Toprak reformu kimin için?

Toprak Reformu Sempozyumu'nda Türkiye'de ve dünyada dayatılan politikalarla topraksız köylü için yapılması gereken toprak reformunun tekellere yaradığı ifade edilirken, sonuçta çiftçinin kendi toprağında işçi haline gelme tehlikesine dikkat çekildi.

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası tarafından ortaklaşa düzenlenen "Toprak Reformu 2005" sempozyumu Şanlıurfa DSİ Tesisleri'nde yapıldı. Oturumlarda IMF-Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü'nün "tarım reformu" adı altında ülkelere uygulattığı programların tarımı uluslararası tekellerin talepleri doğrultusunda biçimlendirdiğine dikkat çekildi. Endüstriyel tarım, Organize Tarım Bölgeleri ve sözleşmeli çiftçilik gibi uygulamalarsözrarası tekellerin boyunduruğu ve sömürüsü altına girdiğinin vurgulandığı kongrede, buna karşı mücadele edilmeden tek başına bir toprak dağıtımı reformunun sorunları çözemeyeceği vurgulandı. Kongrede tartışmaların ana ekseni Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birgül Ayman Güler'in "Toprak Reformu Politikası Üzerine" başlıklı bildirisi üzerinden gelişti. Güler, tekellerin Dünya Bankası öncülüğünde dünyada ve Türkiye'de tarımı yeniden yapılandırma adı altında bütün ulusal tarım kurumlarını tasfiye ettiğini belirtti. Güler toprak reformunun da bu yeni koşullar içinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Buna en önemli örneğin sözleşmeli çiftçilik olduğunu belirten Güler şöyle devam etti; "Sözleşmeli çiftçilik uygulamasında uluslararası tekel ya da yerli tekel belirli bir bölgedeki toprak sahibi çiftçilerle bir sözleşme imzalayarak, toprağını belirli bir süre için kiralıyor. Bu kiralama sırasında köylü yine toprağının sahibi oluyor, kendi üretim araçlarıyla toprağı sürüyor kendisi ve ailesi işçi olarak çalışıyor. Elde edilen ürünü anlaşma gereği bu tekele satıyor. Bu nasıl bir köylü, bu nasıl bir toprak rejimi? Toprağın verimi düştüğünde şirket başka yere gidiyor. Özgürlük işte budur. Sermaye için tam özgürlük. Bu yeni tipte bir bağımlılık biçimi."

18 saat çalışma Güler, hükümetin çalışmalarını sürdürdüğü Organize Tarım Bölgeleri Yasa Taslağı'nın da başka bir tehlikenin işaretçisi olduğunu vurguladı. Bu modelin Meksika-ABD sınırında uygulandığını açıklayan Güler, "Tam anlamıyla bir insanlık suçu. 18 saat çalışmanın olduğu, insanın insan olmaktan çıktığı, kapitalizmin en berbat çöküntü alanlarıdır Organize Tarım Bölgeleri. Türkiye'de de organize tarım bölgeleri kurulduğunda büyük toprak sahipleri, yerli tekeller, devlet çiftlikleri, hatta küçük toprak sahipleri bile topraklarını organize tarım bölgelerine açabilir. Bu nedenle artık toprak reformu sorununun sadece toprağın adaletli dağıtımı olarak ele almak tek başına yeterli değildir. Sorun artık daha farklı boyutlar kazanarak IMF-DB ile uluslararası tekellerin toprak üzerindeki yeni egemenliğine karşı verilecek mücadale sorunu olarak ele alınmalıdır. Sorun artık Organize Tarım Bölgeleri denilen çürüme kuyularına karşı durma sorunu olarak ele alınmalıdır" dedi.

