Sandık kalktı, kavga sürüyor

Fransa'da, referandum sonrası 'saldırı ve intikam hükümeti'nin göreve başlamasından bir gün sonra, Paris'te CGT sendikasının çağrısıyla yapılan mitinge 25 bin işçi ve emekçi katıldı.

29 Mayıs'ta gerçekleşen ve Fransa'yı politik krize, Avrupa Birliği'ni sarsıntıya sürükleyen anayasa referandumunun etkisi sürüyor. AB'nin, telaşa kapılan yöneticileri arasındaki diplomasi trafiği Brüksel zirvesi öncesinde yoğunlaşırken, Fransız iç politikasında önemli gelişmeler yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın yeni atadığı Başbakan Dominique De Villepin ve hükümeti, çarşamba günü güvenoyu alarak göreve başladı. Bu hükümetin herhangi bir yenilik ve değişim amacıyla değil, halkın gözünü boyamak ve referandumdan çıkan hayır oyunun intikamını almak üzere kurulduğu, ilk günden itibaren belli olmuştu. Nitekim, sunulan hükümet programı, iflas etmiş ve üç seçimde halktan tokat yemiş olan bir öncekinin aynısıdır. Üç yıl işbaşında kalan Jean-Pierre Raffarin ve hükümeti; yerel seçimlerde, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ve son olarak referandumda ağır bir yenilgiye uğradıktan sonra gitti. Şimdi Chirac, bu eski hükümetin sadece başbakanını görevden aldı, programı ve bakanlar kurulu ise hemen hemen aynı kaldı.

Sermaye programı De Villepin'in açıkladığı hükümet programı içerisinde "yeni" denebilecek birkaç nokta varsa, onlar da, işveren temsilcilerinin istekleri doğrultusunda yapılan düzenlemelerdir. Büyük patronlar çalışma yasasının değiştirilmesini, işçiyi kolayca işten atma önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlardı. Bir de grev hakkının budanmasını, grev esnasında bile asgari üretimi ve hizmeti garantiye alacak düzenlemelerin yapılmasını talep ediyorlardı. Bu her iki konu, zaten 1995'den beri Chirac'ın programında bulunuyordu ve eğer ömrü yetseydi Raffarin hükümetinin de gündeminde idi. Şimdi sözde, sandıktan çıkan mesaja kulak verme ve işsizliği azaltma adına, bu pilav yeniden ısıtılmış oluyor. Tabii ki, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine iki yıl kala, çalışma yasasını açıktan değiştirmeye kalkışmanın akıllıca bir tutum olmadığı meydandadır. Onun yerine, dolaylı yollardan aynı sonuca varmak hedeflenmektedir. Villepin'in açıkladığı en büyük yenilik, "yeni istihdam sözleşmesi" oldu. Bu tür sözleşmeye göre patronlar, bir işçiyi iki sene boyunca "deneme süresi" diye çalıştırdıktan sonra, herhangi bir tazminat ödemeksizin işten atabilecekler. Şimdiye kadar bu süre 3 ay ile sınırlanmıştı ve en fazla bir kez daha yenilenebiliyordu. Patronlara bu yolun açılması, bundan sonra kalıcı sözleşme ile güvenceli bir işte çalışmanın, hemen hemen imkansız hale gelmesi demektir. Anglosakson modeli! Bir süredir reklamı yapılan Anglosakson modelinden bir bölüm alınarak, çalışanlar güvencesizliğe sürükleniyor ve böylece işsizliğe "çözüm" aranıyor. Ama hükümet programında yatırımlarla ilgili, emekçi kesimlerin alım güçlerini desteklemekle ilgili herhangi bir şey yok. Son yıllarda rekor kârlar elde eden tekellerin kârlarını biraz kısıtlama yönünde herhangi bir adım beklemek ise, zaten saflık olur. Bu birkaç gün içinde yapılan ve söylenene bakılarak bir fikir edinmek mümkün: Patronlara, işçiyi geçici sözleşme ile iki sene çalıştırma ve isterse kapı önüne koyma serbestliği, yani esneklik. Enerji işkolunda ve telekomda özelleştirmenin birkaç ay içinde bitirileceğinin teyit edilmesi. Devlet otoritesini yeniden tesisi için baskı önlemlerinden kaçınılmayacağının bizzat İçişleri Bakanı tarafından ilan edilmesi. Göçmenlere karşı bir dizi önlem ve bu yıl sonuna kadar sınırdışı edileceklerin oranının yüzde 50 arttırılacağının açıklanması. Ve bütün bunların, yaz ayları boyunca parlamentodan geçirilecek kanun hükmünde kararnamelerle yapılacağının ilan edilmesi. Bir de, Raffarin hükümetinin gerçekleştirdiği 'reform'ların pratikte uygulanmasına girişilmesi.. Temel görev olarak bunlar belirlenmiş bulunuyor. İşte bu programla ortaya çıkan saldırı ve intikam hükümeti, parlamentoda çoğunluğu oluşturan sağcı UMP'nin oylarıyla güvenoyu alarak göreve başladı. Hükümet 178 karşı ve 4 çekimser oya karşılık, 363 lehte oy toplayarak güvenoyu aldı. Referandum kampanyasında Chirac ve UMP ile birlikte "Evet" çağrısı yapan Sosyalist Parti ile Komünist Parti aleyhte oy kullanırken, merkez sağdaki UDF oylamaya katılmadı.

İlk miting CGT'den Referandumda neoliberal saldırı politikasına karşı oy kullanmış olan işçiler ve diğer emekçi kesimler, yeni hükümete karşı tepkilerini ifade etmekte gecikmediler. Hükümetin resmen göreve başlamasından bir gün sonra, Paris'te CGT sendikasının çağrısıyla yapılan mitinge 25 bin kişi katıldı. Emekçiler, Chirac'ın ve hükümetin provokatif bir tutum içinde bulunduğunu, buna sessiz kalmayacaklarını ifade ettiler. CGT Genel Sekreteri Bernard Thibault, mitingde yaptığı konuşmada, "Saldırıya geçmek için 10 gün bile sabredemeyen bu hükümete 100 gün müsaade etmeyeceğiz. Villepin hükümeti, işçileri her türlü güvenceden yoksun gündelikçiler haline getirmek istiyor" dedi. Aynı gün Paris'te ve 50 kadar şehirde emekliler de, "alım gücünün arttırılması" talebiyle gösteriler yaptılar. Paris'teki eyleme 5000 emekli katıldı. Fransız Komünist Partisi, hayır kampanyası yürüttüğü tüm güçlerle birlikte, 16 Haziran günü eylemler, forumlar, gösteriler yapma çağrısında bulundu. CGT sendikası da, işveren kuruluşu Medef'le genel görüşmelerin yapılacağı 21 Haziran günü, ülke çapında genel eylem çağrısı yaptı. Görünen o ki, önümüzdeki dönem, Fransa'da hareketli geçecek. Yaz ayları boyunca iki taraf da karşılıklı hazırlıklarını yapacaklar ve kapışma sonbahar aylarında yaşanacak. Emekçilerin çeşitli vesilelerle sokakta ve birkaç kez de sandıkta ortaya koyduğu tepkiyi hafifletecek önlemler alınmadığı sürece bu, kaçınılmaz görünüyor.

www.evrensel.net