Troya Kralı Priyamos

Troya savaşının anlatıldığı İlyada Destanı'nda Priyamos çok yaşlıdır. Haliyle savaşa katılamaz. Zaten kendisi de savaşçı bir kral değildi. Krallığı sırasında komşu ülkelerle savaşmak gibi bir düşünce geçmedi kafasından hiç…

Troya savaşının anlatıldığı İlyada Destanı'nda Priyamos çok yaşlıdır. Haliyle savaşa katılamaz. Zaten kendisi de savaşçı bir kral değildi. Krallığı sırasında komşu ülkelerle savaşmak gibi bir düşünce geçmedi kafasından hiç… İki kez evlendi ve elli kadar çocuğu oldu!… Ne var ki hemen hemen bütün çocuklarını on yıl süren bu savaş sırasında yitirdi. İşgalci ve yağmacı Yunanistanlı Kral Agamemnon'un ordularına karşı Troya halkının giriştiği o uzun yıllar süren direniş savaşını barış yoluyla sonuçlandırmak için de sayısız girişimlerde bulundu… Aslında Kral Priyamos'un güzel ve soylu kızı bilici Kasandra; kardeşi Pâris'in güzel Helena'yı Troya sarayına gelin getirdiğinde olacakları görmüş; bu kadının Troya'ya felaketler yağdıracağını söylemişti. Ne var ki bu bilici Kasandra, kendisine aşık olan Tanrı Apollon'un şerrine uğramışlardan biriydi. Bir zamanlar Tanrı Apollon, ona bilicilik yetisi bağışlamış ve bunun bedeli olarak ondan aşkına karşılık vermesini istemişti. Apollon güzel prensesten umduğunu alamayınca onun ağzına tükürmüştü. İşte bu yüzden Kasandra, ne kadar doğruları söylese de sözlerinin artık başkalarınca önemsenmemesi gibi çok ağır bir yazgının kurbanıydı!.. Gene bu yüzden onun güzel Helena konusunda söyledikleri de hiç önemsenmedi! Kral Priyamos; gelini Helena'yı çok seviyor, kesinlikle onu bu savaşın gerçek nedeni ve sorumlusu olarak algılamıyordu. O da Helena'nın örtülü bir bahane olduğunun bilincindeydi. Çünkü bu yiğit gelin yalnızca oğlunu sevdiği için tacını tahtını bırakıp buralara gelmişti. Ne var ki Helena da bunu bilmesine karşın, kendini sürekli suçlu saymaktan kurtulamıyordu! Bir gün kral Priyamos, gene surların üstünde ihtiyarlarla savaşı uzaktan izleyip değerlendirdiği sırada, gelini Helena'nın yanlarına doğru geldiğini gördü…Helena çok üzgündü. Priyamos gelinine şöyle seslendi: "Buraya, yanıma gel kızım, otur şöyle, / Gör bak işte eski kocan, hısım akraban, dostların. / Bence suçlu sen değilsin, tanrılar asıl, / Onlar yığdı başıma bu kan ağlatan savaşı…" Buncasına sevecen ve olgun Priyamos'a gelini Helena, hep aynı suçluluk duygusuyla; "Oğlunla buraya gelmeseydim keşke, / Kara ölüme razı olsaydım!... / Böyle olmadı ne yapalım ki, /Bak eriyip gidiyorum gözyaşı döke döke..." diye yanıtladı. Priyamos'un oğullarından ve Ahilleus'un kılıcıyla ölen yiğit Hektor; gelecek binyıllar süresince mazlum halkların bütün emperyalist işgalcilere karşı verdiği ve vereceği bütün direniş savaşlarının ölümsüz simgesine dönüşüp destanlaştı. Zaten Priyamos da bu oğlunun eğitimine çok önem vermiş, ama onu tam bir savaşçı olarak eğitip büyütmemişti. Onun olgunlaşıp halkının mutluluğu için, evrenin temel yasası olan üretim ve paylaşımda eşitlik gözeten