12 Eylül sanatın içini boşalttı

Evrensel Kültür Merkezi'nin düzenlediği forumda 12 Eylül darbesinin kültürel alandaki yarattığı tahribat tartışıldı. Sennur Sezer ve Adnan Özyalçıner'in yönettiği forumda Şair Kemal Özer, 12 Eylül'ün "malzemesi hayat olan edebiyatı yok ettiği"ni vurgularken, Cengiz Gündoğdu, "12 Eylül gerçekçi edebiyatın belini kırmıştır" dedi.

Evrensel Kültür Merkezi'nin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nde önceki gün düzenlediği forumda "12 Eylül'ün Kültür Alanındaki Tahribatları" tartışıldı. 25 yıl önce yapılan askeri darbenin, ülkede pek çok şey gibi kültürü de tahrip ederek kültürel yozlaşmayı zaman içinde yerleştirdiği vurgulanan forumu Adnan Özyalçıner ve Sennur Sezer yönetti. Muzaffer İlhan Erdost, Demirtaş Ceyhun, Şanar Yurdatapan, Gülsen Tuncer, Hasan Kıyafet, Cengiz Gündoğdu, İbrahim Çiftçioğlu, Canol Kocagöz ve Gülsüm Cengiz'in konuşmacı olarak katıldığı forumda yapılan konuşmalarda, özellikle 'toplumsal bellek kaybı'na dikkat çekildi.

12 Mart, 12 Eylül... İlk konuşmayı yapan Muzaffer İlhan Erdost, aydınların zaman zaman ülkede oynanan oyunun farkına varamadıklarını, olayları derinlemesine ve çok boyutlu olarak kavrayamadıklarını belirterek, 12 Eylül ve 12 Mart gibi tarihleri iyi kavramak gerektiğini söyledi. 12 Mart'tan sonra güçlenen sola karşı, yeni faşistleştirme hareketlerinin başladığını ve sol üzerinde baskının arttığını ifade eden Erdost, 1974 ile 1980 arasında 5 bin kişinin öldüğünü söyleyerek "Sokak giderek kana bulanıyordu" dedi. 12 Eylül'ün Türkiye'de büyük kültürel kırılmalar ve yozlaşmalar yarattığını belirten Adnan Özyalçıner de düşünce ve anlatım özgürlüğü olmadıkça, en temel insan haklarının bile bulunamayacağını belirterek Türkiye Yazarlar Sendikası'nın 12 Eylül döneminde uğradığı baskıları ve TYS'ye açılan davayı anlattı. Demirtaş Ceyhun ise Türkiye'nin Amerikan egemenliği altına girdiği yılları anlatarak, geçmişin bilinmesinin önemi üzerinde durdu. "12 Eylül'ü sadece birkaç subayın düzenlediğini düşünmek mümkün mü" diye soran Ceyhun, "Askeri darbeleri değerlendirirken soğuk savaş gerçeğini göz ardı etmemek lazım" dedi. 12 Eylül'den kısa süre önce yurtdışına çıktığını söyleyen Şanar Yurdatapan, sanatçıların farklı politik kimlikleri nedeniyle 12 Eylül'de birleşip direnemediğini iddia etti. "Biz mahkemelere davalara giderken, utandık bir şey demeye; çünkü arkadaşlarımız işkencedeydi" diyen Sennur Sezer de Türkiye'de kalan aydınların verdiği mücadeleye değinerek, "Demek ki sesimiz Avrupa'ya gitmiyormuş" diye konuştu.

Bilendik, bilinçlendik... Gülsen Tuncer ise kendi yaşadıklarının ancak bir dipnot olacağını belirterek, 12 Eylül sonrası yaşadığı sıkıntılara kısaca değindi. "Ağır bir ekonomk baskı altına alındık. İş alamaz olduk. İsimlerimize yasak kondu. Oyun verilmiyordu. Erozyonu gördük. Ama bilendik, bilinçlendik ve notlarımızı aldık" dedi. Yurtdışına çıkan sanatçılara yönelik eleştiriler de yönelten Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Belleğimizi kaybettik. Çünkü 12 Eylül'de herkes fotoğraflarını, kitaplarını, mektuplarını, defterlerini yaktı. Ama umutsuz değilim yakılan ormanların yerine filizlerin doğduğunu gördüm. Toplumsal olaylar da doğa olayları gibidir" dedi. Öğretmenlerin hâlâ şu kitabı alırsam, kütüphanemde bulunması suç olur mu diye sorduklarını belirten Hasan Kıyafet ise "Acının resmi çizilmez" dedi. Cengiz Gündoğdu ise 12 Eylül faşizminden sonra sermayenin sanata doğrudan girdiğini belirterek "12 Eylül Türkiye'de gerçekçi edebiyatın belini kırmıştır" dedi.

Umut her zaman... Her şeye rağmen darbeden sonra yazmaya ve dergi çıkarmaya devam ettiklerini söyleyen Adnan Özyalçıner, darbeden bir buçuk ay sonra Yazko Edebiyat Dergisi'ni çıkardıklarını ve 12 bin bastıklarını belirtti. İşçi grevlerinde, direnişlerinde duvarlara karikatürler yaptıklarını anlatan Karikatürist Canol Kocagöz ise, "12 Eylül aydınların ürünlerini yok etti" dedi. Kemal Özer ise 12 Eylül'ün şiir üzerindeki etkisine değinerek, "12 Eylül, şiirde yaşam kavramının değiştirilmesine, içinin boşaltılmasına neden oldu. Böylece şiir, yaşamı toplumsal ve siyasal boyutlarıyla anlatmaktan çok uzak durdu. Malzemesi hayat olan edebiyat yerine, malzemesi edebiyat olan edebiyat karşımıza çıkarıldı" dedi. Ressam İbrahim Çiftçioğlu da, 12 Eylül'ün yarattığı kirlenmeye dikkat çekerken, son konuşmacı Gülsüm Cengiz 12 Eylül'den sonra çocuk ve gençlik edebiyatına hakim olan gerici, dinci havanın sonuçları üzerinde durdu. Gülsüm Cengiz, sözlerini "Umut her zaman var" diyerek tamamladı.

www.evrensel.net