Tarım da, tarımsal sanayi de çöker

CHP Milletvekili Prof. Dr. Gürol Ergin, Çerçeve Belgede ve bundan önceki AB komisyonu raporlarında yer alan ifadelerle AB'nin Türkiye tarımının uyumu için gereken desteği vermeyeceğinin ortaya çıktığını belirterek, bu şartlarda olası bir üyelikte Türkiye tarımının çökeceğini ve AB ürünlerinin Türkiye pazarında cirit atacağının altını çizdi.

Türkiye tarımı belki de en zor dönemecine girdi. Avrupa Birliği (AB) ile müzakereler başlarken, Türkiyeli üretici olası bir üyelikte kendisiyle kıyaslanamayacak avantajlara sahip AB üreticisi ile rekabete zorlanacağı gibi müzakere sürecinde birçok dayatmalarla karşılacak. AB'nin Türkiye ile ilişkilerinde kendi var olma ilkelerini hiçe saydığını belirten Prof. Dr. Gürol Ergin, hem AB Komisyonu'nun son raporunun hem de çerçeve belgesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Türkiye'nin uyumu için yardım yapılmayacağını ama AB üreticisinin ürettiği ürünlerin Türk pazarlarını dolduracağını dile getiren Ergin, Türkiye tarımının ve tarıma dayalı sanayisinin biteceğini söyledi. Ergin'e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle: Türkiye tarımının şu an içinde bulunduğu durum ile Ortak Tarım Politikası'na (OTP) uyumu mümkün mü? OTP 1960'lı yıllarda başladı ve bugüne kadar geldi. Gelirken üç evreden geçti. İlk evre 1985 yılına kadar olan evre. Bu döneme kadar yapılan tamamen kendine yeterliliği sağlamak idi. Kendi içlerinde ürettikleri tarım politikaları ile üretimlerini artırmaya yöneldiler. Her alanda yeter hale geldikleri gibi tarım ürünleri için o kadar ciddi kaynaklarla tarımı desteklediler ki çok ciddi üretim artışı oldu. 80'li yıllarda bu üretimi nasıl azaltırızı düşünmeye başladılar. 1992'de yeni bir programı uygulamaya soktular. Bu program sayesinde üretim azaltıldı ve üretimi azaltan üreticinin zararı telafi edildi. Ancak artık Gündem 2000 ile çevreye, kırsal kalkınmaya ve kaliteye önem verdiler. Şimdi önemli olan şu "AB, şu şu destekleri kullanıyor" deniliyor. Örnek gösteriliyor. Bizim bugünkü tarımımız 1960'lardan başlayıp 1985'lere kadar olan dönemi kapsıyor. Yani biz onların 85'te ulaştığı hedef için bir şeyler yapmalıyız. Bunun için de o dönemde kullanılan destekleri kullanmak gerekir. Peki çerçeve belgede tarım için konulan şartlar neler? Bakıldığında 6 Ekim 2004 tarihli AB Komisyonu Raporu ve sonra bunu esas alan Müzakere Çerçeve Raporu kabul edilemez ifadeler içeriyor. Çerçeve belgeye bakıldığında üç konu doğrudan tarımla ilişkili. Bunlar tarım ve kırsal kalkınma, gıda güvenliği, hayvan bitki sağlığı politikası bir de balıkçılık. Çok doğrudan ilişkili olmamakla beraber, malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı, sosyal politika ve istihdam, çevre, tüketici politikaları, gümrük birliği gibi konuları da tarımı direk olarak ilgilendirmekte. 'Türkiye insanının AB ülkelerinde dolaşımına kısıtlama getirebiliriz' deniyor. Yani 25 ülkenin insanı serbest dolaşırken, bizim insanlarımız serbest dolaşamayacak. Bunu tarımla ilişkilendirirsek, 'tarım nüfusunuzu düşürün diyorlar' bir an için düşünün ki kırsal nüfusumuzu boşalttık, nereye gidecek bu insanlar. Ya yurt içindeki büyük kentlere ya da Türkiye'nin AB'ye girmesi durumunda AB ülkelerine gidecekler. Yani AB baştan buna kapısını kapatıyor. Bu tam bir kaos demek. Başka bir şey ise "Dicle ve Fırat nehirlerinde de su rejimi uluslararası bir yönetim tarafından belirlensin" deniyor, bu Türkiye'nin hükümranlık haklarına çok ciddi saldırıdır. Bu dayatmalar kabul edilemez. Uyumu en zor alanlardan biri olan tarımda Türkiye tek başına başının çaresine bakacak… Çerçeve belgede geçen ifade 'size açıkça tarım için bu süreçte kaynak vermeyeceğiz' demek. Hükümetin bunu bilip, buna göre hareket etmesi gerekiyor. Tarıma şu anda ayrılan destek 2.4 milyar dolar. Bu kaynak 4 katına çıkarılmalı ki AB'nin bize kaynak vermemesi durumunda Türkiye tarımı AB sürecinden en az zararla çıksın. AB bize kaynak vermeyecek, verse bile devede kulak kalacak. Birliğe üye bir ülkenin ürettiği ürün ile ülke içinde üretilen ürün aynı pazarda satılıyor. Bunlar ne demek, Türkiye'nin uyumu için yardım yapılmayacak ama AB üreticisinin ürettiği ürünler Türk pazarlarını dolduracak. Türkiye tarımı ve tarıma dayalı sanayi baştan aşağı çökecektir. Yüksek maliyetle üretilen bir ürün düşük maliyetle üretilen bir ürün ile nasıl rekabet eder? Tüm bunlar ele alındığında Türkiye'nin AB'ye girmesinin anlamı kalıyor mu? AB'ye girmezsek hiçbir şey olmaz. Bir ülkenin gelişmiş bir yapıya kavuşması için AB'ye ihtiyacı yok. Bir tek koşulda ihtiyaç olur, sizin o yapıya kavuşmanız için maddi yardımda bulunulması durumunda. Kendi yağımızla kavrulup o yapıya kavuşacaksak, AB'ye girsek ne olur girmesek ne olur. Böyle düşünerek AB'nin istediği haksız ödünleri peşinen reddetmeliyiz.


