Gazeteciler AKP'nin
   istediğini mi yazacak?

Türk Ceza Kanunu (TCK) ile birlikte en çok tartışılan konulardan biri de kanunun basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı oldu.

Türk Ceza Kanunu (TCK) ile birlikte en çok tartışılan konulardan biri de kanunun basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı oldu. Son günlerde her fırsatta TCK'nın gazetecilere "hapis cezası" getirmesinin otosansüre neden olacağını belirten basın örgütleri, AKP Hükümeti'ni telafisi zor yanlışlardan geri çevirmek için çağrılarda bulunuyor. TCK'nın gazetecilere neler getirdiğini Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi ile konuştuk. İpekçi, "Gazetecileri hapse götürecek bir düzen yaratılamaz" diyerek hükümeti duyarlı olmaya çağırdı.

TCK gündeme geldiği günden itibaren konu ile ilgili birçok tartışma yapıldı. Sizce TCK'daki düzenlemeler neler dikkate alınarak yapıldı? Basınla ilgili düzenlemeleri basınla devlet arasındaki ilişkiler ve basınla patronları arasındaki ilişkiler olarak değerlendiriyoruz. Basın özgürlüğü denildiğinde bu unsurların bir dengeye oturtulması lazım. Günümüze kadar basınla devlet arasındaki ilişkilerde liberalleştirme çalışmaları ağırlıktaydı. Dolayısıyla biz patron ile çalışan arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi ve basın çalışanlarının patronlara karşı korunması konularına ağırlık veriyorduk. Basın Kanunu, gazeteciler hakkında hürriyeti bağlayıcı hapis cezalarının getirilemeyeceğini hükme bağlıyordu. Bu olumlu bir gelişme idi. O dönemde para cezalarının yüksekliğinden şikayet etmiştik. Yine de söylüyoruz. Basın Kanunu'nda çekincelerimizin olmasına rağmen bu kanun ileri bir kanundu. TCK gündeme geldiğinden beri biz de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'de (TGC) sürekli uyarılar yapıyor. Hatta TGC'nin bu konuda çok daha detaylı hazırladığı hukuki incelemeleri var ve bu incelemeleri raporlaştırdı.

TCK tartışmalarına kitle örgütlerinin yeteri kadar hakim olduğunu düşünüyor musunuz? TCK'dan hiç kimsenin haberi olmadı. Her ne kadar "gönderildi, görüş soruldu" deniliyorsa da TGS'ye böyle bir görüş sorulmadı. İlk defa TCK'nın ne getirip ne getirmediğini Basın Kanunu'nun Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri sırasında milletvekillerinin ifadelerinden anladık. Biz Basın Kanunu ile ilgili "Aman ne kadar güzel" derken o sırada Adalet Alt Komisyonu'nda TCK ile ilgili görüşmeler yapılıyor ve bütün düzenlemeler hapis cezasına bağlanıyor. Biz işte ilk defa orada TCK'dan haberder olduk. Zaten kanun hep gizli kaldı. Açığa çıkmadı. Meclis'in birden bire bir araya gelmesiyle TCK alelacele geçirildi. Herkesin kendine göre savunması var. İktidar faklı muhalefet farklı söylüyor. 17 Aralık öncesinde Avrupa Birliği'nin dayatması nedeniyle kanunun bu şekilde geçirildiği düşünceleri doğdu.

Basın örgütü temsilcilerini azarlayan AKP Milletvekili Hayati Yazıcı, TCK'nın kamuoyunda yeteri kadar tartışıldığını iddia ederek "Kanun ile ilgili olarak tüm örgütlerin katılımı istendi. Ama kim ne kadar katılım verdi, onun çetelesini verirsek birçok arkadaşımız burada mahcup olur" dedi. Bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir kere duyarlı kesimler ile duyarsız kesimleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Meslek örgütleri gerekli hassasiyeti gösterdiler. TGC hukukçularına detaylı rapor hazırlattı ve sundu. Biz rapordan yararlandık ve basın açıklamalarımızla şuna dikkat çektik; "Basın kanununun getirdiği iyileştirmeler TCK'da geriye götürülüyor. Bu yanlıştır. TCK'daki kimi geriye götürücü hükümler Avrupa Birliği'ndeki muhatapların gözünden kaçırılmıştır." Kimsenin kimse hakkında çetele tutmasına gerek yok. Burda yanlış ve eksik olan şey o dönemde yaygın medyanın TCK'nın 17 Aralık öncesinde AB'den tarih alacağız hengamesinde biraz da iktidara yakın ve şirin görünme yaklaşımı ile konuyu tartıştırmamasıdır. Aslında kanunu iktidar da, belki muhalefet de tartıştırmak istemedi. Çünkü herkes kendini tarih almaya adamıştı. Herkes kendince siyaset yaptı. Bir oyun oynadı. Gerekli uyarıların kamuoyuna ulaşmasını engelleyen iktidarla iyi ilişkiler içinde olma tercihindeki yaygın basındır. Herkesin değişiklik yapılmasını kabul ettiği noktada neyin çetelesini tutuyorsunuz. Bundan sonra yanlışların düzeltilip düzeltilmeyeceği noktası önemlidir.

