'Karakol terörü' davası yılan hikâyesi

İki genci, karokolun önünde yere izmarit attıkları gerekçesiyle döven 6 polisin yargılandığı davada polisleri yargılayan 6. Asliye Ceza, polislerin gençlere açtığı davanın sonuçlanmasını bekliyor.

Ankara'da Anafartalar Karakolu'nun önünden geçerken yere izmarit attıkları gerekçesiyle Kemal Yaradılmış ve Emre Camcı'yı ve ağabeyi Kemal'e benzettikleri için H. Y.'yi hastanelik eden polisler hakkında açılan davadan bir türlü karar çıkmıyor. Polisleri yargılayan 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi, polislerin gençlere açtığı davanın sonuçlanmasını bekliyor. Aynı biçimde gençleri "polisleri yaraladıkları" iddiasıyla yargılayan 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi de, 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararını bekliyor. İşkence davalarındaki zamanaşımı ve işkencecilerin cezasız kalması tehdidi sürerken, iki mahkemenin birbirlerini beklemesi "Sanıklar cezadan kaçırılıyor mu" sorusunu akla getiriyor. Yaradılmış ailesinin şikayeti ve tanık beyanları üzerine, polisler aleyhine eski TCK'nın görevde kötü muamele suçunu düzenleyen 245'inci maddesi, yeni TCK'nın ise işkence suçunu düzenleyen 94'üncü maddesi uyarınca bir yıl önce açılan davaya 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nde, 23 Aralık 2004'te başlandı. Sanık polislerin, Yaradılmış ve Camcı'nın ifadesinin alınmasının ardından, Turgut Reis Mahallesi'nin bazı sakinleri de tanık olarak dinlendi. Sanık polislerin Yaradılmış ve Camcı aleyhine, eski TCK'nın 266'ncı maddesinde, yeni TCK'da ise 125, 225 ve 265'inci maddelerde düzenlenen, hakaret, küfür, görevi yaptırmamak için direnme iddiasıyla açtığı dava ise 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nde, 2005 yılının Ocak ayında görülmeye başlandı. Bu dava kapsamında da tarafların ifadeleri alındı. Yaradılmış'ın avukatı İlke Işık'ın 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'ne ilettiği iki dosyanın birleştirilmesi talebi konusundaki karar, diğer dava daha önce açıldığı için 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'ne bırakıldı. 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi ise iki dosyayı birleştirme talebini, 22 Mart 2005 tarihinde reddetti. Bilgi ve belgelerin tamamlanmasının ardından, 20 Temmuz 2005'te polisleri yargılamakta olan 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Zülfü Yılmaz, 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararının; 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Güven Özkan ise 25 Ekim 2005'te, 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dosyanın sonucunun beklenmesine karar verdiler. 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nde 10 Kasım 2005'te görülen son duruşmada da yine "birleştirme talebini diğer mahkeme reddettiği" gerekçesiyle, 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dosyanın sonucunun beklenmesine karar verildi. Sanıklar cezadan kaçırılıyor mu? Gazetemize "Karakol Terörü" başlığı ile yansıyan olay, 2004 yılının Mayıs ayında, Kemal Yaradılmış'ın Altındağ Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Anafartalar Karakolu'nun önünden geçerken yere izmarit atmasıyla başlamıştı. Polisin Yaradılmış'a küfür ederek izmariti yerden almasını istemesine Yaradılmış itiraz ettiği için polisler tarafından tartaklanmıştı. Yaradılmış'ın evini bastıktan sonra bir markette Yaradılmış'ın kardeşi H.Y.'ı, Kemal Yaradılmış sanarak döven polisler, Yaradılmış ve Emre Camcı'yı da tüm mahallelinin karşısında kürek sapları ile dövmüştü. Araya girmek isteyenlere de ateş açan polisler, mahallelinin taş yağmuruna tutması ile olay yerinden kaçmış, gençler de bir gece gözaltında tutulmuşlardı. Kemal Yaradılmış 15 günlük, sağ dirseği çatlayan H.Y. 10 günlük, Emre Camcı ise 3 günlük iş göremez raporu almıştı. Gençlerin raporlarına ve tanık ifadelerine karşın, 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nin, sanık polislerin suçunun işkence olup olmadığına karar vermek için 16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararını beklemesi, akıllara "Sanıklar cezadan kaçırılıyor mu" sorusunu getiriyor. Mahkemelerden herhangi birinin karar vermemesi durumunda, dava düşene kadar beklenmesi de söz konusu olacak. Yaradılmış'ın avukatı Tacim Coşgun, her iki mahkemenin de birbirini beklediğini; iki mahkemeye de birbirlerini beklediklerini ifade ettiklerini, buna rağmen dosyanın sürüncemede bırakıldığını dile getirdi. Dava sürecinin gereksiz yere uzadığına dikkat çeken Coşgun, "16'ncı Asliye Ceza Mahkemesi gençlerin aleyhine bir karar verse bile, bu polislerin işkence yapıp yapmadığı gerçeğini değiştirmiyor" dedi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Saldırılar kaygı verici Ülkücülerin, Muğla Üniversitesi'ndeki demokrat öğrencilere yönelik saldırı dalgası tepkilere neden oldu. Polis ve jandarmanın da saldırıları izlemekle yetinmesi ve saldırıya uğrayan öğrencileri gözaltına alması, kentte tansiyonun iyice yükselmesine neden oldu. Ülkücülerin Muğla Üniversitesi'ndeki son saldırısında satır darbeleriyle 20'nin üzerinde öğrenci yaralanmıştı. Bu öğrencilerden 1'inin hayati tehlikesi bulunuyor. Muğla'da son günlerde yoğunlaşan ülkücü saldırılara ilişkin Eğitim Sen Muğla Şubesi bir basın açıklaması yaptı. Üniversitenin giriş kapısında toplanan öğretim üyeleri adına basın açıklamasını yapan sendikanın Üniversite Temsilcisi Ramazan Günlü, "Bizler Muğla Üniversitesi Eğitim Sen üyesi öğretim elemanları ve üniversite çalışanları olarak, meydana gelen olaylardan kaygı duyuyoruz. Biz bu olayları Türkiyede tekrar tekrar sahneye konulan kötü bir oyunun parçası olarak görüyoruz. Hem can güvenliği hem de eğitim güvenliği ortadan kalkıyor" dedi.