DURUMUMUZ NE?

Kırmızı et Türkiye'de üretici karkas etini 6-7 milyon liradan çıkarıyor, AB ülkelerinde bu rakam 3 milyon lira. Yani pazarda AB üreticisinin maliyeti düşük ürünleri daha ucuza satılacak Türkiye'de üreticinin bununla rekabet etme şansı yok. Bu buğday için de, süt için de böyle.

Buğday Bizde bir yıl nadasa bırakılıp bir yıl ekim yapılıyor. Bu durumda yılda ortalama dönüme 100 kilogram ürün alınıyor. AB ülkelerinde bu dönüme 700-800 kilogram verim alınıyor. Türkiye üreticisinin rekabet etmesi mümkün deği. Bir Alman sucuğu gelmiş 5 milyon lira, kalitesinden eminsiniz, Türkiye'de üretilen sucuk ise 15 milyon lira. Doğal tüketicinin hangisini tercih edeceği ortada.

Sulanan arazi miktarı Türkiye'de 4 milyon hektar su gitmemiş alan var. AB'de su gitmemiş bir metrekare alan yoktur. Büyük bir hızla topraklarımıza su gitmeli. Gerek devletin gerek insanların sulamaya açtığı alan her yıl 100 bin hektar. En az 400 bin hektara çıkmalı ki 10 yılda sulanmayan tarım alanı kalmasın.

İşletme büyüklüğü Bizde 60 dönüm, AB'de ortalama 180 dönüm işletme büyüklüğü var. Oradaki üretici ya kooperatif ya da bir üretici birliğinin üyesi. Bizde ise bu oran çok düşük. Üretim amaçları tamamen farklı.


