Bingöl'de 'insan hakları' yasak!

İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) hazırladığı rapora göre, Bingöl'de gerçekleşen çeşitli etkinliklere 209 soruşturma açıldı.

İnsan Hakları Derneği'ne (İHD) yönelik saldırıların, "terör örgütünün savunuculuğunu yaptığı yönündeki ciddi kaygılar" ileri sürülerek, haklı gösterilmeye çalışıldığı Bingöl'de; İHD'nin gerçekleştirdiği etkinliklere 209 soruşturma açıldığı ortaya çıktı. İHD Bingöl Şubesi'nin hazırladığı rapora göre, Bingöl'e gelen İHD yöneticilerinin hemen hemen hepsine soruşturma açıldı. İHD Bingöl Şubesi, Savcılık ve mahkemelerden edinilen belgelerin yanı sıra şube arşivinde bulunan belgelerdeki bilgilere dayandırarak 5 yılı kapsayan bir rapor hazırladı. Türkiye veya bölgede birer "ilk" sayılabilecek uygulamaların yer aldığı raporda, adli, idari ve askeri bürokrasinin İHD'ye yönelik geliştirmek istediği önyargılara dikkat çekildi. İHD Bingöl Şubesi'nin kurulduğu 12 Nisan 2001 tarihinden 30 Haziran 2005 tarihine kadar yaşananları içeren rapora göre, 23 insan hakları savunucu 209 kez sanık ya da şüpheli olarak soruşturuldu veya yargılandı. İHD Genel Başkanı ve merkez yöneticileri ile Diyarbakır Şube Başkanı ve yöneticileri de Bingöl'de 2 soruşturmada sanık ve şüpheli olarak alındı. Açılan 2 soruşturma, yetkisizlik kararı ile Ankara ve İskenderun Cumhuriyet savcılıklarına gönderildi.

İHD'yi ziyaret etmek suç 2003 yılında dernekle dayanışma amacıyla şubeyi ziyaret eden dönemin İHD İstanbul Şube Başkanı Kiraz Biçici, şubenin 2. Olağan Genel Kurulu'na genel merkezi temsilen katılan ve o dönem Genel Sekreter olan Feray Salman, 16 Haziran 2003 tarihinde Barış Masası kurmak amacıyla Bingöl'e gelen kadın kuruluşlarının temsilcileri ile 125 kadın arasında yer alan ve dönemin İHD Genel Başkan Yardımcısı olan Eren Keskin, Bursa Şube Başkanı ve GYK üyesi Ayşe Batumlu, Diyarbakır Şube yöneticileri Aygül Demirtaş ve Piruzhan Doğrul da Bingöl'de açılan soruşturma ve davalarda sanık olarak yargılandı.

Soruşturma açılmayan şube yöneticisi yok Mevcut yönetim kurulunda yer alanlar dışında önceki yönetim kurullarında soruşturmaya tabi tutulmayan ve hakkında dava açılmayan yöneticinin bulunmadığının ifade edildiği raporda, soruşturmaların 86'sının sadece Şube Başkanı Rıdvan Kızgın hakkında açıldığı belirtildi. Açılan soruşturmaların yıllara göre dağılımına yer verilen raporda, İHD Bingöl Şubesi Yönetim Kurulu ve Şube Başkanı hakkında 2001 yılında 19, 2002 yılında 33, 2003 yılında 27 ve 2005 yılının ilk 6 ayında 6 soruşturma açıldığına yer verildi. Toplam 92 soruşturmadan 26'sı hakkında takipsizlik kararı verilirken, 51 soruşturma hakkında da dava açıldı. 15 soruşturma ise görevsizlik, yetkisizlik kararları ile görevli veya yetkili cumhuriyet savcılıklarına, kısmen de Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne görüş ya da izin almak için gönderildi.

20 dava sürüyor İHD şubesi yönetici ve çalışanları hakkında açılan davaların seyirlerine ilişkin bilgilere de yer verilen raporda, açılan toplam davaların 26'sının beraatle, 5'inin ise mahkumiyetle sonuçlandığı belirtildi. Rapora göre şube hakkında açılan 20 dava ise henüz sonuçlanmadı.




