Fotoğraf: AA

Üretici artık karnını doyuramıyor

AKP Hükümeti üreticiyi en çok destekleyen iktidar olduğunu savunuyor. Ancak AKP iktidarının 2.5 yılı geride kalırkan üretici, tarihinin en zor dönemini yaşıyor.

Tarımımız dolayısıyla üreticimiz Cumhuriyet tarihinin en zor dönemlerini yaşamaktadır. Anadolu'yu şöyle bir dolaşırsak durumun ne kadar kötü olduğunu hep beraber görürüz. Ülkemizin ürün çeşitliliğinin ne kadar zengin olduğunu biliyoruz. Her ürün bölgesinin sorunu farklı gibi görünse de aslında temelinde yatan şey aynı. Örneğin Malatya-Elazığ bölgesinde kayısı üreticileri feryat ediyor. Kurutulmuş kayısının kilo fiyatı 600-750 YTL, elma bölgesi üreticisi; o da feryat ediyor elmanın kilosu 230-250YTL, mısır üreticisi perişan kilo fiyatı 230 YTL, yerfıstığı 600-700 YTL, örnekleri çoğaltabiliriz ama en önemlisi fiyatlar bu şekilde düşük olmasına rağmen doğru dürüst alıcı yok. Kısacası üretici perişan. Bu şartlar altında üretim yapmaya devam eden Anadolu çiftçisi aslında madalya hak ediyor. Her şeye rağmen üretmekten vazgeçmeyen üreticilerimizi kutluyorum.

Bağımlı politikalar Bu durumun temelinde yatan şeyin bağımsız politikalar uygulanmaması olduğunu söyleyebiliriz. Bize dayatılan politikaları kayıtsız şartsız uyguluyoruz. IMF ve Dünya Bankası güdümlü tarım politikalarının ülkemizi ne hale soktuğunu görüyoruz. Özelikle 2.5 yıllık AKP iktidarında tarım, dışa bağımlı konuma gelmiş, tarım alanı işgallerine yasayla af sağlanmış, ürün fiyatları geriletilmiş, girdi fiyatları sürekli zamlanmış ve üretici karnını doyuramaz hale gelmiştir. Yazık oluyor bu ülkeye, yazık oluyor! Son günlerde, gerek hükümet yetkilileri ve gerek Tarım Bakanlığı tarafından "Tarım sektörüne 4.5 katrilyon TL destek verildiği", AKP Hükümeti'nin çiftçinin daima yanında olduğu yolunda açıklamalar yapılmaktadır. Bu beyanların tümü, kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Açıklananlara taban tabana zıt olan gerçekleri, Ziraat Mühendisleri Odası, kamuoyuna duyurmayı görev sayar. AKP Hükümeti, 2005 yılında, çiftçiye, aşağıda belirtilen destekleri verdiğini ilan etmektedir;
DesteklerTLDoğrudan gelir1.672Prim650Hayvancılık497Çay114Tarım sigortası20Kırsal kalkınma14Kredi-Faiz33Tohum-fidan40Sulama-enerji22AR-GE2Alternatif ürün8Hububat570Mazot410Gübre273Toplam4.325 katrilyon