NELER YAPILMALI?
  • Tarım serbest piyasaya bırakılmamalı;
  • Üretim planlaması yapılmalı;
  • Prim sistemi yerine fark ödemesi getirilmeli;
  • Üreticinin kullandığı mazottan özel tüketim vergisi alınmamalı;
  • Üreticinin kullandığı elektrik sanayi de kullanılan elektrik fiyatına indirilmeli, elektrikteki KDV yüzde 1'e düşürülmeli, üreticilerin elektrik borçları yeniden yapılanmalı;
  • Zirai mücadele ilaçları için sübvansiyon verilmeli;
  • Şeker ve tütün yasaları kesinlikle değiştirilmeli. Şeker pancarı ve tütün üretimi artırılmalı;
  • Yağlık bitkilerde, pamukta dışarıya bağımlı olmaktan kurtarılmalı;
  • Hububatta verim artırılmalı;
  • Orta ve Doğu Karadeniz de fındık üretimi artırılmalı ve destek verilmeli;
  • Kırmızı et üretiminin artırılması için özel çaba sarf edilmeli;
  • Küçük üreticiler Kooperatif altında birleştirilmeli;
  • Tarımsal kooperatiflere vergi muafiyeti getirilmeli;
  • Süt fiyatlarında devlet kesinlikle müdaheleci olmalı;
  • Ziraat Bankası özelleştirilmemeli, üreticiye ve tarım sanayine kredi veren kurum haline getirilmeli;
  • Tarım kredi kooperatifleri, üreticinin her türlü girdi ihtiyacını karşılayacak bir yapıya kavuşmalı;
  • Mayınlı araziler, Hazine ve tarım işletlemelerinin arazileri, yörenin toprağı az üreticilerine verilmeli;
  • Tarım Sigorta Yasası değiştirilerek, fakir üreticinin primi devlet tarafından ödenmeli;




    MÜZAKERE SÜRECİ 5 ARALIK'TA BAŞLIYOR Tarımda Avrupa Birliği ile müzakere süreci 5 Aralık'ta Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığı altında başlayacak. Tarım Bakanlığı'nın AB Müzakere Yürütme Kurulu Başkanı Nebi Çelik, müzakerelerin 35 ana başlıkla yapılacağını, bunun 3 tanesinin (Tarım ve Kırsal Kalkınma, Veterinerlik, Bitki Sağlığı ve Gıda Güvenliği, Su Ürünleri) doğrudan Tarım Bakanlığı sorumluluğunda bulunduğunu söyledi. AB ile müzakere öncesinde yapılacak taramanın "tanıtıcı tarama ve ayrıntılı tarama" olmak üzere iki şekilde olduğunu anlatan Çelik, "Tanıtıcı taramada karşı taraf kendi mevzuatlarını ve bizden ne istediklerini anlatıyorlar. Biz de şu anda ne durumda olduğumuzu genel olarak anlatıyoruz. Ayrıntılı taramada ise birebir mevzuat karşılaştırması yapacağız. AB mevzuatına karşılık gelen Türk mevzuatı var mı? Madde bazında bütün bunlar tek tek incelenecek" dedi. Bu çerçevede 5 Aralık tarihinde Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığında tanıtıcı tarama yapılacağını belirten Çelik, diğer 2 başlığın taramasının ise 2006 yılı içerisinde yapılacağını kaydetti. Çelik, AB'den gelecek 1-1.5 milyar Avro'nun tarım sektörünün yeniden yapılandırılmasında yeterli olmayacağını, ulusal bütçeden de kaynak ayırmak gerektiğini belirterek, "Bizim Tarım Strateji Belgesi'ne 2006 yılında kendi bütçemizden 250-300 milyon YTL kaynağı kırsal kalkınmada kullanacağız" diye konuştu. Ortak Piyasa Düzenine Uyum alt başlığının da kendi içinde 21 alt başlığı bulunuyor. Hububat, pamuk, tütün, şeker, süt, et... gibi her bir ürünle ilgili AB'nin ayrı direktifleri bulunuyor. AB ile müzakerelerde görüşülecek 35 başlıktan tarımı ilgilendiren bir diğer başlık ise "Gıda, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı". Çelik, yaş meyve-sebze ile fındık, incir, kuru üzüm, kayısı gibi geleneksel ürünlerde Türkiye'nin rekabet üstünlüğü bulunduğunu, hayvancılık, et, süt, hububat sektörlerin ise dezavantajlı sektörler olduğunu söyledi. AB ile müzakerelerinin en zor alanlarından bir tanesi de kota konusu. Her ürün ayrı bir müzakere konusu olacak. AB her ülkenin üretim kotası için geçmiş referans yıllar belirliyor. Bu belirlendikten sonra üretimin az ve çok olduğu yılların ortalamasını alarak kotaları belirliyor.

    www.evrensel.net