İHD: HUKUK ÖĞRENCİLERİNE TEZ KONUSU OLUR Bingöl'de yaşananları "hukuksuzluğun hukuku" olarak nitelendiren İHD Bingöl Şube Başkanı Rıdvan Kızgın, "Bu konuda tez hazırlamak isteyen hukuk öğrencilerine tüm belgelerimizi açmaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz" dedi. İHD Bingöl Şubesi olarak bugüne kadar muhatap oldukları yargı kıskacı, idari ve fiili baskı, yıldırma, engelleme ve tehditlere rağmen derneğin ilkesel duruşundan taviz vermediğini söyleyen Kızgın, "Bundan sonra da farklı şekillerde devam edeceğini düşündüğümüz her türlü yönelimlere karşı aynı duruşumuzu sürdüreceğimizin herkes tarafından bilinmesini istiyoruz" diye konuştu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Emekçiler AB'ye nasıl bakıyor -1-
   AB kurtuluş mu?Hazırlayanlar: E. Araz - M.Yılmaz - E.Bakın - A. Suat Aytimur




SUNU 17 Aralık'tan, 3 Ekim'e kadar gelinen noktada ve daha önceleri de Türkiye'nin AB üyeliği konusunda herkesin ortaklaştırılmak istendiği fikir "AB'ye girersek kurtuluruz" idi. Özellikle sermaye basınının yaygarası ve hükümet tarafından yapılan bu propagandayı nasıl değerlendirdiklerini Türkiye'nin farklı illerindeki emekçilerle konuştuk. Farklı işkollarından işçiler, çiftçiler ve gençler AB üyeliğine ilişkin görüşlerini gazetemizle paylaştılar.


Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin başlamasının ardından Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayan emekçilere, AB üyeliğine ilişkin görüşlerini sorduk. Sorularımızı yanıtlayan emekçilerin dikkat çektikleri ortak nokta AB üyeliğinin sorunları ortadan kaldıracak sihirli bir değnek olmadığı ve halkın; yeterince bilgilendirilmediği için AB'yi umut olarak gördüğü idi. Dosyamızın bugünkü bölümünde Bursalı ve Adanalı emekçilerin görüşlerine yer veriyoruz. Orven Kauçuk işçisi Ufuk Akın, AB'nin halk açısından bir kurutuluş adresi olmadığını düşünenlerden. AB'nin bir hayal olduğunu ve Türkiye'nin AB'ye girmesinin çok zor olduğunu aktaran Akın, kendi çıkarları için ABD ve AB ülkelerinin Türkiye'yi kullandığını ve hükümetlerin de buna alet olduğunu söylüyor. Çalıştığı işyerinde çalışma koşullarının çok kötü olduğunu belirten Akın, kimyasal maddelerin kullanıldığını ve maskesiz olarak hiçbir koruyucu önlem alınmadan çalıştıklarını dile getiriyor. "Ben neyse de evli barklı, çocukları olan insanlar var. Emekliliğine az bir zaman kalmış bir ağabeyimiz hastalandı, doktora gittiğinde ömrünü söylediler. 6 senelik ömrü kalmış. Geçim derdi yüzünden çalışmak zorunda herkes" şeklinde konuşan Akın, AB'ye girmekten ziyade ilk önce bu gibi düzensizliklerin çözülmesi gerektiğini ifade ediyor. Türkiye'nin ilk önce eğitim ve sağlık sorununun çözülmesi gerektiğini belirten otomotiv işçisi Hamza Taral da, iki önemli alan olan eğitim ve sağlık sisteminin durumunun çok kötü olduğuna dikkat çekiyor. AB'ye girince bu sorunların çözüleceğine inandığını dile getiren Taral, ancak yapılan müzakerelerde hükümetin nelerin altına imza attığını bilmediklerini ve bunların açıklanması gerektiğini ifade ediyor. "AB bize ne kazandıracak, neleri getirecek, neleri götürecek bunları tam olarak bilmemiz gerekiyor ki ona göre yorum yapalım. Özellikle medya tarafından bu abartılarak veriliyor ve insanlar tam bilgileri olmadıkları halde AB'ye girmenin kurtuluş olduğunu düşünüyor" diyen Taral, şu anda Türkiye'deki düzenin çok kötü olduğunu ve bu karamsarlık içinde AB'yi bir umut bir kurtuluş olarak gördüklerini dile getiriyor. Ancak işin iç yüzünü öğrendiklerinde bir kurtuluş olmadığını anlamaya başladıklarını belirten Taral, aslında her şeyin halkın bilgisi dışında yapıldığını ve bu nedenle de yanlış yönlendirildiklerini ifade ediyor. Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerine de değinen Taral, hükümetin, halkın ABD karşıtlığına kulak vererek ABD ile işbirliği yapmaması gerektiğini belirtiyor.

