bile denebilir- dışında bir şey ödememektedir. İşin asıl garipsenecek yanı ise bu işlerin bir kısmını yapanlar belirli bir meslek gurubu olarak tanımlanmış az veya çok bir sosyal statü kazandırılmış olmasına rağmen, ev kadınlığı hep kuru bir sevgiyle sürdürülsün istenmiştir. Bu durum  asalak bujuva sınıfın devletinin önemli bir yükünü hafiflettiği gibi, ondan hiç biri gerçek anlamda karşılık görmemiştir. Oysa cocuk bakımı başta olmak üzere kadını eve kapatan ne varsa, sosyalist devlet tarafından kamu hizmeti olarak planlanmış ve bu konuda önemli iyileşmeler sağlanabilmiştir. Çocuklar, evet bir ananın bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmektedir fakat sonra, toplumun herhangi bir ihtiyacını karşılayan doktor, öğretmen, şoför, işçi, domates yetiştiren bir çiftçi, ekmek pişiren bir fırıncıdır. Peki toplumun bu ihtiyaçlarını karşılayacak olan bu çocuklara karşı delet ne yapmaktadır? Bu toplum devletine vergi öderken neden bu vergilerin kendi çocuklarına, sağlıklı yetişmeleri için devletin harcama yapmasını sağlamamaktadır. Ve devlet bu işi belki bilimsel gelişmelerden bir haber kılınmış bir anaya bırakarak sorumsuzluk sergilemektedir. Bu durum bir kader değildir ve Sovyet kadınları daha iyisininin olabileceğini onlarca yıl önce göstermişlerdir. Şimdi 8 Mart vesilesiyle güçlerinin farkına varan kadınlardan ve onların içinde yer aldığı her tür örgütlenmeden beklenen, özellikle ev kadınlarının emeğinin karşılığının ödenmesi için ve bunun bir sosyal statü olarak kabul edilip güvenceye alınması için ve devletin tıpkı sermayedarlara veya başkaca kişilere sunduğu olanakların ev kadınlarına da sunulması için bu meseleye gereken önemi vermektir. Bu hem kadınların en çok ihtiyaç sahibi olmaları nedeniyledir hem de bu uzmanlaşmış emeğe ve ustalığa kadının özgürleşmesi için duyduğu  yakıcı ihtiyacın artmış olmasından kaynaklanmaktadır. Üstelik sayıları herkesten daha çoktur.

İstanbul / Tuzla

www.evrensel.net