'Saldırılara karşı birlik olmalı'

'ABD ve İsrail, Suriye'yi hedef ülke yaptı ve uluslararası arenada okların Şam'a çevrilmesine neden oldu. Ama tüm tehditlere karşın, Suriye ayakta durmayı başaracaktır.'

Projenin ilk adı, "Büyük Ortadoğu" idi. Ortadoğu'daki hedef ülkelerin ABD güdümüne girmesi amaçlanıyordu. Afganistan ve Irak işgal edildi, Filistin'in bağımsız olma talebi rafa kaldırıldı, bölgedeki tüm halklar namlunun ucuna dizildi. İlerleyen dönemde projenin adı "Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika" halini aldı. Ortadoğu'dan, Orta Asya'ya ve Kuzey Afrika'ya değin tüm ülkeler, 'tek bir çatı altında' toplandı. Hesaba katılmayan ise, bölge halklarının direnmesiydi. ABD ve İsrail tehditlerine karşı, alternatif bir birlik oluşturulması fikrine dikkat çeken Doğu Konferansı katılımcılarından Suriyeli yazar ve öğretim üyesi Nazer El Azmeh, saldırılara karşı yerelden evrensele yeni ve alternatif planlar, disiplinler ve sistemler oluşturulması gerektiğini vurguluyor.

Doğu Konferansı'nın Suriye açısından önemi nedir? Doğu Konferansı İstanbul Buluşması, bölgemize yönelmiş durumda olan ABD ve Avrupa emperyalizmine karşı oluşturulması gereken karşı cephenin ilk adımıdır. Doğu Konferansı, "kültürel bir toplantı" olarak algılanabilir. Ancak, kültür ve siyaset birbirinden bağımsız düşünülemez. Bu sebeple, bu konferansın sadece "kültürel amaçlı" olmadığını vurgulamalıyız. Doğu Konferansı ayrıca, emperyalist saldırılara karşı yerellerden evrensele yeni planlar, projeler, disiplinler ve sistemler de oluşturmalıdır. Buradan hareketle, Irak ve Filistin'in emperyalistler tarafından parçalanması ya da Suriye ile İran'ın aynı odakların tehdidi ile yüz yüze olması, Türkiye'nin de sorunudur. Bugün Irak ve Filistin işgal altında ya da Suriye ile İran baskı altında ise bu, aynı tarihi, kültürü ve coğrafyayı paylaştığımız Türkiye'nin de işgal veya baskı altında olduğu anlamına gelmektedir. Çünkü, hepimiz bu coğrayanın bir parçasıyız ve birbirimizden bağımsız düşünülemeyiz. Bugün bize düşen, işgalci ve saldırgan akımlar ile amaçlara karşı, yeni fikirler ve hedefler yaratmak. Doğu Konferansı'nın önemi de buradan geliyor. Bu konferans Arap, Türk, Fars, Hint veya Müslüman, Hıristiyan, Hindu demeden bölgedeki tüm ilerici güçleri birleştirmeyi amaçlıyor.

Suriye son dönemde büyük bir ABD baskısı altında. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye, dün olduğu gibi bugün de, Ortadoğu'daki direncin merkezidir. ABD'nin, Suriye üzerindeki ağır baskısı herkesin gözü önünde ve ne yazık ki BM gibi "tarafsız" olması gereken birçok uluslararası kurum tarafından da destekleniyor. ABD'nin, Ortadoğu'ya ilişkin planları çerçevesinde, Suriye'nin, İsrail ve ABD hegemonyasına girmesi planlanıyor. Bu şartlara rağmen, Suriye tüm "barışçıl" yolları denedi. Fakat, BM nezdinde Suriye'nin girişimleriyle oluşturulmaya çalışılan bu barışçıl yol, ABD ve İsrail'in etkisiyle tıkandı. Böylece ABD ve İsrail, Suriye'yi "hedef ülke" olarak gösterdi ve uluslararası arenada okların Şam'a çevrilmesine neden oldu. Ama tüm tehditlere karşın, Suriye ayakta durmayı başaracaktır.