İŞÇİ HEP KAYBEDİYOR "İşçiler ne zaman kazanmış. İşçi hep kaybetmiş. On tane Avrupa Birliği de gelse bir şeye yaramaz. Ben emekliyim ama yine de çalışmak zorundayım" diyerek AB'nin bir kazanım getirip getirmeyeceğini söyleyen Kemal Uzun isimli işçi de, AB'nin Türkiye'ye zarar getireceğini belirtiyor. Uzun, "Sen de bizim moralimizi bozdun, ne güzel bunları düşünmüyorduk. Aklımıza getirdin yine. Moralimiz bozulmasın diye artık haberleri bile seyretmiyorum" diyerek Türkiye'nin ciddi bir yapılanmaya ihtiyacı olduğunu ve bunun AB ya da ABD ile gerçekleşmeyeceğini dile getiriyor. Hükümetin ve medyanın AB konusunda yalan söylediğini dile getiren Çağlar Nail ise, AB üyeliğinin tam bir düzmece olduğuna ve öncelikle Türkiye'deki sorunların çözümünü sağlamaları gerektiğine dikkat çekiyor. "Asgari ücret 350 milyon, ev kiraları da 350 milyon. Nasıl geçineceğiz.? Bizim sorunumuz AB'ye girip girmemek değil, insanca yaşayacak bir ülke şartlarının oluşturulması. Enflasyon düşüyor diyorlar. Para yok ki cepte. Olmayan parayı nereye harcayacaksın? Sokakta kredi kartı dağıtıyorlar. İnsanlar alıyor bunları, çünkü paraları yok" diyen Nail, AB ülkelerinin de Türkiye'deki sorunları çözme dertlerinin olduğuna inanmadıklarını dile getiriyor. Ülke içinde huzur olmadığını ifade eden Atilla Tekiner ise, gençlerin işsizlik sorunuyla boğuştuğunu belirtiyor. "İş bulamıyorlar. Rahat değiller. İnsanların geneli bu şekilde. Huzursuz ve rahatsız. Bu nedenle AB'yi ya da başkaca bir şeyi umut olarak görüyorlar. Girersek kurtuluruz düşüncesi kafalarında oluşmuş. Çünkü öyle propaganda edilmiş. Onlar da öyle düşünüyorlar" diyen Tekiner, yabancı işletmenin Türkiye'de fabrika açtığına ve bunların çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye'yi kendi karar mekanizmalarına alacaklarını sanmadıklarını dile getiren Tekiner, AB'nin ve ABD'nin, Türkiye'nin bu şekilde bir piyon olarak kalmasını ve istediklerini yapacakları bir ülke olarak kalmalarını istediklerini ifade ediyor. Tekiner, "Türkiye'ye al sana kredi diyorlar. Bunu tarımda, sanayide kullanmayacaksın şurada kullanacaksın diyorlar. Türkiye bu şekilde borç batağına çekiliyor ve eline para dahi geçmeden borç faizleri ödeniyor. Türkiye'yi istedikleri gibi kullanıyorlar ve hükümet de buna yatkın" şeklinde konuşuyor.




Çiftçiler geleceğinden endişeli AB müzakerelerinin başlaması Adanalılarda da umut yaratmadı. İşsizliğin çok yoğun yaşandığı Adana'da halk, "AB'nin işsizlik sorununu çözemeyeceğini ve Türkiye AB'ye girse bile bunu kendilerinin görmelerinin çok zor olduğunu" belirtiyorlar. Adanalı emekçiler, işsizlik ve demokrasi sorunlarının çözümünün AB olmadığını, Türkiye'nin kendi kaynaklarına yönelmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

'AB ÇİFTÇİYİ YOK EDECEK' Çiftçilik yapan Özgür Peşli, AB ile ilgili beklentisinin olmadığını söyleyerek, "Türkiye AB'ye kırk yıldır giremedi, gireceği de yok. Artık Türkiye kendi kaynaklarına yönelmeli" diyor. AKP'nin tarım politikalarını da eleştiren Peşli, "Ben çiftçi olarak gidişattan memnun değilim. Gübre 410 bin liraya satılıyor ve buğday 300 bin liraya gidiyor, peki biz nasıl yaşayacağız" dedi. AB'nin küçük üreticiyi bitireceğini söyleyen Peşli, "AB'ye girmemizle birlikte dışardan daha çok mal gelir. Bizim küçük üreticimizin AB çiftçileriyle rekabet edecek bir gücü yok. Zaten devlette küçük üreticiyi bitirip üretim işini büyük çiftliklere bırakmak istiyor" şeklinde konuşuyor. AB'ye girişte belki Avrupa ülkelerine gidip çalışma koşullarının olacağını söyleyen Peşli, "Ama yine de yoksulluk devam edecektir" diye konuşuyor. SSK'dan emekli olduğunu ve bununla geçinemediği için ayakkabı boyamak zorunda kaldığını söyleyen Asım Keskin ise AB'nin gençler için iyi olacağını ileri sürdü. İşsizliğin çok ilerlediğini söyleyen Keskin "AB ile benim bir umudum yok. Çünkü benim beklentim kalmadı. Umarım gençler için iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü üniversite mezunu gençler burada incik boncuk satıyor. Onlar belki iş bulurlar.ama oda zor" diyor. Ülkenin tek çözümünün AB olmadığını söyleyen Keskin, "Başımızdakiler artık yönetimleri gençlere devretmelidir. Düşünün yaşlı biri mi kıvrak düşünür yoksa gençler mi?" şeklinde bir çözüm önerisinde bulunuyor.

