KKTC ile su köprüsü...

KKTC ile su köprüsü...

AB ile yapılan müzakereler çerçevesinde düzenlenen çevre faslının açılmasına ön koşul olan Fırat ve Dicle su havzasının AB ile Türkiye tarafından birlikte yönetilmesi anlaşmasının ardındaki asıl gerçek, AB’nin suyu Ortadoğu halkları üzerinde demoklasin kılıcı olarak kullanmayı istemesidir. Kıbrıs&rsquo

YUSUF GÜRSUCU

Türkiye’nin bir verip dört aldığını ve Kıbrıs halkını kendi çıkarları için kullanıp sömürüye tabi tuttuğunu söyleyen Kıbrıslılar, artık gerçekleri çok daha iyi görüyor. Günümüzde milliyetçi söylemlerin Kıbrıs halkının karnını doyurmadığı anlaşılmıştır. Bağımsız ve özgürce kendi geleceklerine dair karar vermek istedikleri yaptıkları eylemlerle de açığa çıkıyor. Peki, bu su boru hattı neye ve nasıl hizmet edecek? Lefke’de olduğu gibi madenlerle kirletilmiş ve talana uğratılmış Kıbrıs toprakları ile su havzaları, bu yapılmak istenen su boru hattı sayesinde kurtulacak mı? Gerçeğin bu olmadığını anlamak için bu işi gerçekleştirmeye çalışana bakmamız gerekiyor. ”Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın rütbe- i aklı eserinde” sözü, aslında yapılmak isteneni anlamamıza yardımcı oluyor.

HAYALLERE İNANACAK MIYIZ?

Başbakan, bu su köprüsü hayalini belediye başkanı olduğundan bu yana gördüğünü ifade etmiş. Bizi de çok duygulandırdı tabii. Başbakan yatıp kalkıp, ”besleme”lerinin içler acısı durumuna üzüldüğünü, buna nasıl çare bulacağını düşündüğünü, sorunu aslında yıllar önce çözdüğünü, fakat çözümün bu güne nasip olduğunu vurgulayarak Kıbrıs halkının yüreklerine su serpti.Kıbrıs halkı da Türkiye’de sularla ilgili alınan kararlara ve uygulamalara bakınca sevinç naraları atıyor olmalılar. Bu rüyayı daha önce de Alarko patronu İsrail için görmüştü hatırlarsanız: Kıbrıs’ın, su boru hattı yoluyla İsrail’e suyunu ulaştırarak barış köprüsü olmasını arzuladığını belirtmişti. Oysa biz, İsrail’in Filistin halkı üzerinde suyu nasıl baskı aracı olarak kullandığını ve bu yolla Filistin halkına yönelik boyun eğdirme amacıyla uygulanan politikalara hizmet edeceğini çok iyi biliyoruz.

Ülkemizde HES’ler (Hidro Elektrik Santralleri) yoluyla suların borulara aktarılarak taşınmasının Kıbrıs’ta geçmişte yaşanmış çevre felaketlerinin bir benzerine yol açacağını ve maden yatırımlarının da toprağı ve su havzalarını nasıl kirleteceğini “iyilik sever ve en büyük çevreci” Başbakan’a birilerinin anlatması gerekiyor.

HES’LERİN ASIL HEDEFİ...

HES’lerin hedefi, maalesef sanıldığı gibi enerji üretmek değil, tam aksine suyu metalaştırmanın ve taşınır kılmanın ilk adımlarıdır. Bunu gerçekleştirdiler de.Önce su havzalarının koruma alanları daraltıldı, havzalar içinde yerleşimlere ve sanayileşmeye göz yumuldu, madenlerin ve sanayinin su havzalarının yanı başında kurulması engellenmediği gibi bu teşvik de edildi. Sonunda “su kirlendi”, “toprağın niteliği değişti” deyip, başka bölgelerden sular taşınmaya başlandı. “Tarım alanları da kirlendi” gerekçesiyle verimli topraklarımız sanayiye ve madencilerin hizmetine açıldı. Melen çayı, Kızılırmak ve Istranca dağlarının suları borular içinde İstanbul ve Ankara’ya su ihtiyacını karşılamak bahanesiyle taşındı ve taşınmaya devam ediliyor. Bunun ikinci adımı da uluslararası su boru hatlarının aynı petrol boru hatları gibi taşınır kılınmasına yönelik metalaşma sürecinin hayata geçirilmesi;ve bu yönde ilk adımları, bölgemizde Kıbrıs’a döşenmek istenen boru hattıyla hayata geçiriliyor. Bir taraftan da kuruluş maliyetleri kamu tarafından karşılanmış yatırımlar özelleştirmeler yoluyla, sermaye eline verilerek metalaşma süreci tamamlanıyor.

Emperyalizmin talanı altında yaşayan Türkiye’nin, Kıbrıs’ın ve Ortadoğu’nun diğer halklarının yapması gereken şeyi, Tunus’ta ve Mısır’da yaşanan gelişmeler bizlere gösteriyor. Emperyalist ablukayı dağıttığımızda ve onun işbirlikçilerini alaşağı ettiğimizde, halkların birbiriyle paylaşamayacağı hiç bir şey olamaz. Aksi durumda her şeyin, sömürü çarkının acımasız dişlileri arasinda elimizden alındığı bir süreci yaşayacağız.

www.evrensel.net