Gerçekler Öncelikle şu saptamayı yapmak gerekmektedir ki, 2005 yılı bütçesinde AKP Hükümeti'nin tarıma aktardığı toplam kaynak 3.4 katrilyon olup, bu GSMH'nın 0.08'i tutarındadır. AKP Hükümeti'nin 2.5 yılını doldurduğu dönemde, üretici, Cumhuriyet tarihinin en zor dönemini yaşamaktadır. Tüm tarımsal girdiler (mazot-gübre-ilaç-tohum vb.) her yıl yüzde 35-40 dolayında tamlanırken, ürün fiyatları daha önce örneğine rastlanmamış biçimde, bir önceki yıla göre daha düşük düzeylerde saptanmaktadır ve ilan edilmektedir. Bu çerçevede olmak üzere;
  • 2004 yılında 370 bin TL/kg olarak ilan edilen buğday fiyatları, 2005 yılında 350 bin TL olarak saptanmaktadır; Kg başına 30 bin TL ödeneceği söylenilen prim toplamı olan 570 trilyon TL, destek paketine dahil edilmektedir (!) Başka bir deyişle AKP Hükümeti, geçen yıldan düşük belirlediği buğday fiyatının bir bölümünü, "destek" şekline dönüştürdüğünü ilan ederek kamuoyunu yanıltmaktadır.
  • 2005 yılında 332 bin TL/kg olan mısır fiyatı, 2005 yılında 260 bin TL/ kg olarak ilan edilmiş ve adeta üretici ile alay edilmiştir.
  • Hükümet, çeşitli ürünlere göre değişmek üzere, dekar başına 1 milyon ila 3 milyon TL gübre desteği vereceğini ilan etmiştir. Oysa çiftçinin ödediği gübre fiyatları çok daha fazladır. Örneğin, mısır ürününde dekar başına gübre gideri 45 milyon TL iken, bu tutarın 1/15'i düzeyinde, 3 milyon TL sözde destek vaat edilmektedir.
  • Türkiye'de tüketilen mazot'un, yüzde 30'una yakını çiftçi tarafından tüketilmektedir. Mazot fiyatı, 2 milyon TL/lt'nin üzerine çıkmıştır. AKP Hükümeti, lt başına 300 bin TL destek vaat etmektedir. Bu destek ödendiğinde dahi, mazotun çiftçiye litre maliyeti 1.7 milyon TL düzeyinde gerçekleşmektedir. AB ülkelerinde 55 cent düzeyinde, ABD'de 40 cent düzeyinde olan 1 lt mazota, Türk çiftçisi 1-2 dolar öderken, bu durumu kamuoyuna "biz çiftçinin mazotunu destekliyoruz" şeklinde açıklamak, gerçeklerle örtüşmemektedir.
  • 2005 yılında Doğrudan Gelir Desteği olarak ilan edilen 16 milyon TL'nin 10 milyon TL'si ödenmiş, geriye kalan 6 milyon TL bir sonraki yıla kalmıştır.
  • 2004 yılı Nisan ayındaki don ve dolu felaketinde, meyve ve fındıkta üreticinin uğradığı kayıp 2 katrilyon TL düzeyinde iken, yalnızca 20 trilyon liralık bir ödeme yapılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, IMF tarafından bütçe içine dahil ettirilmeyen hububat primi (570 trilyon TL) mazot desteği (410 trilyon TL), gübre desteği (273 trilyon TL) ve DGD'nin 6 milyon TL'lik kısmı olan 1.250 katrilyon TL'nin üzerinde olan kısım, üreticiye ödenmiş değildir. IMF ve Dünya Bankası güdümlü tarım politikalarının ülkeyi getirdiği yer ortadadır. 2003 yılından bu yana tarım sektöründe dışa bağımlı konuma gelmiş, tarım alanı işgallerine yasayla af sağlanmış, ürün fiyatları geriletilmiş, girdi fiyatları sürekli zamlanmış ve üretici karnını doyuramaz hale gelmiştir!... Üretici, sürecin farkındadır. Daha evvel olduğu gibi bundan sonra da, Ziraat Mühendisleri Odası, gerçekleri kamuoyuna aktarmaya devam edecektir.

