SALİM ŞENGİL

Yazarımız Sennur Sezer'in Salim Şengil ile on yıl önce gazetemizde yayınlanan söyleşini önceki gün yitirdiğimiz öykücü ve yayıncı Salim Şengil'in anısına yeniden yayınlıyoruz.

"İş yalnız dergi çıkartmakla bitmiyor. Dergi yöneticisi yaşadığı şehirlerin dışındaki yazarlarla sürekli yazışacak, onları teşvik edecek, onları yüreklendirecek, onların çözebileceği ufak tefek dertleriyle ilgilenecek ki, yazar da öyküsünü yazabilsin" Salim Şengil, bütün yazarların arasındaki adıyla Salim amca dergi yönetmenin ilk kuralını böyle koyuyor ortaya. Şengil de öykücü. Ama öykücülüğünden çok dergi yöneticiliğiyle tanınır. Türkiye'nin yalnızca öykü yayımlayan ilk dergisi Seçilmiş Hikayeler (Ekim 1947-Temmuz 1957) ile Dost (1957-1973) edebiyatımızda önemli yeri olan dergilerdir. Yani imzalara yer verişi, özel sayılarla, gündeme bir yazarı ya da konuyu getirişiyle, döneminde hep gündemde olmuştur. Seçilmiş Hikayeler de, onun bütün edebiyatı kapsayan ve devamı olan Dost da. Salim Şengil'in 10 yılda tanıttığı yeni öykü sayısı, 79. Bunlardan 38'i ünlü olmuş. İlk ürünlerini yayımladığı öykücüler arasında Nezihe Meriç, Bilge Karasu, Tahsin Yücel, Kemal Bekir, Fakir Baykurt, Tarık Dursun K., Vüsat O. Bener, Muzaffer Buyrukçu da var. Salim Amca'nın anımsadığına göre, dergide yer verdiği genç imzalardan ikisi, Kemal Özer'le Adnan Özyalçıner. "Uzun zaman hangisi hangisidir bilemedim" diyor. "Pul masrafı olmasın diye ikisi de aynı zarfın içinde gönderirlerdi öykülerini". Özyalçıner kıs kıs gülüyor. Onun anımsadığıysa, günümüzde bile hâlâ düzene girememiş telif olayında, Şengil'in titiz davranışı. Üstelik, gününde oldukça iyi bir paraymış ödediği telif. Onat Kutlar da şiirle görünmüş Seçilmiş Hikayeler'de. Onların karşılıklı anılara dalmasını engellemek için, söze karışıp, Seçilmiş Hikayeler fikrinin nereden geldiğini soruyorum. "Çok gerilere gitmem gerekecek, dergiyi anlatmak için. 1937 yılında Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye ölçüsünde bir hikaye yarışması açtı. Öykü demiyorum, o yıllarda hikaye dediğimiz için. Yoksa günümüze gelince öykü sözcüğünü kullanırım çünkü ben dile çok özen gösteren bir yazarım. Neyse bu yarışmada ben Türkiye Birinciliği'ni kazandım. Birinciden onuncuya kadar dereceye giren öyküler bir kitap biçiminde yayımlandı. Aldığı dereceye göre. İlk öykü benimki. Ben bekliyorum ki, dergiler benden öykü isteyecek. Oysa kitap yayınlandıktan üç gün sonra, parti grubunda kıyamet kopmuş, "Böyle sosyalist bir hikayeyi nasıl seçersiniz" diye. Seçici kurul, öyküleri eleme biçiminde ayırmıştı. 10'dan 30'a, 30'dan ona. Son on içinden derecelendirme yapılmış. Bu derecelendimeyi yapanlar içinde, o zaman Konservatuar'da hoca olan Sabahattin Ali, İçişleri Bakanlığı İç Basın'da müdür Sadri Ertem var. Adını şimdi anımsayamadığım biri daha. Bana zaten Sadri Ertem aktardı olayları. Hemen bir başka kurul düzenlenmiş, Falih Rıfkı Atay, Reşat Nuri Güntekin ve Sadri Ertem'le. Kurul benim öykümü okuyup, rapor vermiş: 'Son yıllarda realizm denilen bir ekol var. Bu genç arkadaş da bu ekola mensup olacak. Çünkü Ulus Meydanı'ndan her hangi istikamete otuz metre ayrıldığınız zaman bu olayların bir başka türlüsünü görmeniz mümkündür' diye. Kurul beni bu raporla kurtarmış ama sonra öğreniyorum ki, MİT de dosyayı açmış. Ben de Türkiye birincisi oldum. Dergiler benden öykü isteyecek, bir iki öyküm daha var ama bütün istekleri nasıl karşılarım diye tasarlıyorum." Salim Şengil acı acı gülüyor. "Kimsenin umurunda değil. Bir yıl, iki yıl...