TCK'nın uygulamaya geçilmesi ile görünen o ki gazeteciler hakkında sayısız davalar açılacak. Peki gazetecilerin yargı sürecine dahil edilmesi iş güvencelerini nasıl etkiler? Bu kanunun getirdiği yaptırımlardan dolayı gazetecinin işinden olması mümkün. Çünkü gazeteciler koruma altında değil. Gazeteci TİS olan bir işyerinde olduğu takdirde basın suçlarından dolayı hapis cezasına mahkûm edilirse mahkûmiyetinden sonra işe dönüşü TİS ile garanti altına alınır. Ancak çalışanların yüzde 95'i sendikal haklardan yoksun. Bu durumda mahkûmiyetini tamamladıktan sonra işe dönüp dönmeyeceği işverene kalmış bir şey. Teşmil uygulaması ile biz, gazetecilerin güvence altına alınmasını istiyoruz ancak buradaki taleplerimizde tırpanlanıyor.

Hükümetle yaptığınız görüşmeler ışığında kamuoyuna nasıl bir mesaj vermek istersiniz? İstanbullu milletvekilleri ile görüştüğümüzde TCK'da kişilik haklarının ön plana çıkarıldığını dile getirdiler. Görüşmelerde gazetecilerin en çok sıkıntıya düşeceği konuları değiştirmeye yanaşmıyorlar. Bir yılı geçerse hapis cezasını para cezasına çeviremiyorsunuz iki yılı geçerse tecili mümkün değil. Biz o zaman boşa mı diyoruz hapishaneler gazeteci dolacak diye. Bu kanunla gazeteciye "Hayır benim istediğim dışında bir şey yazamazsın" denilecek ve keyfilik ortaya çıkacak. Gazeteciler artık mahkemelere gidip gelmekten yılacağı için otomatik olarak kendine otosansür uygulayacak. Kanunun içeriğine ve hükümetin ısrarına baktığımız zaman bu kanunu heralde gazetecileri sindirmek için hazırlamışlar. Bu maddeler özel olarak seçilmiş ve bu şekilde düzenlenmiş. Gazetecileri hapse götürecek bir düzen yaratılamaz. Bu bir şekilde geri teper. Eğer yasa bu şekilde kalacaksa biz bunun utancını paylaşmayacağız. Gazeteciler olarak hapse girmekten çekinecek değiliz. Kanunun bütün olumsuzluklarına rağmen gazeteciliğimizi yapacağız. Ne basın özgürlüğünden ne ifade özgürlüğünden vazgeçeceğiz.




TGS'NİN ÇALIŞMALARI Sendikanın basın özgürlüğü konusunda ne gibi çalışmaları var? Sendikamız son kongresinde gündemine basın özgürlüğünü de alan bir kurum olmak için tüzük değişikliği yaptı. Ve bu anlayışla da genel kurul sonrasında çalışmalarımızı yürüttük. Kongremizden sonra gündemi TİS ve aynı zamanda basın özgürlüğü olan 6 ayrı ilde gazetecilerle toplantılar yaptık. Toplantılarımızın bir gündemi de AKP'nin, gazetecilerin yaptığı çalışmalara yönelttiği müdahalelerdi. Bu müdahaleleler doğrudan doğruya Başbakan Erdoğan tarafından, bakanlar, milletvekilleri tarafından yapılıyor. Gazetecilerin soru sorması yasaklanıyor. Yapılan yayınlar beğenilmiyor. Kimi gazetecilerin yıllık izne çıkarılmaları sağlanıyor. Hükümetin uyguladığı dolaylı sansür neticesinde patronların hükümetle iyi ilişkiler içinde olma anlayışı içinde olmak için uyguladığı otosansür var. Bunlara karşı bir kampanya başlatmayı hedefledik. Bu kampanyamızı bu süreçte deklare ettik. Ve hapishanelerin gazetecilerle dolacağını söyledik. Olayın medya tarafından sahiplenilmesi çok sonra oldu. Yaygın basın, mart ayında birden bire bu konuyu gündemine aldı. Medyanın bu konuyu çok sonra işlemesinin ardından sendikalar ve kitle örgütlerinin fikirlerine itibar edildi. Tabi buda bir ilerlemedir. Kamuoyunun oluşması ile birlikte hükümet yasada değişiklik yapılması ihtiyacını hissetti. Kanunun birçok eksik yönü vardı. Değişiklik sürecinde sanki geriye dönülecekmiş izlenimini taşıyorum.

www.evrensel.net