    *Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı




    BEREKET ÜRETENİN BAŞINA BELA Çukurova; yeryüzünde ender bulunan ovalardan biridir. Bereketli topraklar üzerinde kurulmuş 1 yılda üç ürün alınabilen özelliğe sahiptir. Ülke tarımının kalbi ve gözbebeği Çukurova'dır. Çukurova tarımının da başkenti Adana'dır. Adana ilimiz, ülkemizin güneyinde, Akdeniz kıyısında bulunmakta olup 14.030 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahiptir. 13 ilçe ve 550 köye sahip bulunan Adana'da nüfus ise köyler ve şehir merkezi olmak üzere 2 milyondur. Nüfusun yüzde 35'i direk tarımla uğraşmakta olup, yüzde 20 civarında nüfus ise dolaylı olarak tarımdan geçinmektedir. İlimiz yüz ölçümünün yüzde 38'i (540 bin ha) tarım arazisi, yüzde 40'ı (547 bin 730 ha) orman arazisi, yüzde 3'ü (48 bin 970 ha) çayır-mera, yüzde 19'u (266 bin 300 ha) diğer alanlardır.

    İlimiz; ülkemiz tarımsal üretiminin
  • Mısır üretiminde son 2 yıl öncesine kadar yüzde 50'sini, son yılda ise yaklaşık yüzde 60-65'ini

  • Pamuk üretiminin yüzde 7'sini

  • Yerfıstığı üretiminin yüzde 29'unu

  • Soya üretiminin yüzde 70'ini

  • Narenciye üretiminin yüzde 30'unu

  • Buğday üretiminin yüzde 6-7'sini
  • Karpuz üretiminde ise yüzde 12'sini gerçekleştirmektedir. İlimiz, ülke tarımsal üretiminin ambarı olması ve topraklarından bereket fışkırmasına rağmen son yıllarda bu bereket üretenin başına bela olmuştur. Mısırda ülke üretiminin yarıdan fazla kısmını üreten ilimizde, mısır üretimi son 2 yılda sorunlar yaşamaktadır. Ülkemiz mısır ihtiyacı 3.5 milyon ton olup 2001-2002 ve 2003 yıllarına kadar üretimimiz 2.5-3 milyon ton civarında idi. O yıllara kadar 500 bin ton ila 1 milyon arası mısır ithal edilirdi. 2004 ve de özellikle 2005 yılında üretim fazlası ile karşılaşmaktayız. Ekim ve üretim planlaması olmayan aynı zamanda tarım politikamız bulunmayan ülkemizde plansız mısır üretimi yapılmaktadır. 2005 yılında tüm ülkede 4 milyon tondan fazla mısır üretileceği tahmin edilmektedir. Ancak, buna rağmen mısır ithal edilmiştir. 2005 yılı Adana'da üretilen 1 kg mısırın üreticiye maliyeti 30 Ykr/kg olarak bulunmuştur. TMO ise müdahale fiyatı olarak 26 Ykr açıklamıştır. Şu anda mısır üreticileri çok zor durumdadır. Önümüzdeki yıllarda mısır ithalatı kaçınılmaz olacaktır.




    AKP İKTİDARI YIKIM YILLARI Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, "58. ve 59. Hükümet'in görev başında olduğu yıllar, tarım sektörü ve üretici açısından yıkım yılları olarak tarihe geçmektedir" dedi. Günaydın, yaptığı açıklamada, 2003 yılından bu yana Türkiye'nin sattığından daha fazla tarım ürünü ithal eder ülke konumuna geldiğini vurgulayarak, Türkiye'nin kendi ekolojisinde yetişen tarımsal ürünlerin dışalımına, 2 milyar dolara yakın bir finansman ayırmak zorunda kaldığını kaydetti. Tarım sektörünün görünümüne de dikkati çeken Günaydın, şu görüşleri dile getirdi: "2003 yılında genel ekonomi yüzde 5.9 büyürken, tarım sektörü yüzde 2.4 küçülmüştür. 2004 yılında yüzde 9.9 olarak açıklanan büyüme rakamına karşılık, tarım sektörü büyümesi yüzde 2 ile sınırlı kalmıştır. Bütün bunlar tesadüf değildir. Tarımın yapısal sorunlarına yönelik hiçbir kalıcı iyileştirme politikası güdülmezken, kamunun tarım sektörü düzenleme görevi neredeyse tümüyle terk edilmiş durumdadır."

    www.evrensel.net