Mahkemelerde 'taşeronluk' dönemi

Kanunlarda, "Sadece özel ve teknik bilgi gerektiren konularda başvurulur" denmesine rağmen, çözümü teknik bilgi gerektirmeyen davalarda da bilirkişi raporlarına başvuruluyor.

Kanunlarda, "Sadece özel ve teknik bilgi gerektiren konularda başvurulur" denmesine rağmen artık hakimler gerekli olmayan konularda da üstelik bilirkişi tanımına uymayan kişilere dosyaları havale etmeye başladı. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 275. maddesine göre, "Muhakeme sırasında özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez" deniliyor. Ancak son dönemlerde bu kanun maddesine aykırı olarak çözümü özel veya teknik bilgi gerektirmeyen davalarda da bilirkişi raporlarına başvuruluyor. Üstelik seçilen bilirkişiler, hakimlerden ve avukatlardan ayrı bir formasyona sahip olmayan kişiler oluyor. Konuyla ilgili görüştüğümüz Avukat Canan Cengiz, işe iade davalarında mahkemelerin 275. maddenin dışına çıktığını belirtiyor. "Çözümü özel bilgi gerektirmeyen davalarda da dosyalar bilirkişilere gönderiliyor. Örneğin işe iade davalarında. Halbuki kanunun metni çok açık. 4857 sayılı İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar pek çok Yargıtay kararı da çıktı Hakimler bu kıstaslarla da karar verebilecekken konuların çözümünü bilirkişi raporları ile halletmeye çalışıyorlar" diyen Cengiz, seçilen bilirkişilerin de hiçbir zaman teknik bilirkişi olmadığını ifade ediyor. Avukatların, hukuk fakültesinde görevli akademisyenlerin ya da emekli iş müfettişlerinin bu tür davalarda bilirkişi seçildiğini dile getiren Cengiz, bu kişilerin de sonuç itibariyle hakimlerle aynı formasyonu almış kişiler olduğunu belirtiyor. Hakimlerin incelemek zorunda oldukları dosya sayısının fazlalığı nedeniyle bu yola başvuruyor olabileceklerini belirten Cengiz, "Ancak çözüm bu şekilde olamaz. Hukuk, bu tür bilirkişiler eliyle tesis edilemez" diyor.




Bazı örnekler Avukat Canan Cengiz kendi dosyalarında karşılaştıkları olaylardan örnekler verdi: Bizim dosyalarımızdan bir tanesinde satış sisteminin değiştiğini söylüyor işveren. 'Eskiden noktalara direk satış yaparken şimdi bayilere satıyorum' diyor. Bu nedenle işçiyi işten çıkarıyor. Hakim de dosyayı hukuk fakültesinde akademisyen bir bilirkişiye gönderiyor. Bu bilirkişinin satış sistemleri konusunda hiçbir bilgisi yok. Daha da önemlisi, dosyaya zaten satışın halen fabrikadan yapıldığına ilişkin faturalar koymuşuz. Burada hakim satışın fabrika tarafından yapıldığına karar verebilecekken konuyu akademisyen bir bilirkişiye gönderiyor. Bir başkasında şirket bir önceki yıla göre kârının azaldığını cirosunda kayıplar olduğunu, yeniden yapılandığını iddia ediyor. Müvekkilin iş aktini feshediyor. Burada da Yargıtay kararlarıyla ya da hakimin genel hukuk bilgisiyle çözmesi mümkünken dosyayı bir avukat bilirkişiye gönderdi. Bu kişi muhasebe incelemesi ya da şirketin hesaplarını inceleme konusunda yetkin bir bilirkişi değildi. Bu dosyada ilginç olan müvekkilin, işten çıkarılırken işe iade davası açmayacağına dair bir feragatname imzalamasıydı. Bilirkişi bu feragatname nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde bir beyanda bulundu. Ama İş Kanunu'nun 20. maddesinin son fıkrasına göre işçi hiçbir zaman işe iade davası açma hakkından feragat edemez. Bu kanunda çok açık ifade ediliyor. Aynı şekilde Yargıtay kararları da var bu konuda. Bu bilirkişinin bilirkişi olmadığını gösteriyor bu olay. Bilirkişi Yargıtay kararlarından haberdar olsaydı -ki biz Yargıtay kararlarını dosyaya koymuştuk bu da dosyayı yeteri kadar incelemediğini gösteriyor- bu yönde karar vermezdi. Sonuç olarak bu dosyada Yargıtay da bizi haklı buldu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Yetiştirme yurdunda skandal Adana'da, 18 yaşını doldurmalarına karşın, eğitimlerine devam ettikleri için yetiştirme yurdunda kalma hakkı olan 2 genç, "yurtta boş yer kalmadığı" gerekçesiyle yurttan atıldı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) yetkilileri, gençleri "okuyamayacağına kanaat getirildiği" için yurttan çıkardıklarını söylediler. Adana Şükrü Tülay Yetiştirme Yurdu'nda büyüyen ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nün sağladığı destekle eğitimlerini bugüne kadar devam ettiren gençler, gittikleri lisede sınıf geçmelerinin sevincini yaşayamadılar. Okula geç kaydolan ve yaşadığı sıkıntılar nedeniyle birkaç yıl sınıf tekrarı yapmak zorunda kalan Zafer Aktar (18), çok sayıda öğrencinin zorla okula götürüldüğünü anımsatarak, kendilerinin eğitime istekli olmalarına karşın, ellerindeki imkanların alınmaya çalışıldığını söyledi. Aktar, yetiştirme yurdunda büyüdüklerini ve bugüne kadar topluma yararlı gençler olmak için çaba sarfettiklerini vurgulayarak, "Bazı dönemlerde elimizde olmayan nedenlerle sıkıntılar yaşadık. Ama, hiç okulumu yarıda bırakmayı düşünmedim" dedi.

