Hukuksuzluğa tepki

Emeğin Partisi (EMEP) Bolu İl Başkanı Sedat Bayram, AKP Hükümeti ile birlikte kendisini hukuk üstü gören güçlerin hızla çoğalmaya başladığını belirterek, bu durumun son örneğinin Bolu Çaygökpınar köylülerine yönelik jandarma saldırısında yaşandığını bildirdi.

Emeğin Partisi (EMEP) Bolu İl Başkanı Sedat Bayram, AKP Hükümeti ile birlikte kendisini hukuk üstü gören güçlerin hızla çoğalmaya başladığını belirterek, bu durumun son örneğinin Bolu Çaygökpınar köylülerine yönelik jandarma saldırısında yaşandığını bildirdi. Bayram, Günlük Evrensel gazetesini Beşkavaklar Mahallesi'nde halka ulaştırmak için görevlendirilen EMEP üyesi gençlere kimlik sorarak, araba içinde izinsiz kamera çekimi yapan güvenlik görevlilerinin de bir başka hukuksuzluğa imza attığını söyledi.

Köylülere çağrı Bolu halkını hukuk dışı uygulamalar karşısında tavır almaya davet eden Bayram; sağlıkları, toprakları, çocukları ve gelecekleri için birleşerek mücadele eden Çaygökpınar köylülerini de TÜM-KÖYSEN'de (Tüm Üretici Köylü Sendikası) örgütlenmeye çağırdı. EMEP Bolu İl Başkanı Sedat Bayram, parti olarak her zaman Çaygökpınar köylülerinin yanında olacaklarını duyurdu.

Köylüler kararlı Öte yandan jandarma saldırısı sonrasında gözaltına alınan 16 köylü serbest bırakılırken, köy halkı kum ocağına şantiye yaptırmamaktaki kararlılığını bir kez daha yineledi. Köy Muhtarı Mevlüt Gülderen, "Halkımız, gece yapsınlar, gündüz yıkarız diyor" açıklamasında bulundu. Bolu Belediyesi'nin şantiye kurmasının kendilerini perişan edeceğini söyleyen Muhtar Gülderen, "Bu yanlıştan dönülmesini istiyoruz. Şantiye konusunda bizi dinlemediler, bilgi de vermediler" dedi.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Geri dönüş bir haktır Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) "Türkiye'de Ülke İçinde Yerinden Edilme Sorunu, Tespitler ve Çözüm Önerileri" konulu projeyi tanıttı. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'nde 1984-1999 arasındaki çatışmalı dönemde binlerce köyün boşaltılması ve yüzbinlerce insanın yerinden edilmesiyle zorunlu göç sürecinin yaşandığına dikkat çekilen proje raporunda, sorunun çözümüne yönelik atılan kimi yasal adımların ve uygulamaların zorunlu göç sorununa kalıcı, sürdürülebilir, katılımcı ve demokratik bir çözüm getirmediğine vurgu yapıldı. 5 akademisyen tarafından oluşturulan Araştırma ve İzleme Grubu'nun hazırladığı rapor, vakfın Karaköy'deki binasında gerçekleştirilen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu. Toplantıda konuşan TESEV Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker, vakfın faaliyetlerine ve raporun önemine vurgu yaptı. Daha sonra söz alan Yrd. Doç. Dr. H. Deniz Yükseker, yerinden edilme sorunu ve bunun doğurduğu sosyal ve toplumsal sonuçlar ile yerinden edilmiş kişilere yönelik uygulamaları ele aldı.

Yurttaşlık hakkı Geri dönüşün sağlanması için devlet tarafından şimdiye kadar gerçekleştirilen projelerin kalıcı bir çözüm sunmadığını ve hâlâ geri dönüşler önünde ciddi engellerin bulunduğunu belirten Yükseker, öncelikle geriye dönme tanımının doğru tespit edilmesi gerektiğini söyledi. Yükseker; "Yaşam alanlarından istekleri dışında, aniden ve travmatik bir şekilde ayrılan ve yıllardır kent merkezinde yaşayan insanlar için, geri dönmek farklı manalar taşıyabiliyor. Geri dönmeyi kimileri, hayatının geri kalanını köyünde geçirmek; kimileri, yaz mevsimlerinde memleketinde tarlalarını ekip biçmek; bazıları ise cenazelerini ve düğünlerini köyünde yapabilmek olarak algılıyor. Dolayısıyla, 'köye dönme'nin bu farklı anlamları teslim edilerek öncelikle geri dönme hakkına sahip olmanının altı çizilmeli. Bu yurttaşlık hakkının tesisi sorunun çözümünde ilk aşama olmalı" diye konuştu.