HAYATIMIZDA BİR DEĞİŞİKLİK OLMAYACAK Üniversitedeki bölümünü seçerken AB'nin tarımı geliştireceğine güvenerek ziraat mühendisliği bölümünü yazdığını söyleyen Nevzat Topçu da, "AB'ye girişle birlikte tarımın gelişeceğini tahmin ediyorum, bir nebze halkın durumu düzelecektir. Türkiye için olumsuz yan ise, Türkiye egemenliğini kaybedecektir. Böyle büyük bir borçla Türkiye'yi kendi özkaynaklarından başka birşey kurtaramaz. Eğer bir gün sorunlar çözülecek ve ülkemiz gelişecekse bunu ancak halkımız yapacaktır" diyor. İşsizlik yüzünden Hozat'tan Adana'ya göç ettiğini belirten Çayan Avcı da AB'nin kesinlikle bir çözüm olmadığını ve AB'ye karşı olduğunu aktarıyor. Avcı, "Hayatımda bir değişiklik olmayacak aksine daha fazla sürüneceğiz. Bence girmemeliyiz biz kendi ülkemizde yabancıları istemiyoruz. Bizim kendine yetebilecek ülke olduğumuz bilinmelidir" şeklinde konuşuyor. AB üzerine konuyla alakalı alakasız birçok kişinin televizyonlarda konuştuğunu hatırlatan Avcı, "Bence AB konusunda en yetkili ve ilk önce sorulması gereken kurum halk olmalıdır" diye konuşuyor.




'AB ülkelerinde de işçiler memnun değil' Coats Türkiye fabrikasında çalışan işçilerle yaptığımız sohbette de işçiler AB üyeliğinin abartıldığını ve müzakere sürecinde yaşananların gerçek olmadığını belirtiyorlar. İşçilere hiçbir şey getirmeyeceğini, aksine birçok haklarını götüreceğini dile getiren işçiler, işçilerin birçok hakkını ortadan kaldıran iş yasasının çıkmasını isteyenin AB olduğunu ifade ediyorlar. Bir işçi şu sözlerle tarif ediyor, "AB ayak. Ben daha önce çalıştığım fabrikayla İtalya'ya makine sökmeye gitmiştim. Oradaki işçiler de memnun değiller. Başkaca ülkelerde de tanıdıklarımız, akrabalarımız var, onlar da aynı. Peki, kimse yaşamından memnun değilken neden AB'ye girmek için uğraşıyoruz. Bize ne fayda sağlayacak. Bence hiçbir faydası olmayacak. Hem zaten biz üye olana kadar AB denen bir şey kalmayacak. Kendi aralarında anlaşamıyorlar. Biz girene kadar ne olacak belli değil. Türkiye sonu belli olmayan bir şeye giriyor. Otomotiv sektörünün önemli kuruluşlarından biri olan Oyak Renault fabrikasındaki işçilerle yaptığımız sohbette de işçiler hükümetin ve medyanın her şeyi şişirdiğini belirterek bir futbol maçı ya da herhangi bir şey olduğunda bunu öylesine abarttıklarını ve başka bir havaya soktuklarını dile getirdiler. Türkiye'nin oyalandığını ve AB'ye alınmayacağını belirten işçiler, Türkiye'nin her yönden zengin bir ülke olduğunu ve AB'nin bu zenginliği kendi çıkarlarına göre kullanmak istediğini söylediler. İmzalanan müzakere çerçeve belgesinin de tek taraflı olduğunu ifade eden işçiler, yapılan anlaşmanın buna hizmet ettiğini dile getiriyorlar. Ayrıca hükümetin ABD ile içli dışlı olmasından da rahatsız olduklarını dile getiren işçiler, ABD'nin, Türkiye'yi maşa olarak kullandığına ve hükümetin bu kadar küçülmemesi gerektiğine dikkat çekiyorlar.

www.evrensel.net