geniş görüşlü bir yönetici olarak yetişmesine öncelik vermişti. Troya halkının sevgilisi olan yiğit Hektor, babası Priyamos'un yaşlılığı yüzünden katılamadığı direniş savaşının öncüsü oldu. Onlarca çocuğunu bu uğursuz savaşta yitiren Priyamos; Akhaların komutanı Ahilleus'la oğlu Hektor yüz yüze geldiğinde, oğlunun kesinlikle öleceğini sezdi. Bu yüzden onun savaş alanından çekilmesi için uzun uzun, uzaktan uzağa yalvardı. Ama Hektor olduğu yerde mıhlanıp kalmış gibiydi. Priyamos'un oğlu o anda, barışçı ve bölüşümcü Troya halkının dileklerini geçiriyordu içinden hep: "Kargımı duvara dayayıp / Dosdoğru çıksam mı kusursuz Ahilleus'un önüne? / Söz versem, desem ki geri vereceğiz / Helena'yı da tekmil mallarını da, ( …) / Bir de desem mi paylaşalım hepsini, / Bu şehirde nemiz var nemiz yoksa, / Ant içireceğim, desem, Troyalı ihtiyarlara, / Desem saklamayacaklar şehirde hiçbir şeyi, / İkiye bölecekler, desem, bütün malı mülkü…" Ama bir süre sonra Hektor'la Ahilleus; teke tek, amansız bir dövüşe tutuştular: Gerek Priyamos gerekse bu savaşı yakından izlemek için Kazdağı'na konuşlanan bütün tanrılar, bu dövüşü nefeslerini tutarak izlemeye başladılar. Hektor yiğitçe dövüşürken Ahilleus'un kargısıyla vurulup düştü. O anda bütün Troya halkı ve Anadolulu tanrılar, uzun uzun çığlıklar attılar. Ahilleus, Hektor'un ölüsünü arabasının arkasına bağlayıp surların çevresinde, son hızla tam yedi kez dolandırdı!... Böylesi bir gaddarlığa isyan kesilen Anadolulu tanrılardan Afrodit, savaş alanına inip Hektor'un kanlar içindeki bedenine yumuşatıcı merhemler sürdü…Ahilleus, Hektor'un ölüsünü alıp kendi çadırına götürdü… Sonunda yaşlı ve acılı Priyamos, bir Tanrı'nın klavuzluğunda gizlice Yunanistanlı komutan Ahilleus'un çadırına girdi: Baştan ayağa kin ve öfke kesilmiş Ahilleus bile yaşlı kral Priyamos'un bu yürekliliğine çok şaşırdı. Yaşlı ve sevecen kral doğrudan konuya girdi: "Tanrısal Ahilleus, getir aklına babanı, / Şimdi olmalı o da benim yaşımda. / Belayı savacak kimsesi yoktur yanında. / Ama duyar hiç olmazsa yaşadığını senin, / Gün boyunca sevinir gönlünde, / Oğlum dönecek Troya'dan, göreceğim onu diye." Ondan oğlu Hektor'un ölüsünü istedi. Buncasına içten sözler karşısında, o kaya gibi katı Ahilleus aniden çözüldü; o da ağlamaya başladı. Priyamos'u kendi babasıymış gibi okşayıp avutmaya çalıştı. Çadırında bütün gece konuk etti onu. Sabahleyin de gidip öldürdüğü Hektor'u kendi elleriyle yıkadı; sarıp sarmaladı ve babası Priyamos'a teslim etti. Hektor'un cenaze törenleri için on gün karşılıklı ateşkes uygulama konusunda anlaşmaya vardılar. Bir süre sonra Ahilleus da bu uğursuz savaşta öldü. Sonunda Troya, karnı asker dolu tahtadan bir at hilesiyle bir gecede alevler içinde düştü! İşgalci ve talancı kral Agamemnon, devşirttiği hazinelerle ve köle olacak güzel kadınlarla tıkabasa doldurdu gemilerini. Bu arada işgalci askerlerden biri, yaşlı kral Priyamos'u, saçlarından çeke çeke kılıcıyla öldürdü...

www.evrensel.net