Araştırma kurulu Tüm üniversite ve Muğla kamuoyunu sorumlu davranmaya çağıran Günlü, daha iyi bir geleceğin inşasının çatışmayla değil barışla gerçekleşebileceğini sözlerine ekledi. Basın açıklamasında, süreci araştırmak üzere üniversite yönetimi tarafından öğretim üyelerinin de katılacağı bir araştırma kurulunun oluşturulması da talep edildi. Basın açıklamasının ardından görüştüğümüz Yard. Doç.Cem Şafak Çukur ise, üniversitelerin özgür düşünce ve hoşgörüyü içermesi gerektiğini belirtti. Çukur, bir öğrencinin yoğun bakımda olduğunu hatırlatarak, "Bu tamamen bir cinayettir, öğrenciler ölümle tehdit ediliyorlar" dedi.




OLAYLARI YARATAN FAKTÖRLER Eğitim Sen'in açıklamasında olaylara neden olan faktörler şöyle sıralandı:
  • Olay günü öğrenci olmayan bir grubun üniversite rahatça girebilmesi.
  • Çok sayıda satır, döner bıçağı, döner şişi gibi kesici aletin aynı gün ve aynı saatlerde okula sokulabilmiş olması.
  • ÖTK seçimleri öncesinde haftalar boyunca bazı öğrencilerin başka bazı öğrenciler tarafından fiziksel şiddette maruz kalması.
  • Üniversite yönetiminin bu tehdit ve saldırıları önemseyip bir önlem almamış olması.
  • Olaylar başladığında çeşitli öğretim üyeleri tarafından haberdar edildiği halde jandarmanın gecikmiş olması.

    www.evrensel.net