Çatlıyacağım." Salim Şengil, askere gider. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır, 48 ay askerlik yapar. 1943 yılında döner. Ankara Halkevi bir öykü yarışması açmıştır. Katılır. Yine birinci olur. Yine öykü isteyen yok. Kitabını yayınlar: Kafasını Törpüleyen Adam. Öykü isteyen yok bari eleştirilsin diye düşünmektedir. Kitabı ilk birinciliği yüzünden, buruk bir duyguyla CHP'yi ithaf etmiştir, ama onların dergisi de öykü istemez. Halkevi bir yarışma daha açar. Yine birincilik. Yine yok sayılma. Kendi bir dergi çıkartmaya karar verir. Memduh Şevket Esendal ile tanışır o arada. Esendal'dan Şengil'e "Sen hikayecisin, yalnız hikaye yayınlayan bir dergi çıkar" önerisi gelir. Ve "Seçilmiş Hikayeler" doğar. İlk sayıda Memduh Şevket'in de bir öyküsü vardır, M. Oğulcuk imzasıyla. Esendal, politikayla uğraştığından, adını kirlenmiş sayıp, edebiyatta kullanmamaktadır. Ayrıca Esendal, öykü seçiminde de yardımcı olur Şengil'e. Şengil, yaşamını kazandığı işin yanında dergicilikle uğraşır. Mektuplar yazar, öykü ister. Öykücülerinin Ankara'daki işlerini çözümlemeye çalışır. MİT'in baskısıyla sık sık basımevi değiştirmek zorunda kalır. Kağıt sorunuyla uğraşır. Adresler keşfedip dergiyi satmaları için yollar, iki yıl hesap istemez. Enflasyon yoktur. Dergi 50 kuruştur. Ödediği telif 7,5 lira. Sait Faik'e 15 lira verir. Çünkü Varlık Dergisi 10 lira vermektedir. İlk sayılar 2000 adet basılır, sonra tiraj 4000'e çıkar. Dergiye bankalardan reklam alınır. Ve yavaş yavaş Şengil, genç yazarları bastıkça, "Ben yazmasan da olur" duygusuna kapılır. Oysa ilk sayılarda hep vardır öyküleri. Dergiye önce öykücülükle ilgili yazılar eklenir, on yıl sonra edebiyatın öteki dallarından da, toplumsal/ siyasal durumla ilgili yazılar da girmesi zorunluluğu doğar, dergi adını ve biçimini değiştirir. Dost dergisi, Halis Acarı (Asım Bezirci), Fethi Naci, Tahir Alangu, İlhan Başgöz, Metin And gibi araştırma ve eleştirme uzmanlarının hemen her sayı yazdıkları bir dergi olur. Şengil, arada yayınevinde kitap yayınlamaya da başlamıştır. Kendi öykülerine 1980'de Ankara'dan İstanbul'a göçünce döner. Es be Süleyman Es (1980), Güzel Bir Oyun (1983), Savrulup Gidenler (1987). Ama yazma ve yayımlama heyecanı, kitaplarını tasarladığı biçimde yayınlamayı bekleyemez. Öykülerle oluşturulacak bir şehrin romanından bazı öyküleri yayımlar. Sonradan bütünlemek düşüncesiyle. Salim Şengil 1913 Selanik doğumlu. Fethiye'ye göçmüş ailesiyle. Ortaokuldan sonra bir maden şirketinde çalışmaya başlamış. Fethiye o dönemde oldukça modern bir yer. Akşamları müzik var. Sonra tiyatro geceleri, gençlerin düzenlediği. 1937'de Ankara'ya gitmiş. Çalışmak ve eğitimini sürdürmek için. Liseyi dışardan bitirmiş. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Öyküde dil özenine meraklı. Kalıplaşmış, klasik öykü biçimini kullanmayı sevmiyor. Yaşar Kemal'in Pis Hikayesi'ne ayırdığı özel sayıyı gösteriyor bana. "Bu öyküyü ne Cumhuriyet ne Varlık yayınlamaya yanaşmış" diyor. "Ben okuyunca çok beğendim, Turhan Selçuk'a resimlettim". Dört renkli bir dergi. O dönemde uygulanması zor bir teknik...Günümüzde böyle bir dergi diyecek oluyorum... O Seçilmiş Hikayeler'le ilgili yargısını söylüyor: "Çok öykücü vardı da bu dergi onun için mi gerekti? Yoksa dergi olduğu için mi öykücüler ortaya çıktı. Benim kanıma göre çok öykücü olsaydı bunlar Varlık'ta, Oluş'ta da yazarlardı. Bu yazarları yasmaya zorlayan Seçilmiş Hikayeler oldu. Övünmek gibi olmasın ama ben, bu yazarları buldum çıkardım."

www.evrensel.net