Adalete inanç Terör ve Terörle Mücadelede Doğan Zararların Karşılanması'nı içeren 5233 sayılı yasa ve uygulamalarını ele alan Dilek Kurban ise, söz konusu yasanın çatışmalı ortamdan dolayı göç etmek zorunda kalan 'üçüncü şahısları' ve PKK veya devlet güçlerinin eylemleri arasında kurulan nedensellik bağından dolayı 1984 yılından itibaren meydana gelen zararları kapsaması gerektiğini söyledi. Yasadaki bir başka eksikliğinde manevi tazminatı öngörmemesinden kaynaklandığını belirten Dilek, "Yaşanan travmaların devlet nezdinde kabul edilmesi anlamına gelen manevi tazminat, mağdurların adalete olan inançlarının ve toplumsal barışın sağlanması için büyük önem taşıyor" dedi. Batman, Diyarbakır, Hakkari ve İstanbul'da saha çalışmaları yapılarak buradaki valilikler, belediyeler, kitle örgütleri, barolar ve zorunlu göç mağdurları ile görüşülerek oluşuturulan raporun İçişleri Bakanlığı ve AB İzleme Komitesi'ne sunulduğu öğrenildi.


ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
  • Raporda yaşam alanlarına dönüş ve bunun koşullarının sağlanmasına ilişkin şu öneriler yer aldı:
  • Yaşam alanlarına dönmenin bir hak olduğu kabul edilmeli ve bu haktan bütün yerinden edilenlerin yararlanması sağlanmalı.
  • Yaşam alanlarına geri dönüş, sadece köye dönüş olarak görülmemeli.
  • Köye dönüş projesi kapsamındaki yardımlar, bütün yerinden edilmişlere koşulsuz olarak verilmeli.
  • Geri dönüşün sağlanması için altyapı, tarım ve hayvancılık gibi alanlarda ekonomik politikalar geliştirilmeli ve hızlandırılmalı.
  • Huzur ve güvenilk içinde geri dönüşlerin sağlanması için çatışmaların sona erdirilmesi ile birlikte militanlar, korucular ve köylüler arasındaki husumetlerin giderilmesi için adımlar atılmalı.
  • Koruculak kaldırılmalı.
  • Devlet, geri dönüş konusunda kitle örgütleri ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmalı.


    NEDEN HEP AYNI: GÜVENLİK! Araştırma ve İzleme Grubu'nun dört ilde edindiği izlenimler şöyle: "Görüştüğümüz hane temsilcilerinin çoğunluğu, köylerinin güvenlik güçleri tarafından bir neden gösterilmeden ya da korucu olmayı kabul etmedikleri gerekçesiyle tamamen boşaltıldığını anlattılar. Bir kısmı ise, 'ekmek' istemek için zaman zaman köylerine gelen PKK üyeleri ile PKK'ya yardım etmeleri konusunda ısrar eden güvenlik güçleri arasında kaldıklarını söylediler. Bazıları, köyleri tamamen boşaltılmamış olmakla birlikte, çatışmalar arasında iki ateş arasında kaldıklarını bu esnada bazı evlerin yıkıldığını veya yandığını can güvenliği kaygısıyla bazı ailelerin köylerini terk ettiklerini belirtitler. Bazı kişiler, güvenlik güçlerinin ya da PKK'nın karşı tarafı destekledikleri gerekçesiyle kendi ailelerini hedefleyen eylemlerde bulunduklarını ve bu yüzden köylerinden kaçmak zorunda kaldıklarını ifade ettiler."


    TESEV İzleme Grubu şu isimlerden oluşuyor: Doç. Dr. A. Tamer Aker (Psikiyatr, Kocaeli Ünv.), Yrd. Doç. Dr. A. Betül Çelik (Siyaset bilimci, Sabancı Ünv.), Dilek Kurban (Hukuk doktoru, TESEV), Doç. Dr. Turgay Ünalan (Nüfusbilimci, Hacattepe Ünv.), Yrd. Doç. Dr. H. Deniz Yükseker (Sosyolog, Koç Ünv.)

    www.evrensel.net