Fotoğraf: Evrensel

Değirmendereliler
   bu filmi göremeyecek

Aralıklarla farklı bölgelerin sarsılmasıyla sürekli deprem paniği halinde olan Türkiye'de sarsıntıların insanlar üzerinde yarattığı halkalar film karelerinde.

Aralıklarla farklı bölgelerin sarsılmasıyla sürekli deprem paniği halinde olan Türkiye'de sarsıntıların insanlar üzerinde yarattığı halkalar film karelerinde. 1999 yılında binlerce kişinin ölümüne yol açan 17 Ağustos depremini anlatan "Zilzal" adlı kısa film Mehmet Bahadır Er'e yurtiçi ve yurtdışındaki festivallerde birçok ödül kazandırdı. Yaşadığı deprem korkusunun bu filmi yaptırdığını kaydeden Er, şimdi 12 Eylül darbesini anlatan bir kısa film çekiyor. Genç sinemacı kısa filmlere daha fazla önem verilmesi gerektiğini söylüyor. Çok küçük yaşlardan itibaren kamera, fotoğraf ve karanlık odayla tanışan Mehmet Bahadır Er, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Radyo ve Televizyon Bölümü'nde eğitimini sürdürüyor. Kendi deyimiyle sınıf geçmek ve sinema dilini öğrenmek için çektiği 3 kısa filmin ardından ilk kısa filmi olarak gördüğü "Goy Goy" ile hem beğenileri hem de ödülleri toplayan Er, ikinci filmi "Zilzal" ile aldığı ödüllerle şimdiden rafları doldurmuş. "Zilzal" Altın Portakal'da Jüri Özel Ödülü, Bil's "en iyi kısa film" ödülü, Ulusal Çevre Kısa Film Yarışması üçüncülük ödülü ve Sony Pictures Home Entertainment'in Ulusal Kısa Film Yarışması'nda "en iyi film" ve "en iyi deneysel film" dallarında ödüllere layık görüldü. Tirana Uluslararası Film Festivali'nde de gösterilen film, son olarak Bakü Audiovizual Film Festivali'nde En İyi Öğrenci Filmi ödülünü kazandı. Tüm bu ödülleri toplayan kısa film ilgiyi de üzerine çekmeyi başardı.

Kamera üzerine üçleme "Zilzal", Mehmet Bahadır Er'in hazırladığı "Kamera Üçlemesi"nin üçüncü filmi. Üçlemenin ikinci filminin ilk filmi "Goy Goy" olduğunu kaydeden Er, üçlemenin ilk halkasını ise henüz zamanı gelmediği için çekmediğini söylüyor. Er, ilk filmin de çekilmesiyle birlikte birbirini takip eden orta metraj bir film çıkacağını belirtiyor. Mehmet Bahadır Er, Marmara depreminin merkez üssü olan İzmit Gölcük Değirmendereli. Genç sinemacı, filmi çekmeyi planlarken sürekli vazgeçmiş. Sebep ise yaşadığı deprem korkusu. Özellikle filmdeki karakterin yaşadığı gibi en çok annesini yitirmekten korkuyor. "Orada ölen insanlardan biri olmaktan korktuğum için çektim" diyen Er, annesini de ikna ederek filmde oynatmış. Er, talebe rağmen filmi Değirmendere'ye göndermeyeceğini söylüyor. Nedeni de insanları tekrardan acılarıyla yüzleştirmemek. Genç sinemacı filmin hem üslubu, hem de içeriğiyle de ağır bir film olduğunu kaydediyor.

Oyuncu göçükte kaldı Filmde rol alan profesyonel oyuncu Diğba Ener'in performansı oldukça iyi. Er, sadece oyunculuğun bu rol için yeterli olmadığı görüşünde. Gerçekten kesit alan ağır bir filmin oyunculuğunun doğal olması gerektiğini belirten Er, çalışma tarzını şöyle anlattı: "Göçük oluşturup, bir odada bulunabilecek saat, halı, telefon gibi eşyaları yerleştirdik. Oyuncuyu içine bıraktık ve onu çıkarmayacağını söyledim, kapalı alan korkusu da var. 'Biz buradayız, korkma' dedim. Son duvarı da yıktık ve bir yarım saat kadar başlamadık. Sonra başladık çekmeye. Yarısında çıkmak istediğini söyledi, içeride artık duramadı çünkü. Bu performans ile istediğimi elde etmiştim. Ancak tekrar girmesini istedim, bitmiş olmasına rağmen. Tekrar girmenin daha büyük bir korkusu oldu. Ve sanırım bu durum, yaşadığını bize de aktarmasını sağladı." Düzgün bir sinemasal dili kullanmayı tercih etmediğini belirten genç yönetmen, "Seyirci duruma şahit olmuyor, durumun içinde oluyor. Amacım gerçekle yüzleştirip, film duygusunu ortadan kaldırmaktı" diyor. Filmin deprem gibi sonrasında yaşanan acıların gerçekliği üzerine kurduğunu ifade eden Er, filmi kurmacanın gerçeğe en yakın hali olarak niteliyor. Mehmet Bahadır Er, çekimlerini sürdürdüğü "Umut" adlı kısa filmini de tamamlamak üzere. İlk kez 35 mm filmle çeken Er, 12 Eylül darbesinde dışarıya çıkmaya hazırlanan bir tutukluyu anlatıyor.

www.evrensel.net