İkinci sınıfa geçti Kurttepe Endüstri Meslek Lisesi'nde eğitimini devam ettirdiğini ve bu yıl ikinci sınıfa geçtiğini anlatan Aktar, pek çok yaşıtının aksine okula gitmekten zevk aldığını ve derslerini çok sevdiğini söyledi. Yaşları 18 olduğu için yurttan çıkartılmak istendiğini dile getiren Aktar, "Yeni eğitim sezonu için hazırlıklar yapmaya başlamıştım. Bu yıl daha başarılı olacağımı düşünürken, 29 Haziran'da yurt müdürlüğü, yurdu terk etmemi söyledi. Önce, bir anlam veremedim. Çünkü, eğitimine devam eden erkek çocukların 18 yaşını dahi geçseler yurtta kalma hakkı olduğunu biliyorum. Ama, müdür benim bir an önce yurttaki odayı boşaltmamı istedi" dedi. Aktar, okulu başarıyla bitirdikten sonra, üniversiteyi kazanıp, elektrik mühendisi olmak ve kendi işyerini kurmak istediğini, ancak bu hayallerini, önüne konulan engeller yüzünden yaşama geçirememekten endişe duyduğunu belirtti.

'Masrafları karşılayamayız' Aktar ile aynı kaderi paylaşan ve temmuz ayında yurttan çıkmak zorunda kalan Mehmet Kayakıran da (18) Orhan Çobanoğlu Ticaret Lisesi'nde eğitimini devam ettirdiğini, ancak yurttan çıkarıldıktan sonra eğitim masraflarını karşılayamadığı için okula gidemediğini söyledi. Arkadaşı Zafer Aktar ile yurttan ayrıldıktan sonra Yetiştirme Yurtlarından Ayrılanlar Kültür ve Dayanışma Derneği (YURT-AY-DER) Adana Şubesi'nin kapısını çaldıklarını ifade eden Kayakıran, derneğin yardımıyla sığınmaevine yerleştiklerini, şimdilik kalacak yer problemini çözümlediklerini belirtti. Kanaat getirmişler! Adana Sosyal Hizmetler İl Müdürü Muzaffer Aygün ise, Mehmet Kayakıran ve Zafer Aktar'ın eğitim öğretime istekli olmadığını, derslerinde de yeterince başarı sağlamadıklarını iddia etti. Aygün, konuyla ilgili Şükrü Tülay Yetiştirme Yurdu yetkilileriyle görüştüğünü, iki gencin de Koordinasyon Kurulu kararıyla yurttan çıkartıldığını ifade etti.




Uygulama yanlış YURT-AY-DER Şube Başkanı Osman Yıldız yetiştirme yurdu yetkililerinin uygulamasının yanlış olduğunu, kendisinin olayı öğrendikten sonra yurt müdürüyle görüşme yaptığını ve yeterli yer olmadığı gerekçesiyle çocukları çıkarttıklarını ifade ettiğini, ancak bunun doğruları yansıtmadığını söyledi. Yurtta kalan çocukların, yasal olarak 18 yaşını doldurduklarında yurttan ayrılmaları gerektiğini ifade eden Yıldız, şunları kaydetti: "Ancak, bu çocukların durumu farklı. İlgili yönetmeliklerde 18 yaşını doldurmasına karşın eğitim gören erkek çocuklarının yurtta kalmalarında herhangi bir mani durum olmadığı belirtiliyor. Buna karşın, yurt müdürü önce 18 yaşını bahane ediyor, sonra yurdun dolu olduğunu iddia ediyor. Ben de bir yurt çocuğuyum ve YURT-AY-DER yöneticisi olarak yurdun yüzde 30 kapasitesinin halen kullanılmadığını biliyorum. Bu çocukların maddi kazançları yok. Eğitim masraflarını kendileri karşılayacak durumda değiller. Biz şimdilik sığınmaevine yerleştirdik, ama okula gidebilmeleri için her gün 2 otobüs değiştirmek zorundalar. Ayrıca, kitap ve kırtasiye masrafları da ulaşıma eklenince çocukların okula gitme umutları tamamen kırılıyor. Eğitime başlayalı bir hafta oldu ancak, maddi imkansızlıklar nedeniyle okula gidemiyorlar." Yıldız, yetkililerden sığınmaevinde kalan 2 çocuğa gerekli duyarlılığı göstermelerini istedi.

www.evrensel.net