BM'nin Refik Hariri suikastını soruşturan komitesi, açıkladığı rapor ile Suriye ve Lübnan yönetimlerini hedef aldı. Bu rapora karşın Suriye'nin kısa vadedeki tutumu sizce nasıl olacak? Suriye'deki herkes, tıpkı diğer ülkelerdeki gibi Hariri suikastındakı sırların ortaya çıkarılmasını istiyor. Ancak, bu suikast bazıları tarafından amacının dışına taşırıldı ve hukukdışı yöntemlerle siyasi bir oyuna dönüştürüldü. Bu kirli oyunun başını kuşkusuz, ABD ve İsrail çekiyor. Komplolarla, Suriye'yi bunaltmayı ve güçsüz düşürmeyi amaçlayan ABD ve İsrail, Suriye yönetimi devrilinceye değin baskısını sürdürmeye devam edecek ve Suriye'nin çeperini hızla daraltacak. Ta ki, Şam yönetimi siyasi ve ekonomik olarak iflas edinceye değin. Ancak Suriye ayakta kalmak için tüm imkanlarını zorlayacak. Suriye hangi şartlarda olursa olsun, kendine yeten bir ülkedir, hem ekonomik hem de siyasi olarak direnecek kapasiteye ve az da olsa komşularının desteğine sahiptir. Öte yandan, ABD, Suriye'deki muhalefeti de içten içe körüklüyor. Ülkemizi içeriden de 'çürütmeye' çalışan Washington ve Tel Aviv hükümetleri, Suriye'deki muhalifleri maddi-manevi her anlamda destekliyor. Fakat, bu muhalefet hayali ve temelsiz bir muhalefettir. Suriye halkının büyük bir kısmı, ABD yanlılarının sözlerine kulak asmıyor. Elbette Suriye bir "cennet bahçesi" değil. Fakat, kendi sorunlarımızı kendimizi çözebiliriz. Dışarıdan bir müdahaleyi kabul etmemiz kesinlikle mümkün değil.

Tüm bu işgaller ve tehditlerin gölgesinde, sizce Türkiye'ye nasıl bir rol biçiliyor? Irak ve Filistin'de işgal devam ediyorsa ve diğer Ortadoğu ülkeleri türlü tehditler altında ise, Türkiye'de aynı tehlikelerle karşı karşıyadır. Ancak bir farkla. O da Irak, Filistin, Suriye ve İran'a karşı girişilen saldırıların açıktan yapılmasıdır. Türkiye açısından ise, saldırılar daha el altından ve gizli bir biçimde yapılmaktadır. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) doğrultusunda, Türkiye'ye kritik ve stratejik bir rol biçildi. Fakat, Türkiye halkı bu yalana kanmadı ve emperyalist plana karşı durarak, ülke topraklarının ABD askerlerine açılmasını engelledi. Bu oldukça önemli bir gelişme idi. Böylece, ABD, Irak işgali açısından önemli bir cephesini yitirmiş oldu. Bu ilişkilerin ortasında Türkiye, bölgemiz açısından adaleti ve istikrarı korumak için önemli bir unsur ve etkili bir mihenk taşı olabilir. Ancak dostlarının bizler olduğunu unutmamalı ve emperyalist planlar içerisinde yer almamalıdır.

Irak'taki kanlı işgal ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz? Irak işgali konusunda, bugün herkes tarafından çokça iyi bilinen tek bir gerçek var. O da, ABD'nin Irak işgaline bahane ettiği "kitle imha silahı" iddiasının koca bir yalandan ibaret olduğu. Amaç, propaganda edilenin aksine, Iraklılar'a 'demokrasi ve özgürlük' götürmek değil, Irak'ın ABD sömürgesi haline getirilmesiydi. Bugün Suriye'ye karşı girişilen saldırıların temelinde de, bu büyük siyasi oyun yatmaktadır. GOP planları doğrultusunda, stratejik ve ekonomik önemi olan Irak, sadece sömürge haline getirilmekle kalınmadı. Bu ülke ayrıca, komşuları açısından bir "tehdit" haline getirildi. Çünkü, Irak'a çöreklenen ABD ordusu elindeki devasa imkanlarla, Suriye, İran ve Filistin'i daha yakından takip etmeye ve saldılarını buna göre belirlemeye başladı.




Nazir El Azmeh 1930 yılında Şam'da doğan Nazir El Azmeh, Şam Devlet Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı Edebiyat ile Eleştirmenliği üzerine eğitim gördü. Üniversiteyi bitirdikten sonra Suriye, Fas, Mısır ve Suudi Arabistan'daki üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapan Azmeh, 1960'lı yılların ortasında ilk kitabını çıkardı. Birçok şiir, deneme ve siyasi kitabı bulanan Azmeh, bugüne değin 50'den fazla esere imza attı. Halen birçok Arap ülkesindeki üniversitede kürsüsü olan Azmeh, Sosyalist Biladi-Şam (Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin) Partisi Meclis Başkanlığı görevini yürütmektedir.

www.evrensel.net