Kendi toprağında maraba Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Ülkü, neoliberal hegemonyanın altında toprak reformunun, toprak mülkiyetindeki değişikliklerin yeterli olmayacağını tam aksine küçük toprak sahiplerinin kendi topraklarında maraba haline geleceğine dikkat çekti. ZMO Başkanı Gökhan Günaydın, ulusal tarım kurumlarının tasfiye edildiği, tarımsal ürünler açısından dışa bağımlı hale getirildiği, AB'nin kırsal nüfusun yüzde 5'e indirilmesini istediği koşullarda toprak reformunun tek başına ayakları havada kalacak bir uygulama olduğunu belirterek, neoliberalizmin dünya ölçeğinde uyguladığı stratejiye karşı koymak gerektiğini vurguladı. Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Tayfun Özkaya da Türkiye tarımının çok büyük bir saldırı dalgasıyla karşı karşıya bulunduğunu belirterek "KİT'lerin özelleştirildiği, yerel pazarların yok edildiği, gümrüklerin kaldırıldığı koşullarda toprak dağıtımı yapılsa bile gümrükler kaldırıldığında buğday bile üretemez hale geleceğiz. Tarımda tekelleşme, sözleşmeli tarım, GDO'lu ürünler, endüstriyel tarım dayatması, araştırma enstitülerinin yok edilmesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde toprak dağıtımıyla sorunun çözülemeyeceği bu alanda çok yönlü bir mücadele verilmesi gerekir" dedi. Prof. Dr. Korkut Boratav da topraksız köylünün özgürleştirilmesinin önkoşulunun da toprak reformu olduğunu belirterek, "Köylüler uluslararası şirketlere, yerli finans tekellerine karşı bağımlı olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle kredi, üretim ve pazarlama alanlarında örgütlenmelidir" dedi


NASIL BİR TOPRAK REFORMU Kongre katılımcıları topraksız köylünün çıkarına olarak nasıl bir toprak reformu yapılması konusunda şu görüşleri dile getirdiler;
  • Tarım, gerçek ve stratejik bir sektör olarak yeniden yapılanmalı, üretimi ve üreticiyi destekleyen politikalarla yaşanan olumsuz süreç durdurulmalı, ulusal tarım politikaları uygulamaya konmalıdır.
  • DTÖ, IMF, DB ve AB'nin halkımızın çıkarlarını gözetmeyen dayatmaları kabul edilmemeli, bağımlılık yaratan anlaşmalar yürürlükten kaldırılmalı.
  • Toprak mülkiyet yapısı yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalı.
  • Toprak sahipliğinde tekelleşmeyi önleyici düzenlemeler yapılmalı.
  • Zorunlu nedenlerden dolayı boşalan ve zorla boşaltılan köylerimizdeki insanların köye dönüş süreci sorunsuz yürütülmeli.
  • Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kaldırılmalı.
  • Yasalarda yabancılara tanınan mülk edinimi olanağı ortadan kaldırılmalı.
  • Hazineye ait arazilerin öncelikli kullanımı az topraklı ve topraksız çiftçilere verilmeli.
  • Mayınlı araziler temizlenerek topraksız ve az topraklı çiftçilerin kullanımına açılmalı.


    KONGREDEN YANSIYANLAR... Kongre boyunca demokratikleşme ve toprak reformu ilişkisini Kürt sorununu da irdeleyerek ele alan tek konuşmacı Celal Beşiktepe oldu. Bu durumu "Tek parti döneminde Türkiye'de toprak reformu" başlıklı tebliğini sunan Doç. Dr. Asım Karaömerlioğlu da "Bu kadar geniş kapsamlı bir kongrede toprak reformu ele alınırken Kürt sorununun es geçilmesini garipsiyorum" diyerek eleştiri konusu yaptı. Akademisyen Aziz Konukman ve ZMO Başkanı Gökhan Günaydın başta olmak üzere Aslanoğlu ve Sinan köylülerinin ortaya koyduğu mücadeleyi önemsediler ancak, toprak reformu konusunda talebin toplumsallaşma eğilimini ifade etmediğini daha çok "tek tek köylerde meydana gelen başkadırılar" olarak ele aldılar. Bu konuda da Doç Dr. Yücel Çağlar'ın "Toprak reformu talebi toplumsallaşamaması dolayısıyla siyasallaşamamıştır. Bunun en yakıcı bir şekilde yaşandığı GAP'ta bile bu sosyalize edilememiştir" tespiti birçok konuşmacının atıfta bulunduğu ve katıldığı bir görüş oldu.


    HANGİ TOPRAĞIN REFORMU Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Ali Çullu Türkiye toprağının yüzde 36'sının işlenen tarım arazisi, yüzde 27'sinin çayır-mera, 29.8'inin orman ve fundalık, yüzde 6.5'nin yerleşim alanı ve su yüzelerinden oluştuğunu belirterek, Türkiye'de tarıma elverişli alanların azlığına dikkat çekti. Çullu, tüm bu kısıtlılığa rağmen, kentlerin ve sanayi alanlarının verimli tarımsal araziler üzerine kurulduğunu ve kurulmaya devam ettiğini, erozyon, tuzlanma vs. nedenlerle verimli topraklarımızın giderek azaldığını tespit etti. "Toprak elden gidiyor. Toprak elden giderken hangi toprağın reformundan söz edeceğiz?" sorusu kongrenin önemli gündemlerinden birin oluşturdu.

    www.evrensel.net