'Orhan, Fatma'yı dövdü'

Orhan Günşiray, Fatma Girik'i dövüyordu. O gün Fatma Girik'e çok acıdım doğrusu. Çünkü konu gereği Orhan Fatma'yı dizine yatırıp dövecekti. Hadi bir kez, iki kez olsa neyse, ama sayısız kez dayak yedi Fatma kardeşimiz, hem de pek şakadan değildi gibime gelmişti.

Benim Türk sinemasıyla ilgili serüvenimin en sevdiğim tarafı, setlerde, yani filmlerin çekim yerlerinde gördüklerim, yaşadıklarımdır. Orada sinemamızın güzel insanlarını, yönetmeniyle, oyuncusuyla, kameracısıyla, ışıkçısıyla tüm emekçilerini en rahat ve en özgür halleriyle gördüm. Sinemaya yakınlığım Çetin R. Yüreğir'in desteğiyle Yeni Adana gazetesinde başlayıp, Muzaffer Erdost ve Erdoğan Tamer'lerin Pazar Postası ve Son Havadis gazeteleriyle devam etmişti. Sonra arkası geldi, Hasan Hüseyin Korkmazgil'in forum'u, Doğan Avcıoğlu'nun Yön ve Devrim'i, Turgut Kazan'ın Özhakikat'i, Şevket Rado'nun Ses'i, Recep Ekicigil'in Artst'i, Hayri Caner'in Yıldız'ı, Mehmet Ali Yalçın'ın Son Havadis'i ve diğerleri... Oralarda içinde bulunduğum çevreyi, güzellikleri, zaman zaman çirkinlikleri anlattım, yıllar boyu.

Film setleri Setlerin ayrı bir güzelliği vardı. Yönetmenin "motor" deyip, kameranın çalıştığı zamanların dışında herkes kendini yaşıyordu, rol yapan yoktu. Genellikle gırgır, şamata oluyordu, setlerde. Tabii tümü böyle değildi. Örneğin Ayhan Işık ya da Zeki Müren'in oynadığı filmlerin setlerinde çoğunlukla bir sessizlik egemen olurdu. Işıkçılar bile bir balet gibi dolaşırlardı sette… Açık söyleyeyim, ben, onların rol aldığı filmlerin setlerine gitmeyi pek istemezdim, belki de ürktüğümdendi. Ama diğerlerini kaçırmamaya bakardım. O yıllarda filmlerin dahili sahneleri, dekorların yer aldığı platolar dışında (En ünlüsü Sohban Koloğlu'nun platosuydu), iki yerde çekilirdi: Yeşilyurt'taki Muammer Karaca'nın modern, müstakil evi ya da Erenköy'deki ünlü konak. Yıllar geçtikçe sinemacılarda para çoğaldı ve bu dahili mekanların sayısı arttı. O gün Erenköy'deki konakta "Bazıları Dayak Sever" filminin bazı sahneleri çekiliyordu. İleriki yıllarda "Bağdat Caddesi Gençliği" diye tanımlanacak olan Suadiye-Erenköy-Caddebostan-Göztepe sosyetesinin genç kız ve erkeklerinin öncüleri konağı doldurmuştu. Çünkü Fatma Girik, Orhan Günşiray, Ahmet Tarık Tekçe, Necdet Tosun, Öztürk Serengil ve Atilla Yelkence vardı, o günkü sahnelerde rolü olan. Gırgır, şamata aralıksız sürüyordu. Ama üst katta, Yönetmen Mehmet Dinler'in gözetiminde Orhan Günşiray, Fatma Girik'i dövüyordu. O gün Fatma Girik'e çok acıdım doğrusu. Çünkü konu gereği Orhan Fatma'yı dizine yatırıp dövecekti. Hadi bir kez, iki kez olsa neyse, ama sayısız kez dayak yedi Fatma kardeşimiz, hem de pek şakadan değildi gibime gelmişti. Belki de gerçekçi olsun diye uğraşıyordu O. Günşiray… Bu sahnenin çekimi için önce sekiz on kez prova yapıldı. Mehmet Dinler "Olmadı" deyince, bir kez daha Fatma'nın poposuna indiriyordu şaplağı, Orhan Günşiray. Gerçekçi olduğunu Fatma Girik'in yüzünden anlıyordum. Çekim yapıldı. Arkasından afiş için fotoğraf gerektiğinden bir kez daha "Şaplak sahnesi" gerçekleştirildi. Orhan Günşiray, "Bir de gazeteci resim alsın" diyerek bir kez daha dövdü Fatma'yı. 14-15 karelik dayak sahnesi bile Fatma Girik'in neşesini engellememişti. Özetle söylemek gerekirse, 40-50 yıl öncesinin film setleri bir alemdi. Her şeyden önce herkes birbiriyle dostu. İçtenlik dolu bir arkadaşlık sürüp, gidiyordu çekim boyunca. Acaba bugün böyle mi, bilemiyorum.

www.evrensel.net